Navigation

Buradasınız

“Ekonominin Gerçekleri”: Büyüyen Kârlar Düşen Ücretler!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 118
İşçi ve emekçiler için zorlu geçen bir yılı geride bıraktık. 2018 yılı daha da zorlu geçecek. Çünkü iş ve yaşam koşullarımız her geçen gün katlanılmaz hale geliyor. On milyonlarca işçi, yaşam koşullarının olumlu yönde değişmesini bekliyor. Ancak asgari ücrete yapılan zam, bir kez daha bu beklentiyi boşa çıkardı. Asgari ücret, asgari geçim indirimi de içinde olmak üzere 1603 lira oldu!
2016’nın son çeyreğinde üretilen toplam değerden işçi ücretlerine ayrılan pay yüzde 36 iken 2017’nin son çeyreğinde bu oran yüzde 32,7’ye düşmüş. Yani milli gelir artıyor ama işçilere düşen pay azalıyor. Türkiye büyürken sadece veya asıl olarak patronlar büyüyor, üretilen toplam değerden işçilerin payına düşen kısım küçülüyor.

İşçi ve emekçiler için zorlu geçen bir yılı geride bıraktık. 2018 yılı daha da zorlu geçecek. Çünkü iş ve yaşam koşullarımız her geçen gün katlanılmaz hale geliyor. On milyonlarca işçi, yaşam koşullarının olumlu yönde değişmesini bekliyor. Ancak asgari ücrete yapılan zam, bir kez daha bu beklentiyi boşa çıkardı. Asgari ücret, asgari geçim indirimi de içinde olmak üzere 1603 lira oldu!

Çalışma Bakanına ve hükümete sorarsanız 1603 lira işçiye yeterli! Nitekim Çalışma Bakanı asgari ücret zammının “enflasyon oranının üzerinde” olmasıyla övünüyor, 1603 lira için “pozitif rakam” diyebiliyor. Güya hükümet “işçi kesimi ile işveren kesimi arasında bir orta yol bulmaya” çalışmış. Ama ne hikmetse bu “orta yol” açlık sınırının bile altında kaldı! 4 kişilik bir aile için açlık sınırı 1608 lira, yoksulluk sınırı 5 bin 238 lira. Hükümetin “orta yolu” 1603 lira!

Bakan belirlenen rakamın gerekçesini şöyle açıkladı: “Türkiye’nin büyümesini sürdürmesi önceliğimizdir.” Bu gerekçeyle hükümet o unutulmaz film repliğindeki gibi “yaptım ama bir sorun bakalım, niye yaptım?” demiş oluyor. “Türkiye ekonomisinin büyümesi için sizi aç bırakıyoruz” diyerek adeta aklımızla dalga geçiyor.

Oysa asgari ücretin belirlendiği günlerde Türkiye ekonomisinin kaydettiği büyüme gündemde geniş yer bulmuştu. Hükümetin adeta davul zurnayla duyurduğu rakamlara göre, yılın üçüncü çeyreğinde %11’lik bir büyüme gerçekleşmişti ve beklenen yıllık büyüme oranı da %7,4 civarında olacaktı. Hükümet “Türkiye’yi kimse durduramaz, büyümeye devam edeceğiz” diye peş peşe açıklamalar yapıyor. Bu büyümeden dolayı herkesin gurur duyması gerektiğini söylüyor. Ama malum, ne gurur ne de 1603 lira karın doyurmuyor! Ekonominin büyümesi işçinin derdine derman olmuyor; zengin daha zengin oluyor, yoksul daha yoksul hale geliyor.

Meselâ 2016’nın son çeyreğinde üretilen toplam değerden işçi ücretlerine ayrılan pay yüzde 36 iken 2017’nin son çeyreğinde bu oran yüzde 32,7’ye düşmüş. Yani milli gelir artıyor ama işçilere düşen pay azalıyor. Türkiye büyürken asıl olarak patronlar büyüyor, üretilen toplam değerden işçilerin payına düşen kısım küçülüyor. Buna rağmen, sanki çok ihtiyaçları varmış gibi, işverenlere 100 liralık asgari ücret desteği veriliyor.

Asgari ücret tespit komisyonunda yer alan işveren örgütlerinin temsilcisi tam da bu nedenlerle komisyona, hükümete, Cumhurbaşkanına defalarca teşekkür etti. “Asgari ücretin tespitinde ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal durumun yanı sıra işsizlik oranları, verimlilikteki gelişmeler ve rekabet gücü gibi başka değişkenlerin de dikkate alınmasının temel beklentimiz olduğunu her toplantıda ifade ettik” dedi. Demek ki patronlara ve hükümete göre “Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal durum” milyonlarca işçiyi 1603 liraya mahkûm etmeyi gerektiriyor! İşçilerin daha yüksek asgari ücret istemesi sakıncalı, ülke çıkarlarına, ekonominin gerçeklerine aykırı! Baksanıza, devletin en tepesindekiler daha yüksek asgari ücret isteyene “eline diline dursun” diyebiliyorlar.

Düşük ücretler, taşeronluk, grev yasakları, OHAL bahanesiyle haklarını arayan işçilerin polis tarafından engellenmesi, işçilerin sendikalı olmasının önüne engeller konulması ülkenin değil, apaçık sermayenin çıkarları gereğidir.

Öte yandan metal patronlarının örgütü MESS, metal işçilerine gülünç bir zam önerdi. Bahane yine aynı: “Ekonominin istikrarı zedelenir”! KHK ile taşeron düzenlemesi yapıldı. Özel sektörde çalışan işçiler bu düzenlemenin dışında bırakıldı. Kamuda çalışan taşeron işçilerin çoğuna kadro verilmedi. Peki, gerekçe ne? “Rekabet gücü etkilenir”. İşçi taşeron belasından kurtulmasa da olur, yeter ki şirketlerin rekabet gücü zayıflamasın, patronların kârı azalmasın! Kadro isteyene verilecek cevap belli: “Ne kadrosu? Çalışıyorsunuz ya!”

Artık farkına varmamız lazım: Egemenler için mesele ekonominin büyümesiyle herkese refah sağlamak değil, tüm zenginliği sermayeye akıtmaktır! Karşımıza hep aynı yalanlarla çıkıyorlar, “aynı gemideyiz” diyerek sırtımıza biniyorlar! “Ülke çıkarları”, “milli güvenlik”, “ekonominin gerçekleri”, “işyerinin gerçekleri”, “rekabet gücü”… deyip duruyorlar. Bu sihirli sözcükler karşısında boyun eğmemizi, tüm politikalarına koşulsuz destek vermemizi istiyorlar.

Meselâ ülkeyi bir buçuk yıldır OHAL ile yöneten AKP hükümeti, bunu herkesin güvenliği için yaptığını iddia ediyor. Ama bizzat Cumhurbaşkanı işverenlere şöyle diyor: “OHAL’i biz iş dünyamız daha rahat çalışsın diye yapıyoruz. Soruyorum: İş dünyasında herhangi bir sıkıntınız, aksamanız var mı?” Ve sonra devam ediyor: “Grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifade ederek anında müdahale ediyoruz. Çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız. Bunun için kullanıyoruz biz OHAL’i.” Nitekim OHAL sürecinde neredeyse bütün grevler “milli güvenliği bozucu nitelikte” oldukları gerekçesiyle yasaklandı. İşverenler rahat rahat işçileri sömürmeye devam ederken, işçilerin haklarını aramaları devlet tarafından engellendi, engelleniyor.

Her şey çok açık: Düşük ücretler, taşeronluk, grev yasakları, OHAL bahanesiyle haklarını arayan işçilerin polis tarafından engellenmesi, işçilerin sendikalı olmasının önüne engeller konulması ülkenin değil, apaçık sermayenin çıkarları gereğidir. Tüm bu bahanelerin arkasında sadece ve sadece sermayenin çıkarlarının korunması vardır. Bu yalanların amacı sermayenin daha fazla kâr elde etmesi uğruna işçilerin daha fazla sömürülmesine kılıf uydurmaktır.

Teknolojinin gelişmesi ve ekonominin büyümesi işçi sınıfına daha yaşanabilir bir hayat sunmuyor. Ekonomi büyüyor ama işsizlik artıyor! Ekonomi büyüyor ama işçilerin alım gücü düşüyor! Ekonomi büyüyor ama işçilerin payına düşük ücretler, uzun iş saatleri ve katlanılmaz yaşam koşulları düşüyor! Yani kısacası tek büyüyen sermayedir, onların kârlarıdır. Bu gidişatı tersine çevirecek olan ise işçilerdir! İşçilerin bir araya gelmeye, örgütlenmeye, hakları temelinde mücadele etmeye su kadar, ekmek kadar ihtiyaçları var. Açgözlü egemenlerin süslü yalanlarını ve gerekçelerini reddetmeliyiz! Kendi sınıf çıkarlarımızı görmemizin, onlara sahip çıkmamızın ilk şartı budur. Şairin dediği gibi “aldanmazsak varız, aldanırsak yok!” İşte bütün mesele bu!

22 Ocak 2018

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Türkiye’de ilk koronavirüs vakasının görülmesiyle birlikte İşçi Dayanışması sayfalarında pek çok kez bu salgının işçi haklarına yönelik saldırıların bahanesi ve örtüsü haline getirileceğine dikkat çektik. İşçilerin bu konuda uyanık olmasının önemine...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, 2020 Tersane Gemi Sektöründe İş Cinayetleri Raporunu Limter-İş Sendikasına üye tersane işçileriyle birlikte Tuzla İçmeler Köprüsü üzerinde bir basın açıklamasıyla duyurdu. “İş cinayetlerine, salgına,...
  • Kapitalist sistemin küresel krizi, küresel ısınma ve iklim değişikliği, koronavirüs salgınının kısa zamanda küreselleşmesi, Ortadoğu’da yoğunlaşan Üçüncü Dünya Savaşı… Bir çırpıda art arda sıraladığımız bu başlıktaki sorunlar tüm insanlığı derinden...
  • Baskıcı molla rejimi altında iyice nefessiz bırakılan İranlı işçiler, Aralık ayından bu yana neredeyse 250 grev ve protestoya imza attılar. İranlı sınıf kardeşlerimiz her geçen gün mücadeleyi büyütüyorlar. Öğrencilerin, sağlık emekçilerinin,...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş ile patron örgütü MESS arasında süren toplu iş sözleşmesi (TİS) süreci devam ediyor. ABB Power Grids, Schneider Enerji, Schneider Elektrik, Grid Solutıons Enerji ve Arıtaş Kriyojenik işyerlerinde çalışan 1900 işçi, TİS...
  • Bir tarafta Aralık ayı için açıklanan yüzde 14,6 resmi enflasyon oranı, diğer tarafta tüm emekçilerin bildiği, evlerini ve ceplerini yakan gerçek hayat pahalılığı… Bir tarafta asgari ücret zammı, bir tarafta neredeyse her gün, her şeye gelen “fiyat...
  • “Pusulası olmayan toplum ve sınıflar meçhule giden bir gemi gibidir.” Böyle yazıyordu İşçi Dayanışması gazetemizin 153. sayısındaki başyazısında. Bu kısacık cümle ne kadar da çok şey anlatıyor değil mi? Gerçekten de pusulası olmayan milyonlarca işçi...
  • Yıllardır her sonbaharda grip aşısı yaptırıyordum. 2020’nin Ekim ayının son günlerinde Aile Sağlık Merkezine gittim. Kapının dışında uzun mu uzun bir insan kuyruğa vardı. Kimse birbiriyle konuşmuyordu. Aralarında en az beş adım vardı. Sıra bana...
  • Kapitalizm eşitsizliğe ve adaletsizliğe dayalı bir sistemdir ve kaç zamandır bağrında biriken büyük sorunlar patlıyor. Bu sistem alabildiğine çürümüş ve çıkmaza saplanmıştır. Tam da bu yüzden en küçük sorunu bile çözemiyor. Tersine, küresel...
  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde Ekim 2020 dönemi için işsizlik verilerini açıkladı. Rakamlarla oynayarak istediği değerleri elde etme konusunda ustalaşan TÜİK, mucizesini yine gösterdi. Açıklanan verilere göre 15 ve üzeri...
  • Kalyon Holding’in İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Kuleleri inşaatında çalışan işçilerin öğle yemeğinden hamamböceği çıktı ve işçiler bu durumu protesto etti. Şantiyede tüm uyarılara karşın düzeltilmeyen kötü koşullara duyulan öfke...
  • Hükümetin medya kalemleri aralarında işbölümü yapmış; kimisi tetikçi, kimisi akıl hocası, kimisi muhalif olanlara karşı karalama görevini üstlenmiş. Bazıları da yılın 365 günü “emekliye müjde” başlığıyla her gün gazetede, televizyon ekranında,...
  • Hindistanlı işçilerin ve tarım emekçilerinin mücadelesi 50 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine...

UİD-DER Aylık Bülteni