Navigation

Buradasınız

Emek Sömürüsü Nedir, Kimler Emeği Sömürür?

Mayıs 2010, No: 26

Başbakan Erdoğan geçtiğimiz haftalarda patronların “emek sömürüsü” yaptığını söyledi. Erdoğan, kayıt dışı işçi çalıştıran, asgari ücretin bile altında ücret veren, işçileri işten atan patronları, “çalıştıracaksın, hakkını da vereceksin” sözleriyle azarladı. Başbakanın bu tavrı karşısında insanın “helal olsun başbakana”, “tam da işçi dostu” diyesi geliyor, fakat gerçekler hiç de öyle değil işçi kardeşler.

Erdoğan patronlara, kaçak işçi çalıştırmayın, işçileri işten atmayın ve asgari ücretin altında ücret vermeyin diyor. Peki, başbakan bütün bunları neden söylüyor? Başbakanın amacı önümüzdeki dönemde yapılacak referandumda ve seçimlerde işçi ve emekçilerden yeniden oy almaktır. Yani başbakan bir yandan işçilerin güvenini kazanarak AKP’ye oy vermelerini istiyor, diğer yandan da mücadele etmenize gerek yok, ben sizin haklarınızı da patronlardan söke söke alırım diyerek bizleri mücadeleden uzak tutmaya çalışıyor.

Ancak kardeşler, başbakanın söylediklerine aldanmamalıyız. Asgari ücret almakla, sigortalı olmakla ve bir işte çalışmakla sömürü ortadan kalkmaz ki! Besbelli ki başbakana göre, bir patron eğer işçiye asgari ücret veriyor ve vergi kaçırmıyorsa “emek sömürüsü” yapmıyor, işçinin hakkını veriyor demektir. İşte kardeşler burada bir aldatmaca söz konusudur.

Patronların kâr düzeninde patron ile işçi sözde eşittir. Verilen ücret emeğin karşılığı olarak görülür. İşçi emeğini sunmuş, patron da buna ücret ödemiştir. Yani hakkaniyetli bir alışveriş söz konusudur! Ücret böylece işçinin emeğinin karşılığı olarak görülüyor. Bundan dolayıdır ki, Anayasanın 55. maddesi şöyle başlar: “Ücret emeğin karşılığıdır”. Bu tam bir aldatmacadır. Eğer ücret emeğin karşılığı olsaydı patronlar hiçbir zaman sermayelerini büyütemezler ve lüks içinde yaşayamazlardı. Ücret, işçinin patrona sattığı 8 saatlik işgününün yalnızca bir kısmının karşılığıdır.

Öncelikle şunu çok iyi bilmeliyiz ki, bu sistemde işçinin işgücü, patronlar için sadece bir metadır. Bir televizyonun fiyatı nasıl belirleniyorsa işgücünün fiyatı da öyle belirleniyor. Bir malın fiyatı, o malın üretimi için gereken maliyete eşittir. Bu maliyetin içinde işçiye verilen ücret de vardır. Bunun anlamı şudur: Bize ödenen ücret, bir gün boyunca aç kalmamak ve ertesi gün yeniden fabrikaya gelmek üzere verilen ücrettir. Bu ücret işçi sınıfının örgütlü gücüne ve mücadelesine bağlı olarak yükselir veya Türkiye’de olduğu gibi sefalet ücreti olarak kalabilir. Ancak ister Avrupa’da, ister Amerika’da, isterse Afrika’da olsun işçilere ödenen ücret hiçbir zaman onların emeğinin tam karşılığı olamaz

Patron şunu çok iyi bilir ki, işçi, bir günün sonunda maliyetinin çok çok üstünde bir değer yaratır. İşte patron da bu nedenle işçiyi işe alır. İşçinin sömürüsü de burada başlar. Aksi takdirde ne işçi ne de patron olurdu. Patronlar dünyanın neresinde olursa olsun, işçilerin emek-gücünü herhangi bir mal gibi satın alırlar. Biz işçiler aldığımız ücretin karşılığını bir işgünü içinde çok kısa bir zamanda üretiriz, ama bunu yaptık diye fabrikadan ya da işyerinden çekip gidemeyiz. Çünkü patrona işgücümüzü 8 saatliğine satmışızdır. İşte geriye kalan sürede patrona karşılıksız olarak çalışırız ve gerçekte emek sömürüsü budur. Çünkü patron emeğimizin karşılığını vermez, bunu kâr diyerek sermayesine katar. Örneğin bir tekstil işçisi gün boyunca 10 pantolon üretmiş olsun, günün sonunda işçinin alacağı ücret olsa olsa bir pantolonun fiyatına denktir. Geriye kalan 9 pantolonun iki ya da üçünü diğer masraflar için ayırsa bile, diğer pantolonlardan elde edeceği para patrona sermaye olarak kalacaktır. Böylece işçiler karın tokluğuna çalışırken, patronlar işçinin ödenmemiş emeğine el koyarak sermayelerini büyütmektedirler.

Demek ki patronların bir işgünü sonunda biz işçilere verdiği ücret öncelikle emeğimizin bütün karşılığı değildir. Gün boyunca alınteri akıtarak ürettiğimiz ürünlerin satışından gelen para kâr diye patronların cebine iner. Bizlerin aldığı ücret, ancak ve ancak yaşamımızı yokluklar içinde sürdürmemize yetecek bir ücrettir. Patronlarsa bizim emeğimiz sonucunda ortaya çıkan malları alarak, sermayelerine sermaye katmış olurlar.

Şimdi kardeşler, eğer bizler başbakan gibi düşünerek “ücretimi alıyorum, emeğim sömürülmüyor” dersek, yanılmış oluruz. Bizler ücretlerimizin arttırılmasını, asgari ücretin insanca yaşayabileceğimiz bir seviyeye çıkartılmasını istiyoruz. Ama kardeşler, bunun yanı sıra, ücretli kölelik düzeninin de ortadan kalkmasını istiyoruz. İşte o zaman gerçekten de emek sömürüsü son bulacaktır. Sömürüye son verecek olan sermaye partilerinin sözcüleri değil, işçi sınıfının örgütlü mücadelesidir.

15 Mayıs 2010

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • İşçiler, 4 Kasımda kent merkezindeki ESPARK önünde başlattıkları nöbet eylemini Eskişehir Organize Sanayi Bölgesindeki Entil fabrikasının önüne taşıdılar. Savcılıklara yaptıkları suç duyurularının sonuç vermediğini, bakan ve bakan yardımcılarının...
  • “Hüseyin amca sizin döneminizde işçilik nasıldı?” diye soruyorum bu kez. “Kızım, bizim dönemimiz başkaydı. Fabrikaya adamlar girdi. ‘Sizin patronunuz kim, nerde?’ diye sordular. Gösterdik, bir baktık ki patronun kulağından tutmuşlar getirdiler orta...
  • İşçilerin, emekçilerin, gençlerin kapitalist sömürü düzenine ve bu düzenin yarattığı sorunlara karşı öfkesi büyüyor. Dünya meydanlarında işçi sınıfının öfkeli sesi, talepleri, özlemleri yankılanıyor. Ne baskılar ne yasaklar ne de polis-asker şiddeti...
  • Bir lise öğrencisi: Bir öğrenci olarak az çok tahmin edeceğiniz masraflarım var, ancak aynı masrafları karşılamak için artık daha fazla para gerekiyor. Ailem ve ben okul masraflarının pahalılığından şikâyetçiyiz. Örneğin benim okulum devlet okulu...
  • Birçok ülkede, farklı tarihlerde “çocuk günü” vardır ve o günlerde çocuklar hatırlanır, iyi dileklerde bulunulur. UNICEF ise 191 ülke tarafından kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesinin imzalandığı gün olan 20 Kasımı Dünya Çocuk günü olarak kutluyor...
  • TÜİK’in Ağustos ayına ait işgücü istatistikleri, işsizliğin her geçen ay daha da arttığını gösteriyor. TÜİK’in rakamlarına göre, 2019 Ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre işsiz sayısı 980 bin kişi artarak 4 milyon 650 bine yükseldi....
  • UİD-DER’li bir emekçi kadın çalıştığı işyerinde kadın arkadaşlarıyla yaptığı bir sohbeti şöyle aktarıyor: “İsviçre’de kadınların eşit işe eşit ücret talebiyle yaptığı grev üzerine sohbet ediyorduk. Arkadaşlarımın bu grevden haberi yoktu....
  • DİSK’e bağlı işyerlerinde çalışan işçiler, yarım gün iş bırakarak “kıdem tazminatının gaspına hayır, vergi adaleti istiyoruz” sloganıyla Konak Meydanına yürüdü. 181 gündür işlerine dönmek için direnen Aliağa Belediyesi işçileri de kendi...
  • DİSK, Türk-İş ve Hak-İş genel başkanları, vergi adaletinin sağlanması talebiyle Türk-İş Genel Merkezinde bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş...
  • Başarıya giden yol nedir, hiç düşündünüz mü? Şimdi bu soruyu niye sordum merak ediyor olabilirsiniz. Kurbağalar ile ilgili bir hikâye okudum. Bu hikâye çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim. Üzerine biraz düşününce hayatımızda da bu...
  • İstanbul Fatih’te 6 Kasım Çarşamba günü dört kardeş evlerinde ölü bulundu. Tanıdıkları haber alamayınca evlerine gittiler ve kapıda “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu ile karşılaştılar. Notu gören kardeşlerin tanıdıkları polise...
  • Milyonlarca işçinin brüt ücretinden yapılan kesintiler, işçinin yıllık gelirine göre değişiyor. Geliri 18 bin liraya kadar olanlardan yüzde 15, 18 binle 40 bin lira arasında olanlardan yüzde 20, 40 binle 148 bin lira arsında olanlardan ise yüzde 27...
  • TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, beklenen büyük İstanbul depreminin olası sonuçlarına ilişkin 11 Kasımda bir çalıştay düzenledi. Düzce depreminin 20. yılında Kadıköy’de düzenlenen İstanbul Deprem Çalıştayında, 20 milyonluk mega kentin depreme...