Navigation

Buradasınız

Fazla Mesai ve İşçinin Rızası

Ağustos 2013, No:65

Geçim derdi, hayat pahalılığı biz işçilerin belini büküyor. Ay sonunu getirebilmek için sağlıktan beslenmeye varana kadar her türlü harcamadan kıstıkça kısıyor, yine de kredi kartlarıyla ancak geçinebiliyoruz. En temel ihtiyaçlarımızı dahi karşılamakta zorlandığımız için çözümü fazla mesailere kalmakta görüyoruz.

İşçinin “rızası” alınmış olsa bile, kalınabilecek maksimum fazla mesai süresi yasal olarak belirlenmiştir. Bir işçi normal koşullarda günde 11 saatten fazla çalıştırılamaz.

Günlük 8 saatlik çalışma koşullarının ortadan kalktığı günümüzde, yasal olarak haftalık çalışma süresi 45 saat olmasına rağmen, bu süre, fazla mesailerle birlikte 70-75 saate kadar çıkıyor. Hele bir de işler “acilse” 36 saatlik çalışmalarla bu süre fırlayıp gidiyor. Geriye ise cehenneme çevrilen yaşamlarımız kalıyor. Sosyal yaşam diye bir şey kalmıyor. Kimi çalışan anne ve babalar çocuklarının büyüdüklerini bile fark edemez hale geliyorlar. Bir taraftan üç kuruş daha fazla kazanabilmek ve çocuklarının karnını doyurabilmek için çalışıp didinirken, diğer taraftan çocuklarıyla zaman geçiremeden, onların büyüdüğünü göremeden yaşamlar tükeniyor. Uzun saatler çalışan işçiler, artık içine düşürüldükleri kahredici durumu espri konusu haline getirerek dışa vuruyorlar. Zorunlu olarak fazla mesaiye kalan, çocuklarının ve eşinin yüzünü göremez hale gelen bir işçi, yaşadıklarını şakayla karışık şöyle anlatıyor: “Karımın, çocuğumun yüzünü göremiyorum. Yakında karım boşayıp, kapının önüne koyacak.” Aslında şaka yoluyla, çalışmak ve uyumaktan başka kendilerine zaman bırakılmadığını dile getiriyor.

Patronlar, ücretleri düşük tutarak işçilerin kendi “rızalarıyla” fazla mesailere kalmasını sağlıyor, eşeği sağlam kazığa bağlamak için de işçiye işe daha ilk girişinde, “mesaiye kalmayı kabul ediyorum” içerikli evraklar imzalatıyor. Canlarına tak ettiğinde “mesaiye kalmak istemiyorum” diyen işçilerin karşısına patronlar, ellerinde tuttukları evraklarla dikiliyorlar. Bu evraklara dayanarak işten atabileceklerini söylüyor ve tehdit ediyorlar.

Karşısında örgütlü ve bilinçli işçiler görmeyen patronlar, İş Yasası’ndaki boşluklardan çok iyi faydalanıyorlar. İş Yasası’nın 41. maddesinde “fazla saatlerle çalışmak için işçinin onayının alınması gerekir” ibaresi vardır. Ancak düzenbaz patronlar, bu onayı iş bulabilme ve işsiz kalmama kaygısı taşıyan işçiden sözümona kendi rızasıyla almaktalar. Patronlar, daha işe ilk girişte işçinin okumasına bile fırsat vermediği evrakları imzalatarak güya işçilerin “rızasını” alıyorlar. İşe ilk girişlerde ve sonraki senelerde de “bayramlar dâhil resmi tatillerde, gerekli durumlarda mesaiye kalmayı kabul ediyorum” içerikli belgeler imzalatılarak, yıl içerisindeki mesailer zoraki olarak kabul ettiriliyor. Eğer fazla mesaiye kalınmak istenmiyorsa, kapının yolu gösteriliyor.

Hakları konusunda yeterince bilgiye, deneyime sahip olmayan ve UİD-DER gibi işçilerin yanında yer alan, hukuksal açıdan da destek veren bir örgütün varlığından habersiz işçilerin büyük çoğunluğu, ne yazık ki patronların söylediklerine inanabiliyor ve tehditlere boyun eğmek zorunda kalıyorlar. Kimi işçiler ise, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın bilgi ve ihbar hattı “ALO 170”i arayarak yardım isteyebiliyorlar. Ancak buradan alınan cevaplar, tam da patronların yanıtlarını yansıtıyor. Örneğin, işe girişte fazla mesaileri kabul ettiğini içeren bir evrak imzaladığını ve aylardır fazla mesai yaparak çalıştığını söyleyen bir işçi, “fazla mesaiye kalmak zorunda mıyım?” diye sorduğunda şu karşılığı almaktadır: “İmzalanan evrak nedeniyle işçinin rızası alınmıştır, bu nedenle işverenin işçiyi mesaiye bırakma hakkı vardır.”

Ne var ki işçinin “rızası” alınmış olsa bile, kalınabilecek maksimum fazla mesai süresi yasal olarak belirlenmiştir. Bir işçi normal koşullarda günde 11 saatten fazla çalıştırılamaz. Fazla çalışma süresinin toplamı ise bir yılda 270 saatten fazla olamaz. Oysa gerçekte durum hiç de böyle değil. Bakanlık, yasal fazla mesai sürelerinin aşılmasına rağmen sessiz kalmakta ve patronlara gerekli cezaları vermemektedir. Örgütsüz olan işçiler, patronun işten atma tehditleri karşısında bu haksızlığı sineye çekiyorlar.

Güya “ALO 170” hattının amaçları arasında vatandaşa doğru cevap verme ve sorunları çözmek de var. Ancak pratik net bir şekilde gösteriyor ki, patronların düzeninde yasalar esas olarak sermayenin çıkarları dikkate alınarak oluşturulur. İşçilerin lehine bazı yasalar ise, işçiler birlik olmadığı için çoğunlukla kâğıt üzerinde kalmaktadır. Haklarımızı öğrenebileceğimiz, yardım alabileceğimiz, bilinçlenip birlik olabileceğimiz yerler UİD-DER gibi işçi örgütleridir. Tüm yaşamımızı esir alan çalışma koşullarının düzeltilmesi de işçi örgütlerinde yer almaktan, birlikte mücadele etmekten geçmektedir.

15 Ağustos 2013

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madenci iş cinayetinde yaşamını kaybetmişti. Katliamın ardından açılan davada aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu 5 sanık için 15 yıldan 22...
  • 2019 yılına emekçilerin dünyanın dört bir yanında ekonomik krize, yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı isyanları damga vurmuştu. Bir isyan yılı olan 2019’da öğrenciler de iklim değişikliğine karşı mücadeleye giriştiler. 15 yaşındaki Greta...
  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan vızır vızır geçen, iki tekerlek üzerinde...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...

UİD-DER Aylık Bülteni