Navigation

Buradasınız

Haklarımızı Mücadele Ederek Kazanabiliriz!

Şubat 2010, No: 23

Tekel işçilerinin Aralık ayının ortasından bu yana özlük hakları için sürdürdükleri mücadele, şimdiden hükümete geri adım attırmış bulunuyor. 4/C uygulamasından asla taviz vermeyeceğini söyleyen AKP hükümeti, Tekel işçilerinin “ölmek var dönmek yok” kararlılığıyla verdiği mücadele neticesinde bir değil tam iki kez taviz vermek zorunda kaldı. Bu da gösteriyor ki, işçiler örgütlenip kararlı bir şekilde mücadele ettiklerinde, karşılarında “kaskatı” duran ve taviz vermez gözüken sermaye güçlerine geri adım attırabiliyorlar.

Tekel işçilerinin, Ankara’nın kara kışına ve soğuğuna, polisin gazlı, tazyikli sulu ve coplu müdahalelerine rağmen geri çekilmeyip mücadelede kararlı olmaları hükümete geri adım attırmıştır. Ocak ayının ilk günlerinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı hükümet adına, 4/C statüsündeki işçilerin çalışma sürelerini 10 aydan 11 aya çıkardıklarını ve işçi ücretlerine ek zam yaptıklarını açıkladı. “İyileştirmeler yaptık, mücadeleden vazgeçin” diyen bakana işçilerin yanıtı “geri dönüş yok, mücadeleye devam” demek olmuştur. Türk-İş yönetiminin her hafta Cuma günleri bir saat iş durdurma kararı almak zorunda kalması, diğer sendika konfederasyonlarının dayanışma eylemlerine destek vermesi, demokratik kitle örgütlerinin Tekel işçilerinin yanında saf tutması, yapılan yürüyüşler ve mitingler, hükümete ikinci kez geri adım attırmıştır. Şubat ayının başında hükümet, bir önceki iyileştirmelere ek olarak 4/C statüsünde çalışan işçilere yıllık izin ve kıdem tazminatı hakkını tanımak zorunda kalmıştır.

İşçilerin yasal haklarını yok eden 4/C statüsünün yapısını verdikleri mücadeleyle bozan Tekel işçileri, haklarının tamamını alma yolunda mücadele kararlılıklarını ortaya koydular. Hükümete geri adım attıran Tekel işçileri, daha şimdiden hem 4/C kölelik koşullarında çalışan 17 bin 500 işçiye hem de yarın 4/C statüsünde çalışacak binlerce işçiye önemli bir kazanım hediye ettiler. Böylece Tekel işçilerinin mücadelesi işçi sınıfının genel bir kazanımına dönüşmüş oldu.

Oysa uzun yıllardır patronlar sınıfının hizmetindeki hükümetler işçilerin haklarını gasp ederken, en ufak bir tazive dahi razı olmuyorlardı. Sendikaların tepesine çöreklenmiş bürokratlar da, “yasa geçti, bundan sonra hiçbir şey yapamayız” diyerek köşelerine çekiliyor ve işçileri yalnız bırakıyorlardı. Tekel işçilerinin direngenliği ve kararlılığı sendika bürokratlarının mücadeleyi durdurmasına engel olmuştur. Görülmüştür ki, kararlı ve net talepler etrafında bir mücadele yürütülür ve dayanışma büyütülürse, geri adım atmaz denen hükümetler bal gibi de geri adım atmak zorunda kalırlar.

İşçi sınıfının mücadele tarihi, sermayenin emrindeki hükümetlere geri adım attıran nice büyük ve kararlı direnişlerle doludur. 1963 yılında kazanımla sonuçlanan Kavel Grevi, Türkiye’de yasak olan grev ve toplusözleşme hakkının kazanılmasına, bu hakkın yasal düzeyde güvenceye alınmasına kaldıraç olmuştu. DİSK’in önünü kesmek ve kapanmasını sağlamak amacıyla hazırlanan sendika yasası, 1970’de başlayan 15-16 Haziran Genel Direnişi sonucunda geri çekilmek zorunda kalınmıştı. 1976 yılında DİSK öncülüğünde yapılan “DGM’ye Hayır” eylemleriyle, anti-demokratik olağanüstü yetkilerle donatılmış Devlet Güvenlik Mahkemeleri kapatılmıştı.

1980 askeri darbesi sonrasında grevler yasak olmasına rağmen, 1986’da greve çıkan NETAŞ işçilerinin mücadelesi başarıya ulaşmış, işçiler taleplerini kabul ettirmiş ve diktatörlük rejiminin grev yasağını da parçalamışlardı. Geçmiş dönemde yasalara, yasaklara ve baskılara rağmen başarıya ulaşan bu direnişlerin ortak özelliği; işçilerin mücadelede kararlı olmaları, taban örgütlenmelerini ve sınıf dayanışmasını sağlamış bulunmalarıydı. Haklarını mücadele ederek kazanan işçilerin bu eylemleri, bugün de örnek alınması gereken çok önemli mücadele deneyimleridir.

Kardeşler!

Haklarımızın gasp edilmesine dur demek için yürüteceğimiz mücadelelerde temel şiarımız şu olmalıdır: Haklarımızı ancak mücadele ederek korur ve genişletebiliriz! Mücadele etmek biz işçileri birbirimize bağlar, dayanışmamızı büyütür. Mücadele etmek biz işçilerin kendine olan güvenini arttırır, bizleri duyarlı, saldırılara boyun eğmeyen, onurlu, toplumdaki sorunlara sahip çıkan yepyeni insanlar haline getirir. İşte bunun için de her düzeyde, her işyerinde ve mahallelerimizde örgütlenerek mücadele etmeliyiz.

15 Şubat 2010

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Sömürünün, salgınların, savaşların, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı bir dünyada yaşayabiliriz. Bunun hayal olmadığını, en az yarın kadar mümkün ve gerçek olduğunu biliyoruz. Yaşadığımız çağda bunun tüm imkânları var. Ancak sermaye biriktirmeye dayalı kapitalist sömürü düzeni, insanın toplumsal mutluluğunu zerrece umursamıyor. Bu düzende milyarlarca insan bir avuç asalağın mutluğu için ter akıtıyor, acı çekiyor. Egemenlerin cenneti yoksulların sefaleti üzerinde yükseliyor.
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından düzenleme yapıldı. Kod 29’un çalışma hayatında belirsizliklere yol açtığını söyleyen Bakanlık; “ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan” hallerin tamamı için ayrı ayrı kodlar belirlendiğini açıkladı. Peki, bu ne anlama geliyor? Düzenleme gerçekten Bakanlık ve sermaye medyası tarafından iddia edildiği gibi Kod 29 mağduriyetini ortadan kaldıracak mı?
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre farklılıklar gösterir. Kimi sembol ve imgeler ise evrenseldir. Hangi coğrafyada olursa olsun, hangi dilde konuşulursa konuşulsun aynı şeyi ifade eder. Ateş mesela özgürlüktür, yaşamdır, kararlılıktır. Karanlık insanlar için tehlikeli, ürkütücü ve bilinmezliklerle doludur. Aydınlık güvenlidir, mutlu yarınları muştular. Bu yüzden bütün kültürlerde karanlık ölümü ve kötülüğü; aydınlık ise yaşamı, iyiliği ve sevinci simgeler.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle büyük değişimler yaratmışlardır ve yaratmaya devam etmektedirler. Adaletsizlikleri, eşitsizlikleri görmeye başlayan, bunlara karşı sessiz kalınamayacağını kavrayan, ekmek kavgasını artık sınıf mücadelesi olarak gören ve her şeye rağmen bu mücadelenin içinde yer almaya başlayan kadınlar, değişme ve değiştirme gücü kazanırlar. Böyle kadınlar hep vardılar ve hep var olacaklar. Yaşamın yarısı olan emekçi kadınlar, bu nedenle dünyayı değiştirme mücadelesinin de yarısıdır aynı zamanda.
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “İtiraz etsem ne değişecek ki?”, “Böyle gelmiş böyle gider!” Pek çoğumuz kötü yönde değişim olacağına, yani her şeyin daha kötüye gideceğine kolaylıkla inanırız da sıra olumlu yönde değişime gelince buna bir türlü inanamayız. Hiç düşündük mü, nedir bize bu basmakalıp cümleleri kurdurtan, bizi bu yalanlara inandıran?
  • Kapitalistler sadece çeşit çeşit mallar, ürünler satmaz, olağanüstü başarı hikâyeleri de satarlar. Amazon, Microsoft, Disney, Apple, Tesla… Ya da yerli hikâyeler? Sabancı, Zorlu Holding veya Acun Medya… İmkânsızlıklardan doğan bu başarı hikâyelerinde her türlü sıkıntıya katlanıp dişini sıkan, sıfırdan başlayıp zengin olan “kahramanlar” vardır. Milyonların içinden sıyrılıp zirveye oturan bu “sıra dışı” insanların hikâyeleri en çok da yoksul gençlerin hayallerini süsler. Tam manasıyla “kapitalist yayıncılık” anlayışıyla basılıp yayılan bu hikâyelerin büyüsüne kapılanlar, gün sonunda tuzak bir soru sorarlar kendilerine: “Neden ben de olmayayım?”
  • Covid-19 salgınının daha başında patronlar ve iktidar temsilcileri “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” ve “yeni normal” söylemini dillerine doladılar. Aradan geçen bir yıllık süre zarfında yapılan “hukuksal” düzenleme ve fiili saldırılarla bu söylemle neyi kastettiklerini ortaya koydular. İşçiler ücretsiz izin, kısa çalışma, uzaktan çalışma dayatması, sendikal baskılar, Kod 29 ile işten atma gibi saldırılarla yüz yüze kaldılar. Covid-19 salgınını her anlamda fırsata çeviren patronlar, uzaktan çalıştırmanın verimliliğini bu süreçte bir kez daha test etmiş oldular. Ve gördüler ki, işçileri evden çalıştırmak hem daha az maliyetli hem de daha verimli! Böylece dünyada olduğu gibi Türkiye’de de uzaktan çalıştırılan işçi sayısı pandemi sürecinde arttı, şimdi de kalıcı hale getiriliyor.
  • İktidar, ne pahasına olursa olsun varlığını sürdürmek, toplumu istediği gibi şekillendirmek, devlet kaynakları üzerinde oturmaya devam etmek istiyor. Bu yüzden olağanüstü gündemler eşliğinde siyasal gerilimi ve kutuplaşmayı alabildiğine keskinleştirmeye, muhalefeti parçalamaya, bilinçleri felçleştirmeye, emekçilerin odağını kaydırmaya ve gerçek sorunların üzerini örtmeye çalışıyor.
  • Çözülemeyen sorunlar, kibir ve büyüklenme içindeki iktidar sözcülerinin sorunların çözümüne odaklanmak yerine akşam sabah tehditler savurmaları, topluma korku salmaya çalışmaları her geçen gün daha fazla insanda bıkkınlık yaratıyor. İşçiler, işyerlerinde ve dost sohbetlerinde şikâyetlerini dile getiriyor, yaşadıkları koşullardan hoşnut olmadıklarını ifade ediyorlar.

Son Eklenenler

  • Pandemi bahanesiyle alınan 1 Mayıs yasaklarına İstanbul da eklendi. İstanbul Valiliği pandemi bahanesiyle kent genelindeki tüm eylem ve etkinlikleri 17 Mayıs’a kadar yasakladı. Yasak kararı 1 Mayıs’ı kapsadığı gibi emek ve meslek örgütlerinin...
  • İngiltere’de polis yasası karşıtı eylemler ülke geneline yayılarak devam ediyor. “Polis, Suç ve Ceza Mahkemeleri Yasa Tasarısı”na tepkiler ülke çapında çoğalıyor, Muhafazakâr Parti hükümetine öfke büyüyor. Eylem günü ilan edilen 17 Nisanda sokaklara...
  • Bizler özel hastanede çalışan kadın sağlık işçileriyiz. Birlikten doğan gücümüzün mutluluğunu sizlerle paylaşmak istiyoruz. Yaptığımız iş ağır ve tehlikeli olduğu için ayda 140 saat çalışmamız gerekir. Fakat bizler 240 saatten fazla çalışıyoruz ve...
  • Sömürünün, salgınların, savaşların, işsizlik ve yoksulluğun olmadığı bir dünyada yaşayabiliriz. Bunun hayal olmadığını, en az yarın kadar mümkün ve gerçek olduğunu biliyoruz. Yaşadığımız çağda bunun tüm imkânları var. Ancak sermaye biriktirmeye...
  • Gebze Dilovası’nda bulunan Systemair HSK fabrikasında çalışan işçiler, Birleşik Metal-İş sendikasında örgütlenmişlerdi. İşçilerin sendikalaşmasının önüne geçmek isteyen Systemair HSK patronu iki işçiyi tazminatsız bir şekilde işten atmış, 46 işçiyi...
  • Manisa’nın Soma ilçesinde 13 Mayıs 2014’te 301 madenci iş cinayetinde yaşamını kaybetmişti. Katliamın ardından açılan davada aralarında Soma Kömür İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Can Gürkan’ın da bulunduğu tutuklu 5 sanık için 15 yıldan 22...
  • 2019 yılına emekçilerin dünyanın dört bir yanında ekonomik krize, yoksulluğa, yolsuzluğa ve adaletsizliğe karşı isyanları damga vurmuştu. Bir isyan yılı olan 2019’da öğrenciler de iklim değişikliğine karşı mücadeleye giriştiler. 15 yaşındaki Greta...
  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan vızır vızır geçen, iki tekerlek üzerinde...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...

UİD-DER Aylık Bülteni