Navigation

Buradasınız

İşçi Sınıfı Köleliği Kabul Etmeyecek!

Şubat 2015, No:83
AKP’nin amacı sermaye sınıfı için dikensiz gül bahçesi yaratmaktır. Türkiye, aynı Çin gibi ucuz işgücü cenneti haline getirilmek, sermaye sınıfının rekabet gücü arttırılmak isteniyor. Bu nedenle bir taraftan işçilerin mücadelesi engellenirken, öte taraftan da işçi ücretlerini aşağıya çekecek ve patronların kârlarını yükseltecek düzenlemeler gündeme getiriliyor.

15 bin metal işçisi, düşük ücret zammını ve kötü çalışma koşullarını kabul etmeyerek 29 Ocakta greve çıktı. Ancak AKP hükümeti aynı gün grevi yasakladı. Güya işçilerin grevi, “milli güvenliğe” zarar veriyormuş! AKP, daha önce de lastik, havayolu, cam ve maden işçilerinin grevini aynı gerekçeyle yasaklamıştı. Hiç kuşku yok ki hükümetin “milli güvenlik” dediği şey, sermayenin güvenliğinden başka bir şey değildir. Grevin yasaklanması için hükümete başvuran patronların, yasak kararından sonra AKP’ye teşekkür etmeleri de bu gerçeği gözler önüne seriyor. İşçiler ne zaman haklarını arasalar karşılarında AKP’yi buluyorlar. Çünkü daha önceki hükümetler gibi AKP de sermayenin hizmetkârı olan bir hükümettir. Bu sermaye hükümeti, işçilerin en demokratik hakkı olan “grev hakkını” gasp etmiştir, çalmıştır.

AKP, iktidara geldiği günden beri işçi sınıfının haklarına saldırıp duruyor. Taşeronluk sistemini yaygınlaştıran, esnek çalışma biçimlerini yasalaştıran, emeklilik yaşını yükselten AKP hükümetidir. Son 12 yılda 14 binden fazla işçi iş kazalarında ölmesine rağmen, AKP hükümeti işyerlerini ciddi bir şekilde denetlemiyor, patronların kuralsızlığına göz yumuyor. AKP’nin amacı sermaye sınıfı için dikensiz gül bahçesi yaratmaktır. Türkiye, aynı Çin gibi ucuz işgücü cenneti haline getirilmek, sermaye sınıfının rekabet gücü arttırılmak isteniyor. Bu nedenle bir taraftan işçilerin mücadelesi engellenirken, öte taraftan da işçi ücretlerini aşağıya çekecek ve patronların kârlarını yükseltecek düzenlemeler gündeme getiriliyor.

Geçtiğimiz günlerde Başbakan Ahmet Davutoğlu yeniden işçilere “müjde” verdi. Bu sermaye hükümeti ne zaman işçilerin haklarına saldırsa, “müjde” diye bas bas bağırıyor. Güya kıdem tazminatı bir fonda toplanacak ve tüm işçiler kıdem tazminatı alacak! Duy da inanma! Madem AKP tüm işçilerin kıdem tazminatı almasını istiyor, o zaman ilk iş olarak şu taşeronluk belâsını yasaklasın, işyerlerini denetlesin ve kıdem tazminatı vermeyen patronlara ağır cezalar getirsin. Gerçek şu ki AKP ve patronlar, uzun bir süredir kıdem tazminatını bir fona devrederek işçilerin elinden almak istiyorlar.

Türkiye ucuz işgücü cennetine çevrilirken, AKP/patron işbirliğiyle işçilerin her türlü mücadelesi de kırılmak isteniyor. Grevleri yasaklayarak işçilerin elini kolunu bağlamayı, patronlar karşısında çaresiz bırakmayı amaçlıyorlar. İşçilerin mücadele etmesini, moral bulmasını ve toplumda hak arama bilincinin gelişmesini istemiyorlar.

İşçiler AKP’nin zerre kadar umurunda değil. AKP, kıdem tazminatını yok ederek patronların yükünü hafifletmek ve işgücü maliyetlerini azaltmak istiyor. Nitekim Davutoğlu, “müjdeli” konuşmasında bunu söylemeyi ihmal etmedi. Kıdem tazminatının fona devredilmesiyle patronlar, 30 günlük ücret üzerinden değil 10 ya da 15 günlük ücret üzerinden prim ödeyecekler. Yani işçilerin kıdem tazminatının yarısı çalınmış olacak. Ayrıca İşsizlik Fonu için patronlardan kesilen prim azaltılacak ve yüzde 2’lik prim tutarı binde 5’e indirilecek. Daha da önemlisi, tazminat yükünden kurtulan kapitalistler, istedikleri zaman işçileri kapının önüne koyabilecekler. Yani neresinden baksan patronlar için bal kaymak!

Bir diğer “müjde” ise özel istihdam bürolarıdır. Meclis’e gönderilen tasarıya göre, özel istihdam bürolarına “geçici iş ilişkisi kurma” hakkı tanınıyor ve bu bürolara işçi kiralama yetkisi veriliyor. Özel istihdam büroları işçi alacak ve isteyen şirkete 6 ayı geçmemek üzere günlük veya saatlik kiralayabilecek. İşçi, ücretini bürodan alırken, işçiyi kiralayıp çalıştıran patronun ise hiçbir yükümlülüğü olmayacak. Bir taraftan taşeronluk sistemini alabildiğine yaygınlaştıran AKP ve patronlar, öte taraftan işçi simsarlığı üzerinden esnek, kuralsız ve güvencesiz çalışmayla işçileri adeta köle haline getirmeye çalışıyorlar.

AKP’nin yaptığı her düzenleme işçileri vurmaktadır. Meselâ iş güvenliğine ilişkin düzenlemeleri içeren ve Meclis’e sevk edilen yasa tasarısına göre, sorumluluk önemli ölçüde işçinin sırtına yıkılmaktadır. İşçinin kişisel koruyucu donanım kullanmadığını, makine ve teçhizatın koruyucusunu etkisiz hale getirdiğini ve güvenlik kurallarına uymadığını iddia eden patron, işçiyi üç kez yazılı olarak uyaracak. Üçüncü ihtarda patron, “haklı nedenlerle” işçiyi tazminatsız olarak işten atabilecek. Oysa gerçekte üretimi arttırmak için makinelerin aparatlarını söktüren veya gerekli önlemleri almayan patronlardır. Bu düzenlemeyle birlikte patronlar istedikleri işçiyi “önlemleri almadı” bahanesiyle tazminatsız işten atacaklardır. Dahası gerçekleşen iş kazalarının ve işçi ölümlerinin sorumluluğu da işçinin sırtına yıkılabilecektir.

İşte AKP’nin müjdeleri bunlar. İnsan “alın müjdelerinizi başınıza çalın” demeden edemiyor. AKP, “durmak yok yola devam” ve “millete hizmet” sloganlarını kullanmayı pek seviyor. AKP’nin kimin için yola devam ettiğini ve “millete hizmet” denen şeyin aslında sermayeye hizmet olduğunu çok iyi biliyoruz. Milletin ezici çoğunluğunu oluşturan işçi sınıfı yoksullukla boğuşurken, AKP’nin hizmet ettiği sermaye sınıfı lükse boğulmakta, ihtişamlı bir yaşam sürmektedir. AKP’nin adalet ve kalkınması işte böyle oluyor!

Türkiye ucuz işgücü cennetine çevrilirken, AKP/patron işbirliğiyle işçilerin her türlü mücadelesi de kırılmak isteniyor. Grevleri yasaklayarak işçilerin elini kolunu bağlamayı, patronlar karşısında çaresiz bırakmayı amaçlıyorlar. İşçilerin mücadele etmesini, moral bulmasını ve toplumda hak arama bilincinin gelişmesini istemiyorlar. İstiyorlar ki işçiler gece gündüz çalışsın, haksızlıklara itiraz etmesin, düşük ücretlere ve uzun iş saatlerine boyun eğsin! İstiyorlar ki işçi sınıfı örgütsüz ve dağınık kalsın; taşeron sistemine, kıdem tazminatının ortadan kaldırılmasına, işçi simsarlığına, iş kazalarına ve iş cinayetlerine sesini çıkartmasın! Sermaye sınıfı ve onun hükümeti; çalışmaktan başka bir şey düşünmeyen, bol bol çocuk doğuran ve böylece taze işgücü ihtiyacını karşılayan, itaatkâr ve kanaatkâr bir işçi sınıfı istiyor. Yani işin özü, efendiler işçileri köleleştirmek istiyorlar.

Ancak ne yaparlarsa yapsınlar işçilerin mücadelesinin önüne geçemeyecekler. Grevci metal işçilerinin, Boydak, Söğüt Seramik ve maden işçilerinin Anadolu kentlerinden yükselttiği mücadele patronlara ve AKP’ye “dur bakalım!” ihtarı anlamına geliyor. Bu mücadeleyi büyütmeli ve Alevi Sünni, Kürt Türk demeden tüm işçiler olarak birleşip sermayenin ve AKP’nin saldırılarına geçit vermemeliyiz! Gelin hep birlikte haykıralım: İşçi sınıfı köleliği kabul etmeyecek!

15 Şubat 2015

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...
  • 30 yaşında üniversite mezunu bir işsiz kadın arkadaşımız KPSS’den barajın üstünde puan aldıktan sonra devlet memurluğuna başvuru için klavye kursuna gidiyor. Anlattıkları milyonlarca gencin hikâyesi. Bin bir hayalle üniversiteden mezun olduktan...
  • Fırat Eroğlu henüz 17 yaşındaydı, uzun kirpikleri, kara gözleriyle şirin mi şirin bir delikanlıydı. Motokurye olarak çalışıyordu. Ne yazık ki her gün iş kazalarında yaşamını yitiren onlarca işçiden biri oldu gençliğinin baharında. UİD-DER’li...
  • Kapitalistler sadece çeşit çeşit mallar, ürünler satmaz, olağanüstü başarı hikâyeleri de satarlar. Amazon, Microsoft, Disney, Apple, Tesla… Ya da yerli hikâyeler? Sabancı, Zorlu Holding veya Acun Medya… İmkânsızlıklardan doğan bu başarı...

UİD-DER Aylık Bülteni