Navigation

Buradasınız

İşçinin İşçiyle Kavgası Olur mu?

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 103

 

Grev ve sendikalaşma deneyimi yaşayan işçiler, öncesinde birbirlerine selam dahi vermediklerini, birbirlerini doğru dürüst tanımadıklarını, küskün veya kavgalı olduklarını dile getirirler. Yıllar boyunca aynı fabrikada çalışan, birlikte yemek yiyen, ailelerinden çok birbirlerini gören işçilerin bu denli yabancı olmalarının sebebi nedir?

İşçiler grevler örgütlediklerinde, hakları için birlik olduklarında birbirinin düşmanı değil sınıf kardeşi olduklarını çok çarpıcı bir şekilde yeniden kavrıyorlar. Kol kola yürüyüşler, hep beraber söylenen türküler, çekilen halay ve horonlar, zorlukların birlikte aşılması da gösteriyor ki, insanı insan yapan rekabet değil dayanışmadır.

İşçilerin hak almak için patronlarla değil de, incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerden dolayı birbirleriyle kavga etmelerinin temel nedeni birlik olamamaktır. İşçilerin birbiriyle rekabete düşürülmesi patronların çok sık başvurdukları, işçilerin de çok sık aldandıkları bir oyundur. Bölünen ve sınıf temelli bir bakış açısına sahip olmayan işçiler, yaşadıkları acı ve ıstırabın gerçek nedenini fark edemezler. Örneğin zam dönemlerinde işçilerin ücretlerine beş on lira farklı farklı zam yapan patron, bu durumun işçiler arasında kıskançlığa neden olacağını adı gibi bilir. Aynı işi yaptıkları halde ücretlerinin küçük de olsa farklı olması, işçileri birbirine düşman eder. İşçilerin “hemşericilik” ve “mezhepçilik” temelinde bölünmeleri de patronların körükledikleri ayrımlardan biridir. “Prim ve performans ödülleri”, “ayın işçisi” gibi işçileri yarıştıran ve rekabete sokan uygulamalar da, gerçekte işçilerin birbiriyle olan bağlarını koparma amacı gütmektedir.

Patronlar karşısında birlik olamayan, yani örgütsüz ve bilinçsiz olan işçiler, sürekli diğer işçilere diş bilerler. Kendisi dışındaki işçilerin “çıkarcı”, “yalaka”, “ispiyoncu olduğu” gibi abartılı düşüncelere kapılırlar. Birbirlerinin açığını bulup dedikodu malzemesi yaparlar. Rapor alan, yemekten 3 dakika geç dönen, tuvalete diğer işçilere nazaran nispeten sık çıkan, cep telefonuyla konuşan işçiler, patronlardan önce işçiler arasında eleştiri konusu olur. Bu hal ve gidişat sinirlerin yıpranmasına, ilişkilerin bozulmasına neden olduğu gibi, hiçbir işçiye herhangi bir yarar sağlamaz. Sonuçta patron tam da böylesi bir düzende ücretleri yükseltmez, çalışma koşullarını ağırlaştırır, sağlık ve güvenlik tedbirlerini umursamaz olur. İşçiler durumu düzeltmek için mücadele etmek zorunda olduklarını fark ettiklerindeyse aradaki rekabet ve kavgaları aşmaları, başarıya ulaşmaları çok zor olur.

Böylece işçiler, şu fıkradaki gibi ibretlik duruma düşerler: Cehennemde her bir kuyunun başında bir zebani nöbet tutuyorken, bir kuyunun başında kimsenin nöbet tutmadığını fark edenler olur. Bunun nedenini sorduklarında “bizim o kuyunun başında durmamıza gerek yok, çünkü onların içinden biri kurtulmak için yukarı çıksa diğerleri paçalarından tutup kendileri aşağıya çekiyor” diye cevap alırlar. Bu örnek çok şey anlatıyor. Sınıfını, safını, yani yerini bilmemek, birlik olmamak! Bu durum; ücretlerin düşmesinin, iş saatlerinin artmasının, taşeronlaştırmanın yaygınlaşmasının, kölelik bürolarının yasalaşmasının ve sendikalı işçi sayısının düşmesinin nedenlerini de özetliyor.

Türkiye işçi sınıfı bu duruma birden bire düşmedi. 12 Eylül 1980 askeri darbesi işçi sınıfının sendikal ve siyasal örgütlenmelerini dağıttı. Sermaye yanlısı hükümetler sürekli patronlar lehine çalıştı. Sendikaları ele geçiren bürokrat sendikacılar, patronların koltuk değneği görevini üstlendiler. Öncü ve mücadeleci işçiler planlı bir şekilde işten atıldılar. İşçiler arasında doğru fikirleri yayan, birlik olmaya çağıran işçiler olmayınca moraller bozuldu, umutlar kırıldı ve hayaller söndü gitti. Bu durumda fabrikaları dolduran 12 Eylül sonrasının genç işçi kuşakları, geçmişteki mücadelelerden ve deneyimlerden habersiz kaldılar. İşçileri din, dil, ırk temelinde böldükçe bölen patronlar tarihlerinde hiç kazanmadıkları kadar çok kazanmaya başladılar.

En başa dönersek işçiler grevler örgütlediklerinde, hakları için birlik olduklarında birbirinin düşmanı değil sınıf kardeşi olduklarını çok çarpıcı bir şekilde yeniden kavrıyorlar. Kol kola yürüyüşler, hep beraber söylenen türküler, çekilen halay ve horonlar, zorlukların birlikte aşılması da gösteriyor ki, insanı insan yapan rekabet değil dayanışmadır. Bizi bugünkü durumdan kurtaracak olan şey sınıf bilinci ve birlik olmaktır. O halde patronların yalan, hile ve adatmalarıyla sınıf kardeşlerimizle kavgayı bırakıp, sınıf dayanışmasına güç verelim.

26 Ekim 2016

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde Ekim 2020 dönemi için işsizlik verilerini açıkladı. Rakamlarla oynayarak istediği değerleri elde etme konusunda ustalaşan TÜİK, mucizesini yine gösterdi. Açıklanan verilere göre 15 ve üzeri...
  • Kalyon Holding’in İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Kuleleri inşaatında çalışan işçilerin öğle yemeğinden hamamböceği çıktı ve işçiler bu durumu protesto etti. Şantiyede tüm uyarılara karşın düzeltilmeyen kötü koşullara duyulan öfke...
  • Hükümetin medya kalemleri aralarında işbölümü yapmış; kimisi tetikçi, kimisi akıl hocası, kimisi muhalif olanlara karşı karalama görevini üstlenmiş. Bazıları da yılın 365 günü “emekliye müjde” başlığıyla her gün gazetede, televizyon ekranında,...
  • Hindistanlı işçilerin ve tarım emekçilerinin mücadelesi 50 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine...
  • Somalı madenciler 13 Mayıs 2014’te gerçekleşen ve 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan büyük maden faciasının ardından maden ocaklarının kapanmasıyla işsizliğe mahkûm edilmiş, tazminat ve alacakları da ödenmemişti. Bağımsız Maden-İş ve işçilerin...
  • Nisan 2020 itibariyle siyasi iktidar pandemi nedeniyle işten çıkarma yasağı getirdiğini “müjdelemişti”. Oysa gerçekler söylenenlerin tam tersiydi. İşten atma yerine ücretsiz izin uygulaması hayata geçirildi. Böylece patronların inisiyatifine...
  • Kayı İnşaat Cezayir’deki askeri hastane ve tesislerin inşaat şantiyelerinde çalıştırdığı işçilerin 1 yıllık ücretlerini ödemedi. İnşaat-Sen’de örgütlenen işçiler, 2019’un Aralık ayında ücretlerinin ödenmesi talebiyle Cezayir’de grev yaptılar, dava...
  • Genç işsizliğin yüzde 30’lara çıktığı, yoksulluğun her geçen gün arttığı Tunus’ta emekçilerin haklı öfkesi sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Hükümetin, emekçilere hiçbir güvence vermeden salgına karşı önlem adı altında sadece sokağa çıkma...
  • Geçtiğimiz haftalarda, çok bilindik bir program olan “Güldür Güldür”de işçi sınıfının örgütlülüğünün dağıtılarak yıllar içinde nasıl sorgulamayan işçiler yaratıldığı anlatıldı bir skeçle. İzlediklerimiz komik bir şekilde ele alınmıştı ancak bir kez...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...

UİD-DER Aylık Bülteni