Navigation

Buradasınız

İşyeri Temsilcileri İşçilerin Temsilcileri Olmalıdır!

Temmuz 2011, No: 40

Sendikalı işyeri sayısı her geçen gün azalıyor. Buna paralel olarak da işçi sınıfının kazanılmış hakları patronlar tarafından bir bir geri alınıyor. İşçi sınıfının örgütlü gücünü temsil etmesi gereken sendikalar, buna karşı gerektiği ölçüde tepki göstermiyorlar. Bunun en önemli nedeni sendikaların tepesine çöreklenen sendika bürokratlarıdır. Sendikaları adeta kendi işyeri gibi gören ve kendi koltuklarını koruma sevdasına düşen bürokrat sendikacılar, mücadeleci sendikal anlayıştan yan çizerek, uzlaşmacı sendikal anlayışı yaygınlaştırmaktalar. Sendika bürokratları, bu uzlaşmacı tutumun işyerlerinde de kök salmasına neden oluyorlar. Örneğin, işyerlerinde işçilerin temsilcisi olması gereken işyeri temsilcilerinin büyük bir bölümü, tıpkı bürokrat sendikacılar gibi uzlaşmacı bir anlayışla hareket ediyorlar. Adı işçi temsilcisi olan bu kişiler, birçok işyerinde baş gösteren sorunlar karşısında işçilerden yana değil, patrondan yana tutum alıyorlar. İşçiler sendikalı olmalarına rağmen gerçekte örgütlü olmadıkları için, daha doğrusu örgütlülük kâğıt üzerinde kaldığı için işyeri temsilcilerine ve sendika yönetimlerine müdahale edemiyorlar.

Bu durum elbette biz işçileri sendikalarımıza küstürmemeli. Gerçekler acı da olsa tüm boyutuyla bilmeli ve kavramalıyız ki çözüm üretebilelim. Sendikalarımızı kendi kişisel menfaatleri temelinde kullanan sendika yönetimlerinden temizlemek için, tabanda örgütlülüğümüzü güçlendirmekten başka bir yol yok! İşçilerin söz, yetki ve karar hakkına sahip olmasıyla sendikalarımız gerçek anlamda güçlenecektir. Bu nedenle işyeri temsilciliği ve işyeri örgütlülüğü çok önemlidir. Tüm işyeri temsilcileri işçilerin oyuyla seçilmeli, onların kararları doğrultusunda hareket etmeli, görevlerini yerine getirmedikleri takdirde işçiler tarafından görevlerinden alınmalıdırlar. Görevini işçilerden yana yapmayan işyeri temsilcisi ya da sendika yöneticisi görev süresi bitmeden görevden el çektirilebilmelidir. Ancak işçiler tabanda örgütlü olmadıkları müddetçe bu gerçekleşemez.

Diğer taraftan yasalar da işçilerin işyerlerinde söz hakkını engelliyor. Örneğin, işyeri temsilcilerini sendika yönetimlerinin atamasını dayatıyor yasalar. Bu durumda, patronla arasını bozmak istemeyen ve işyerinde kendi denetimini kurmak isteyen bürokratlaşmış sendikacılar, işçilerden yana olmayan kimseleri işyeri temsilcisi olarak atamaktalar. Kimi sendikalar ise işçiler temsilciyi seçtikten sonra atıyor. Fakat aslında burada da durum değişmiyor. Sendika yönetimleri kendi adamlarını işçilerin önüne aday olarak sürerken, mücadeleci olan işçilerin de önünü kesiyor ve hatta işçileri tehdit ederek onlara oy vermelerini engellemiş oluyorlar.

Patronların yapacağı saldırılara karşı örgütlü bir güç oluşturmak, işyerinde sendikanın güçlü olmasına bağlıdır. İşten atmalara, hak gasplarına örgütlü bir tepki verebilmek mücadele bilincinin yükseltilmesini gerektirir. İşyeri temsilcilerinin görevi işçilerin örgütlülüğünün gelişmesi, işçiler arasındaki dayanışmanın güçlenmesi ve patronlar karşısında bilinçli bir şekilde durmaları için çalışmaktır.

İşyeri temsilcileri işçilerin sorunlarını, görüşlerini, talep ve istemlerini sendikaya taşır. Fakat uzlaşmacı sendikacılık anlayışının geldiği noktada, birçok işyerinde temsilciler işveren temsilcisi gibi davranmaktadırlar. Fabrikadan işçi çıkarılacağına ya da ihtar verileceğine işyeri temsilcileri karar vererek personel müdürlerinin görevini üstlenmektedirler. Bir dönem işyeri temsilciği yapan kişilerin emekli olduktan sonra patronun personel müdürü olduğuna dair birçok örnek vardır. Böyleleri asla işçilerin çıkarını savunamaz, onların derdi işçilerin üzerinden kendi küçük çıkarlarını savunmaktır.

Sendikaların tepesine kurulan, işçilerden kopan ve kendi çıkarları için çalışan bürokratlar, daha sonra bunun mükâfatını milletvekili olarak alıyorlar. Sendika başkanları, şube başkanları ve hatta temsilciler de bir zamanlar kendilerinin yerinde olan ama vekil seçilmeyi başaran konfederasyon başkanlarına özeniyorlar. Bu nedenle bürokrat sendikacılar geleceklerini ve menfaatlerini düşündükleri için patronlarla iyi geçiniyorlar ve işçiler işten atıldığında onlara sahip çıkmıyorlar. Hatta bu işbirlikçiler, kendileri için tehdit olabilecek mücadeleci işçileri de patronlarla anlaşarak işten atıyorlar. Ancak bu işbirlikçiler sanmasınlar ki devran böyle gidecek. Tabanda örgütlülüklerini güçlendiren işçiler, sendikaların tepesine çöreklenmiş bürokrat sendikacıları eninde sonunda sendikalardan def edecekler.

Sendikalarımızı bürokrasiden, koltuk sevdalısı işbirlikçilerden kurtaralım. Sendikalarımızın başına dürüst, namuslu, emeğiyle geçinen, işçilerden kopmayan, patronlar gibi yaşamaya özenmeyen mücadeleci işçileri geçirelim. Ama daha da önemlisi sendikalarımıza her daim sahip çıkalım. Seçtiğimiz işyeri temsilcilerinden başlayarak sendika yöneticilerini denetleyelim, görevini yapmayandan hesap soralım. Ancak bu şekilde sendikalar işçilerin mücadeleci örgütleri haline gelebilir.

15 Temmuz 2011

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Geçtiğimiz günlerde kısa bir video düştü internet âlemine… Sosyal medyada paylaşım rekorları kıran videoda tır şoförü Malik Yılmaz, “Evde Kal Türkiye” çağrısına cevap veriyor ve “Beni bu virüs öldürmez, düzeniniz öldürür” diyordu. Koronavirüs...
  • İşte, okulda, toplu taşımada, mahallede, markette, meydanlarda, sokaklarda… Yaşamın her alanında Covid-19 ile ilgili önlem alınması gerektiği medya üzerinden zihinlerimize enjekte ediliyor. Sık sık ellerini yıka, kolonya kullan, maske kullan, sağa-...
  • Geçtiğimiz günlerde Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) “Genç İstihdamında Küresel Trendler 2020” adlı bir rapor yayımladı. Rapora göre ne eğitimde ne de istihdamda yer alan gençlerin sayısı her geçen yıl artıyor. Bu şekilde sınıflandırılan gençlerin...
  • Koronavirüs fabrikayı ikiye böldü. Yakalanan ve yakalanmayanlar şeklinde değil elbette. Salgında “korunması öncelikli olanlar” ile “canı patlıcan sayılanlar” şeklinde. Hemen her sabah vardiyasında işçilerin başına çöreklenen patron, müdür ve...
  • Şu günlerde işyerlerimizde ve evlerimizde konuşulan tek bir konu var: Covid-19. Bu hastalık günlük yaşamımızın bir parçası haline gelmiş durumda. Bizim işyerinde de sürekli bu konu konuşuluyor. “Elimizi yıkayalım, kolonya sıkalım, kapının kolunu...
  • Dünya son günlerde koronavirüse karşı adeta “savaş” açtı. Medya aracılığıyla seferberlik ilan edildi. Sokağa çıkma yasaklarından, sınırların kapanmasına ve ticaretin durdurulmasına kadar birçok önlemden bahsediliyor. Çeşitli ülkeler ve aldıkları...
  • Koronavirüs salgını tüm gündemi belirliyor. Bu koşullarda bizler de bir grup genç işçi ve öğrenci olarak bir araya geldik ve bu konuyu kendi aramızda tartıştık.
  • 2018 ve 2019 boyunca pek çok ülkede işçiler, emekçiler sokaklara döküldüler. Çünkü işsizliğe, yoksulluğa, zamlara, pahalılığa çok öfkeliydiler. Elbette yoksul halkın iliğini kemiğini kurutan egemenlerin yolsuzluklarına da. “Yolsuzluk” yetkiyi kötüye...
  • Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde yayınladığı bir genelgeyle İçişleri Bakanlığının koronavirüs önlemlerinin geçerli olduğu süre boyunca toplu iş sözleşmelerini durdurduğunu açıkladı. Bakanlık, salgın nedeniyle toplu...
  • Sizlerin de bildiği gibi “hayat eve sığar” sözü, devlet yetkilileri tarafından bir kampanya spotu olarak kullanılmasıyla birlikte gerek sosyal medyada gerekse de başka biçimlerde insanların döne döne kullandığı bir argüman haline geldi. Bugünlerde...
  • Ben devlet hastanesinde çalışan bir sağlık işçisiyim. Yaşadığımız sorunları ve gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz ki son dönemlerde tüm dünyayı etkisi altına alan yeni tip koronavirüs hastalığı konuşuluyor her yerde, insanlar...
  • Koronavirüs çıktığından bu yana okullarımız tatil edildi. Bu nedenle evde zaman geçiriyorum. Okula gidemediğimizden dolayı uzaktan eğitim alıyoruz. Tabii ki bu eğitim yetersiz, okula göre daha verimsiz oluyor. Okul arkadaşlarımın birçoğunun kafası...
  • Eskiden insanlar kendisine iyi haber veren, örneğin çocuğu olduğunu söyleyen, yani müjde veren birine hediye verirdi. Verilen müjdenin küçük de olsa somut bir karşılığı vardı. Müjdeyi veren “müjdemi isterim” der, aldığı hediyeyle mutlu olurdu....