Navigation

Buradasınız

Kimin Siyaseti İşçiyi Böler?

Mart 2016, İşçi Dayanışması Bülteni No:96

Siyaset söz konusu olduğunda işçilerin çoğunun refleksi “şimdi bu konuları konuşmayalım," “bizim derdimiz iş ve ekmek meselesidir" deyivermek olur. Siyasetin tartışılmasını istemeyen işçiler, siyasi konular konuşulursa aralarında siyasi farklar oluşacağını ve birbirlerine düşeceklerini, kafalarının ağrıyacağını düşünürler. “Siyaset konuşmaktan" korkmak, kaçınmak işçiler içinde o denli yaygındır ki sendikalarda, işçi derneklerinde, grev alanlarında yapılan sohbetler bu uyarılarla bölünür. Aslında işçiler, patronların çıkarlarını yansıtan düzen partileri arasında bölündükleri için, siyaseti bu partilerin taraftarı olmak şeklinde algılarlar. Bu nedenle “siyaset" konuşmaz, buna set çeker ve taraftarlıklarına leke sürdürmezler! Oysa işçilerin “siyaset" yapması, patronlar sınıfının partilerine oy vermek, taraftar olmak değil, işçilerin kendi çıkarlarını savunmasıdır. İşçiler ancak kendi çıkarlarını, işçi sınıfının çıkarlarını savunduklarında kendi siyasetlerini yapmış olurlar. Ve işçilerin kendi çıkarları onları bölmez, birleştirir!

Adına kapitalizm denen kâr düzeninde yaşıyoruz. Bu düzen işçilerin sömürüsüyle ayakta kalıyor. İşçiler çalışıyor, patronlar ise el koyuyorlar. İşte bu düzenin değişmesine karşı çıkmayan tüm partiler kâr düzeninin partileridirler. İşçi sınıfının düzen partileri arasında bölünmesi patronları rahatsız etmez, memnun eder. Çünkü o partilerin her biri sömürü düzeninin devamı için çalışan, patronlar sınıfından yana saf tutan güçlerdir. “Siyaset yapmak yanlıştır" deyip işçilerin kendi siyasetini yapmaması tam da patronların istediği bir şeydir. 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi de bu amaçla organize edilmişti. İşçilerin siyaset yapması bu ülkeyi kendi çıkarlarına göre yöneten sermaye sınıfını tedirgin ediyordu. İşçilerin hakları için mücadele vermesi, kendilerini ilgilendiren her konuda siyasete ağırlıklarını koymaları patronlar sınıfının tahammül edemediği bir noktaya gelmişti. Sendikalarda, derneklerde, kahvelerde, evlerde kısacası hemen her tarafta işçiler kendi çıkarları için tartışmalar yürütüyor ve mücadeleler örgütlüyorlardı. Yani siyaset yapıyorlardı. Patronlar işçi örgütleriyle, işçinin siyasetiyle baş edemediklerinden orduyu göreve çağırıp darbe yaptılar.

Darbeden sonra hak ve özgürlükler kısıtlandı. Mücadeleci işçilere gözdağı verildi. Böylece bir kuşak işçi siyaset yaptığı için büyük baskılarla karşılaştı. Bugünün genç işçileri siyaset ve sınıfsal çıkarlar arasında bağ kuramaz, sorunlara sınıfsal gözle bakamaz oldu. Örneğin iş kazaları olduğunda, grevler yasaklandığında, enflasyon arttığında bu sorunlarla hükümetin uygulamaları arasında bağ kurulamıyor, hükümet bu sorunlardan sorumlu tutulmuyor.

Sermaye siyasetinin sırrı, patronların kendi çıkarlarına olan her şeyi bütün toplumun yararınaymış gibi gösterebilmesidir. Örneğin Çalışma Bakanı kıdem tazminatı fonu ile ilgili yasanın, hem patronların hem de işçilerin yararına olduğunu söylüyor. Hem sermaye kazanacak hem de işçi kazanacakmış! Siyaseti bilen bir işçi bunun bir yalan olduğunu da bilir. Bir futbol maçında iki takımın aynı anda galip gelemeyeceği, bir boks karşılaşmasında iki boksörün birden kazanamayacağı gibi…

Siyaseti bütün halkın çıkarına yaptıklarını iddia eden egemenler bizleri kandırıyorlar. Siyaset bütün halkın yararına yapılıyorsa neden bu ülkede yoksul ve zengin farkı var? Neden işsizlik, hayat pahalılığı işçilerin hayatını çekilmez kılıyorken bir avuç zengin iyice zenginleşiyor? Neden toplanan vergiler, siyaset mekanizması sayesinde emekçilerin çıkarları için kullanılmıyor? Gerçek şu ki işçiler ve yoksullar tüm karar alma süreçlerinden dışlanıyorlar. Egemenlerin siyasetçileri bize “aynı gemideyiz" diyor ama toplumu eşitsizliğe mahkûm ediyorlar.

İşçilerin siyaseti işçilerin kendi öz çıkarına uygun davranmasıdır. Birleşmesi, örgütlenmesi ve hakları için mücadele etmesidir. Ortak talepler için bir araya gelen işçiler, aslında birbirlerinden hiçbir farklarının olmadığını görürler. Kendi sınıf çıkarlarının peşine düşen işçiler, bölünmek bir yana daha da güçlenirler. Güçlerinin ve çıkarlarının ne olduğunu ancak bu sayede öğrenirler. İşçileri bölen kendi siyasetlerini yapmamalarıdır. O halde işçi örgütlerinde, sendikalarda, fabrikalarda işçi sınıfının siyasetinin savunucusu olalım, patronların aldatma ve hilelerine kanmayalım!

21 Mart 2016

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Fransa’nın başkenti Paris’te işçiler emeklilik hakkına yönelik saldırıları grevlerle protesto ediyor. Genel İşçi Konfederasyonu (CGT) üyesi taşıma işçileri, “reform” adı altında emeklilik hakkının tırpanlanmasına karşı 13 Eylülde grev gerçekleştirdi...
  • DERİTEKS, 14 Eylülde VIP Tekstil önünde işten atmaları, artan baskıları protesto etmek için bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasına TÜMTİS, Petrol-İş, Koop-İş, Türk Metal, Tekgıda-İş, Basın-İş sendikalarının temsilci ve yöneticilerinin yanı...
  • Her gün aydınlanan güne uyanıp, günlük hayat koşturmamıza başlıyoruz. İşe, okula giderken bir kısmımız yolu haber okuyarak, bir kısmımız da sosyal medyaya bakarak geçiriyor. Peki, hangi sabah bu haberlere ve gelişmelere bakarken bir cinayet veya...
  • Merhaba dostlar, işçi ve emekçiler olarak hayatımızın her alanında kapitalist sistemin bize dayattığı ağır şartları yaşıyoruz. Bu sistem bizi hayatın her alanında eziyor. Yıllarca okuyup aylarca işsiz kalan ve henüz yeni iş bulabilmiş genç bir...
  • MESS ile işçi sendikaları arasında sürecek grup toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin başlamasına kısa bir süre kaldı. Yetkili sendikalar işçilerin ücret ve sosyal haklarına yapılmasını talep ettikleri zam oranlarını açıklamaya başladılar. Gerek...
  • General Motors’un Güney Kore’deki 3 fabrikasında çalışan yaklaşık 8 bin işçi, 9 Eylülde greve çıktı. Kore Metal İşçileri Sendikası (KMWU) üyesi işçiler ücret artışı talebiyle üç günlük bir grev gerçekleştirdiler. Arjantin’de Başta kamu çalışanları...
  • 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin üzerinden 39 yıl geçti. Ama darbecilerle ve onları işbaşına çağıran sermaye sınıfıyla davamız kapanmadı. İşçi sınıfının mücadele örgütleri 12 Eylül’ü asla unutmamalı ve unutturmamalı. Çünkü Türkiye işçi...
  • Geçtiğimiz günlerde UİD-DER olarak Cargill direnişçilerini ziyarete gittik. Cargill işçileri Tek Gıda-İş sendikasına üye oldukları için haksız yere işten çıkarılmışlardı. O günden sonra mücadeleye başladılar. Şu an ise 500 günü aşkın bir süredir...
  • Güney Afrikalı binlerce kadın giderek artan kadına yönelik şiddeti protesto etmek için 4 Eylülde sokaklara döküldü. Emekçi kadının ezilmişliğini besleyerek büyüten kapitalist sisteme ve temsilcilerine tepki gösteren kadınlar, eylemlerini Dünya...
  • İngiltere’de South Western Demiryolu Şirketine bağlı çalışan işçiler 30 Ağustosta greve çıktı. İşçiler şirketin istasyonlarda ve trenlerde güvenlik işçilerini işten çıkarma planını engellemek için uzun süredir mücadele yürütüyor. Haziran ayında 5...
  • Geçtiğimiz günlerde yeni yönetimini belirleyen Petrol-İş Sendikası, Cargill direnişini 512. gününde (11 Eylül) ziyaret etti. Genel Başkan Süleyman Akyüz ve sendikanın merkez yöneticileri ile Gebze’deki işyerlerinden gelen işçi temsilcilerinin...
  • Ben özel bir hastanede çalışan, sizler gibi alın terimi, emeğimi ortaya koyarak geçinmeye çalışan genç bir işçiyim. Zorluklara, patronlara ve onların sömürü sistemine karşı mücadele veriyorum aynı sizler gibi… Bağlı olduğum, bundan da mutlu ve...
  • Geçtiğimiz günlerde devlete bağlı işletmelerde çalışan binlerce işçiyi yakından ilgilendiren toplu iş sözleşmesi imzalandı. Türk-İş ile Aile ve Çalışma Bakanlığı arasında imzalanan sözleşmede binlerce işçi sefalet ücretine mahkûm edildi. Binlerce...