Navigation

Buradasınız

Kurtuluş Ellerinde, Örgütlü Gücünde!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 114
Büyük toplumsal ve siyasal felaketler, bir anda, durup dururken ortaya çıkmaz; tersine, mayalanma süreci dâhil her şey insanların gözü önünde gerçekleşir. Gel gör ki örgütsüz, tarih bilincinden yoksun, kendi küçük dünyasına saplanıp kalan insanlar, gözlerinin önünde olgunlaşan ve gerçekleşen büyük alt-üst oluşu göremezler.

Büyük toplumsal ve siyasal felaketler, bir anda, durup dururken ortaya çıkmaz; tersine, mayalanma süreci dâhil her şey insanların gözü önünde gerçekleşir. Gel gör ki örgütsüz, tarih bilincinden yoksun, kendi küçük dünyasına saplanıp kalan insanlar, gözlerinin önünde olgunlaşan ve gerçekleşen büyük alt-üst oluşu göremezler. Şahit olduğumuz üzere, bir taraftan etraflarındaki her şeyin değişmeye başladığını; savaşlarla, ekonomik ve siyasi krizlerle, doğa felaketleriyle sarsılan dünyanın eski dünya olmadığını, yaşam koşullarının kötüleştiğini, toplumsal çürümenin her alanı sardığını görür, hisseder ve şikâyet ederler, ama öte taraftan bu gidişat karşısında seyirci ve vurdumduymaz kalır, akıntının içinde yuvarlanırlar. Aynı zamanda, çelişkili bir şekilde, bu gidişatın hemen yarın geride kalacağını, daha iyi bir yaşama kavuşacaklarını düşünür, umut ederler. Şu anda hem Türkiye’de hem de dünyada milyarlarca emekçinin durumu budur.

Değişimi gerçekleştirecek olan insanlardır ama bu insanlar sömürü düzeninin sahipleri ve onların liderleri değildir. Tüm dünyayı sırtlayan, sömürülen, ezilen, çıkarları bir olan, kaderleri bir olan işçilerdir değişimi gerçekleştirecek olanlar.

Umut insanın geleceğe dair yaşam azmidir ve umutsuz yaşanmaz. Lakin umutlarımız gerçeğe dayanmazsa, körleştirici ve yıkıcı olur. Gerçek şu ki, bugün tüm dünyayı pençesine alan ekonomik kriz, savaş, işsizlik, mülteci dramları, kötü yaşam koşulları ve insanların mutsuzluğu kendiliğinden ortadan kalkmayacak. Tersine, bu sistem değişmezse, yarın bugünden daha da kötü olacak. Çünkü kapitalizm dediğimiz sistem, dünyayı ateşe veren bir karakter yapısına sahip. Bu sistem akıl dışı olduğu için bozuk bir şekilde işliyor: Zenginliği birkaç bin kişinin elinde toplarken, tüm bu zenginliği üreten işçi-emekçileri sefalete, insanlık dışı koşullara sürüklüyor. Ekonomik krizler, savaşlar, toplumsal eşitsizlik ve çürüme, yozlaşma, kadına şiddet bu sistemin yapısından kaynaklanıyor. Sistemin değişmesi, daha doğrusu değiştirilmesi ve yerine bugünkü felaketlere yol açmayacak, sömürünün olmadığı bir toplum konması gerekiyor.

Peki, kim gerçekleştirecek bu değişikliği? Çoğu insan kendisinin bir şey yapamayacağını düşünür; kendisi adına başka birilerinin bir şey yapmasını, taşın altına onların elini sokmasını ister. Bu düşünce “dünyayı ben mi kurtaracağım?” sözlerinde ifadesini bulur. Bu anlayış, bir taraftan güvensizliği, öte taraftan ise bencilliği yansıtır. Sonuçta bu düşüncedeki insanlar kendileri değil, başkaları bedel ödesin istemiş olurlar. Keza kendilerinin bir şey yapamayacağını düşünen insanlar, büyük liderlere umut bağlarlar. Güçlü bir liderin sahneye çıkmasını ve kendilerini kurtuluşa götürmesini beklerler. Kuşkusuz büyük liderler çok önemlidir. Savaşların kazanılmasında, toplumsal krizlerin çözülmesinde, devrimlerin başarıya ulaşmasında yol gösterici liderlerin önemli bir payı vardır. Fakat insanlar olmadan liderler hiçbir şey yapamaz, mucize gerçekleştiremezler. Aslında başarının altında, bizzat o kendilerine güvenmeyen insanların özverisi vardır.

Aynı zamanda hangi liderler, hangi sınıfın liderleri diye de sormak lazım. Sömürücü, iktidar ve düzen sahibi sınıfın liderleri mi, yoksa ezilen, sömürülen, sefalete itilen işçi-emekçilerin liderleri mi? Meselâ yüz yıl önce, Rusya’da işçi liderlerinin yol göstermesiyle işçi sınıfı iktidarı ele geçirdi; işçi iktidarı savaşa, yıkıma ve sömürüye son verdi. 1930’larda ise, aldatılan İtalyan ve Alman emekçileri kurtarıcı gördükleri Mussolini ve Hitler’in arkasından gittiler. Sermaye sınıfına hizmet eden bu faşist liderler, dünyayı kana buladılar ve emekçileri felakete sürüklediler.

Dünyamız kaotik ve çalkantılı bir süreçten geçerken, ortaya, kurtarıcı olduğu söylenen yeni liderler çıkıyor. Kapitalist sömürünün, yani insanlığı çıkışsızlığa iten düzenin temsilcisi olan bu liderler; medya tarafından güçlü ve kurtarıcı kimseler olarak sunuluyor. Meselâ yandaş medya, AKP ve Erdoğan olmazsa Türkiye’nin dağılacağını propaganda ediyor, bu düşünceyi besliyor. Toplumun ve emekçilerin bir kesimi, sorunların yalnızca Erdoğan tarafından çözülebileceğine inanıyor. Geçtiğimiz haftalarda Gebze’de, kentsel dönüşüm kapsamında evi yıkılan bir dedenin şu sözleri dikkat çekici: “Hani o kimsesizlerin kimsesiydi, nerde şimdi? Görmüyor mu ne halde olduğumuzu, duymuyor mu sesimizi? Duysa gelirdi, o bilse bunları yaptırmazdı.” Oysa Erdoğan hiçbir zaman kimsesizlerin kimsesi olmadı, tersine, o daima sermaye sınıfının kimsesi oldu. Şu sözleri, 12 Temmuzda patronlara konuşan Erdoğan sarf etti: “Şimdi grev tehdidi olan yere biz OHAL’den istifadeyle anında müdahale ediyoruz. Diyoruz ki hayır, burada greve müsaade etmiyoruz, çünkü iş dünyamızı sarsamazsınız.”

Dünyamız kaotik ve çalkantılı bir süreçten geçerken, ortaya, kurtarıcı olduğu söylenen yeni liderler çıkıyor. Kapitalist sömürünün, yani insanlığı çıkışsızlığa iten düzenin temsilcisi olan bu liderler; medya tarafından güçlü ve kurtarıcı kimseler olarak sunuluyor.

Görmek isteyen göz, anlamak isteyen akıl için başka söze gerek var mı? AKP iktidara geldiğinden beri işçi sınıfının hakları alabildiğine geriledi. Bir yılda iş kazalarında ve iş cinayetlerinde ölen işçi sayısının iki bine yaklaşması, ama AKP’nin kılını kıpırdatmaması ya da OHAL düzeni altında peş peşe işçi grevlerini yasaklaması çok şey anlatmıyor mu? Geri kalan tüm sorunları, siz buraya ekleyin… Bir taraftan işçilerin haklarını yok eden ve kölece çalışma koşullarını dayatan AKP, öte taraftan kindar ve kutuplaştırıcı bir siyaset izleyerek emekçileri bölüyor. Şanlı Selçuklu, Osmanlı, “büyüyen Türkiye” diyerek ve efsaneler yaratarak zalim sömürü düzeninin üzerini örtüyor. Bölünen, parçalanan, sınıf çıkarlarını unutan ve çaresiz kalan işçi-emekçilerin bir bölümü kurtarıcı diye Erdoğan’a sarılırken, öteki bölümü de umutsuzca beklemeyi seçiyor.

Oysa sömürü düzenine hizmet eden liderler, işçilerin sorunlarını çözemezler. Dünyamızda biriken tüm sorunların çözüm yolu, sistemi deştirmekten geçiyor. Hiçbir şey durup dururken, iyiye ve güzele doğru değişmeyecek. Evet, değişimi gerçekleştirecek olan insanlardır ama bu insanlar sömürü düzeninin sahipleri ve onların liderleri değildir. Tüm dünyayı sırtlayan, sömürülen, ezilen, çıkarları bir olan, kaderleri bir olan işçilerdir değişimi gerçekleştirecek olanlar. Evet, insanlar tek tek bir şey yapamazlar, doğru. Lakin bir sınıf olarak düşünen, bilinçli ve örgütlü hareket eden işçi sınıfı çok şey yapabilir.

Oturup beklemek yerine, iktidarın kutuplaştırıcı ve kindarlaştırıcı siyasetine alet olmak yerine, sahte liderlerden medet ummak yerine; dünyadaki değişimi görmeyip tepkiselleşmek, hırçınlaşmak, milliyetçiliğe sarılmak yerine, işsizliğin ve ev kiralarının suçunu Suriyelilere yüklemek yerine, yoksulluktan bıkıp cinnet geçirmek yerine gerçeği gör, örgütlen ve mücadele et! Evet, ya işçi sınıfı dünyayı değiştirecek ya da tüm insanlık kapitalist sistemin yol açtığı felaketin sonuçlarına katlanacak! Kurtuluş ellerimizde, örgütlü gücümüzde!

19 Eylül 2017

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...
  • Kapitalist sistemin yarattığı büyük çelişkiler, eşitsizlikler, adaletsizlikler, derinleştirdiği toplumsal sorunlar her geçen gün daha fazla can yakıyor. 21’inci yüzyılın teknolojik gelişmişlik ve üretim düzeyine rağmen yüz milyonlarca insan açlık...
  • “Biz ekmeğimizin peşindeyiz.” Ne çok duyarız bu sözleri çalıştığımız fabrikalarda, işyerlerinde, grev ve direnişlerde. Kimi zaman yapılan bir yanlışın üzerini örtmek, bahane bulmak için kullanılır. “Bakma yapmak istemezdim ama işte ekmeğimizin...
  • Krizin ve Covid-19 salgınının yükü işçi ve emekçilerin üzerine yıkılmaya devam ediyor, yoksullaşma derinleşiyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in Covid-19 Döneminde İşsizlik Sigortası Fonu Raporu, İşsizlik Sigortası Fonunun...
  • Tüm dünya yeni bir yıla “merhaba” dedi. Çeşitli dillerde, farklı tonlarda çıktı bu merhabalar. İnsanlar yeni yılda yeni dilekler dilediler. Kimisi milyarlarına milyar istedi yüzü kızarmadan, mücevher takımına yeni yeni mücevherler istedi. Kimisi iş...
  • Otomotiv sektörüne plastik araba parçaları üreten bir fabrikada çalışıyorum. Covid-19 salgınıyla birlikte çalıştığımız fabrikada bir panik havası vardı. Televizyonlardan, internetten yayılan korku ve panik havası hemen herkesi çok etkiledi. Toplum...
  • Bir yılı daha geride bıraktık. 2020’nin ilk aylarında hayatımıza giren pandemiyle birlikte yaşamımız içinden çıkılmaz hale geldi. İşsizlik, yoksulluk derken bir de üstüne gelen yasaklarla beraber nefes alamaz olduk. Biz işçiler için zor bir yıldı....
  • Siyah emekçilere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor. ABD’de geçtiğimiz Mayıs ayında George Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada emekçilerin adalet talebi yükselmiş, meydanlar ırkçı nefrete karşı dolup taşmıştı. Kıtadan kıtaya sıçrayan...
  • Sağlık sistemindeki çöküş salgınla birlikte daha görünür hâle geldi. Sağlık çalışanlarının yükü artarken, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sağlık işçileri bu duruma sessiz kalmıyor. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasının (SES...
  • Çok şahit olmuşuzdur ilginç haber başlıklarına. “Emeklilere Müjde”, “Çalışanlara Müjde”, “Artık Herkes Kıdem Tazminatı Alacak” vs... Ama haber içeriğine baktığımızda hiç de müjdeli bir şeyle ya da başlıkta söylendiği gibi heyecan verici bir haberle...

UİD-DER Aylık Bülteni