Navigation

Buradasınız

Ölümün Ağzı İşçiyi Yuttukça Sermaye Büyüyor!

Mart 2012, No: 48

Türkiye ekonomisi, dünyanın 16. büyük ekonomisi düzeyine yükselmiş durumda. Dünya zenginler listesinde Türkiyeli birçok patronun adı var. Ekonomi ve dolayısıyla da patronların sermayesi büyümeye devam ediyor. Peki, zenginlik ve göz kamaştırıcı ihtişam neyin üzerinde yükseliyor? Emek olmadan zenginlik ortaya çıkmayacağına göre, geriye tek yol kalıyor: İşçilerin sömürülmesi! Cumhuriyetin ilk yıllarında henüz yeterince kapitalist ortaya çıkmamış, çıkanlar ise yeterince palazlanmamışlardı. İşçileri, esas olarak devlet sömürüyor ve bu sömürüden elde edilen sermaye patronlara aktarılıyordu. Ölümün Ağzı adlı romanında İrfan Yalçın, bugünkü zenginliğin nasıl korkunç bir sömürüyle elde edildiğini gözler önüne seriyor.  

Roman, II. Dünya Savaşı yıllarında köylülerin, devlet tarafından “mükellefiyet” adı altında Zonguldak maden ocaklarında zorla çalıştırılmasını oldukça gerçekçi bir dille anlatıyor. Mükellefiyet (yükümlülük) keyfiliğiyle köylülere uygulanan zulüm insanın kanını donduruyor. Köylüler, jandarma dipçikleriyle dövülerek, at arkasında sürüklenerek maden ocaklarına çalıştırılmaya götürülüyorlar. Devletin ve jandarmanın gözünde emekçi halkın köleden farkı yok. Keyfilik ve zulüm öyle boyutlara varıyor ki, 65 yaşındaki yaşlı erkekler ve hatta nineler dipçik zoruyla madene götürülmekten kurtulamıyorlar.

İşçileştirilen köyüler uzun saatler, havasız, ciğerlerine kömür dolarak, aç bir şekilde çalıştırılıyorlar. Barakalarda onlarca insan üst üste yatmakta, ortalık pislikten geçilmemekte, etrafı saran bit, aynı sömürücüler gibi işçileri yiyip bitirmektedir. Romanın birçok yerinde, zulümde sınır tanınmadığı ortaya konuyor. Meselâ, bir türlü bitten ve pireden kurtulamayan işçiler, kara kışın ortasında soyunup elbiselerini buhar kazanına atmaya mecbur bırakılıyor. Bu her Allah’ın günü devam eder. Dondurucu soğuk altında çırılçıplak kalan işçiler, tez zamanda zatürreeye yakalanıp ölürler. Ölüm o denli sıradanlaşmıştır ki, barakanın köşesinde ölümü bekleyen bir işçi, sonunda ölür ve alınıp dışarı atılır. Zalim devletin “memuru” olmakla pek övünen Bekçi’nin derdi ise, sadece ölenin kayıtlardan düşülmesidir. Ölenlerin cenazeleri köylerine gönderilmemekte ve öylece bir çukura atılmaktadır.

İnsan onuru ayaklar alınır. İşçilerin iradelerini teslim almak için her türlü işkence yapılmaktadır. Bitten arındırma bahanesiyle işçilerin saçları kazınır, ama yetinilmez. Bekçibaşı, tek tek işçilerin ağzının içine tükürmektedir, saçlarını kazıtmadan önce. Hidayet adında 65 yaşındaki kadın ağlayıp sızlar, ama “yüce devlet” öyle buyurduğu için onun da saçları kazınır. Utanma arlanma yoktur.  Bu durum, kendini “devlet” zanneden Bekçi’nin kendini bilmez tavrı değildir; bu tavır işçileri dizginsiz bir şekilde sömüren devletin tavrıdır. Madenden kaçan işçileri cezalandırmak için jandarma komutanı askerlere aynen şöyle emir vermektedir: “Karısının, kızının ırzına geçeceksiniz. Neyi var, neyi yok alıp getireceksiniz. Tavuklarını, koyunlarını kesip kesip yiyeceksiniz.”

Yaşananlar tam bir cehennem hayatıdır. İşçiler, hiç bitmeyen bir kâbusun içine düşmüş gibi hissetmekte ve doğduklarına kahretmektedirler. Yapılan onca zulme rağmen, romanın ana karakterlerinden Recep Çavuş gülmeyi ve şakalaşmayı elden bırakmaz. Çünkü yalnızca bu şekilde kendisini insan gibi hisseder. Recep Çavuş, insanoğlu demirden daha dayanaklıdır diyerek maden cehenneminden kurtulmayı umut eder. Ancak gerçekler başka türlü konuşur. Daha hızlı kömür çıkartma sevdasına kapılan devlet idaresi, işçileri, “zar-zor” adı verilen, güçlendirilmemiş ocaklara sürer. Sonuç daha en baştan bellidir: Recep Çavuş, iki arkadaşıyla birlikte göçükte can verir. Onları da alıp bir çukura gömerler.

İşte bugünkü zenginlik, bu şekilde işçilerin ve yoksul köylülerin kanı ve canı pahasına elde edildi. Yıllarca “Köylü milletin efendisidir” yalanıyla köylüler inim inim inletildi. Milletin “efendisi” köylünün evi jandarma tarafından basıldı, karısının kızının ırzına geçildi. “Cumhuriyetçilik”, “Çağdaşlaşma” ve “Batılılaşma” laflarını ağızlarından düşürmeyenler, işçi ve köylüler üzerinde barbarca bir sömürü düzeni kurmaktan geri durmadılar.   

Romanda, yaşlı bir madenci yaşanan zulmü şöyle özetliyor: “Yük taşıyan bir hayvan huysuzlanıp gitmezse, sahibi döver onu. Ama ne kadar döverse dövsün, hayvanını yaralamak, sakat bırakmak, öldürmek gelmez içinden. Böyle sakınmalardan bile uzaktık ‘mükellefiyet’te işte biz. Bir hayvan, bir eşya kadar bile değerimiz yoktu.” İşçiler, belki bugün zorla madene ve işyerlerine götürülmüyorlar. Ama işçiler acımasız koşullar altında yoğun bir şekilde sömürülmeye devam ediliyorlar. Madenlerde, fabrikalarda, tersanelerde iş kazaları ve ölümler dur durak bilmiyor. Bilmeliyiz ki, bu sömürü ve zulüm düzeni son bulmadan işçilere gün doğmayacak!

15 Mart 2012

Son Eklenenler

  • Türkiye İstatistik Kurumu Nisan ayına ait işgücü istatistiklerini açıkladı. Rakamların bolluğuna rağmen dikkatle okunması gereken TÜİK raporu şöyle diyor: “Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, Nisanda geçen yılın aynı ayına...
  • Lübnanlı işçi ve emekçiler 2019’un son günlerinde sokaklara dökülmüş, zamlara, hayat pahalılığına, yolsuzluklara, aşırı vergilere duydukları öfkeyi ortaya koymuşlardı. Hükümet eylemleri polis ve asker baskısıyla bastırmayı denemiş ama başarılı...
  • İş güvenliği önlemlerinin alınmaması, önlem almayan patronlara ciddi bir yaptırım uygulanmaması nedeniyle gerçekleşen iş cinayetleri her ay yüzün üzerinde işçinin hayatını kaybetmesine neden oluyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin Haziran...
  • Yeni bir şehirde yaşamayı öğrenebiliriz. Yeni komşularımızla yaşamayı öğrenebiliriz. Dünyanın hiçbir yerinde din, dil, ırk ayrımı yapmadan tüm emekçi kardeşlerimizle bir araya gelip birlikte mücadele etmeyi öğrenebiliriz. Bunlar hayatımızın yeni...
  • Sabah 07.40. Servis geldi, arkadaşımla beraber bindik gidiyoruz SASA fabrikasına. Arkadaşım kendi servislerine binebileceğimi söylemişti. “Yol parası verme oraya gelmek için” demişti. SASA fabrikasını önceden duymuştum ama hiç görmemiştim. Arkadaşım...
  • Sakarya’nın Hendek ilçesindeki Büyük Coşkunlar havai fişek fabrikasında 3 Temmuzda meydana gelen patlama sonucunda 7 işçi yaşamını yitirmiş 126 işçi ise yaralanmıştı. Ayrıntılar belirginleştikçe işçilerin bir kez daha sermayenin kâr hırsının kurbanı...
  • Kıdem tazminatına devlet güvencesi geliyor! Bir gün çalışan işçi dahi kıdem tazminatı alacak! Kıdem tazminatında devrim! Gündemdeki yerini işte bu “müjdelerle” aldı kıdem tazminatıyla ilgili yeni tasarı. Biz işçiler de epey zamandır bu müjdeli...
  • Nejat Elibol Direnen Haliç romanında 1970’li yılları anlatır. Üç fabrikada işçilerin mücadelesinin ve yürüttükleri direnişin öyküsünü aktarır. Olaylar geliştikçe işçilerin değişimini görürüz. Hakları için mücadele ettikçe, birlik olmanın önemini...
  • İktidara geldiğinden beri işçi düşmanı yasaları yapmakta pek mahir olan AKP iktidarı, uzun zamandır peşinde olduğu kıdem tazminatını fon aracılığıyla ortadan kaldırmak için yeniden harekete geçti. Burjuvazi her fırsatta işçi sınıfının mücadelelerle...
  • Bir bilginin veya haberin ya da bir olayın değiştirilip, bozulup, çarpıtılıp çıkar sağlamak amacıyla yeniden dolaşıma sokulmasına dezenformasyon deniliyor. Burjuvalar yüzlerce televizyon kanalını, sayısız gazete ve dergiyi, koca bir troller ordusunu...
  • Kapitalist sömürü düzeninde egemenlerin tek bir gayesi vardır; kârlarını arttırmak ve böylece sermayelerini büyütmek. Bu uğurda yapamayacakları şey yoktur. Onların ne vicdanları, ne ahlakları, ne de insanlıkları vardır, tek kutsalları sermayeleridir...
  • İşçi sınıfının, emekçilerin, ezilenlerin safında yer almış sanatçılarından biri olan Rıfat Ilgaz, 1911’de, yoksul bir ailede, hırçın Karadeniz’in ve dik başlı Ilgaz dağlarının yanı başında doğdu. Yaşadığı döneme savaşlar, devrimler, ayaklanmalar ve...
  • Bir Amerikan hapishanesinde geçiyor Esaretin Bedeli filmi. Suçsuz olduğu halde müebbet hapse mahkûm edilmiş Andy’nin hapishaneden kaçış öyküsünü anlatıyor. Yıllarca dört duvar arasına hapsedilen insanların psikolojilerini, alışkanlıklarını,...

UİD-DER Aylık Bülteni