Navigation

Buradasınız

1989 Bahar Eylemleri

Mart 2011, No: 36

12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi işçi sınıfı hareketinin üzerine karabasan gibi çökmüştü. Sendikalar yasaklanmış, işçi örgütleri dağıtılmış, öncü-mücadeleci işçiler işkencelerle, hapishanelerle, idamlarla yıldırılmaya çalışılmıştı. İşçilerin 60’lı ve 70’li yıllar boyunca mücadelelerle elde ettikleri ekonomik ve sosyal haklar patronlar sınıfı ve onun hizmetindeki generaller tarafından yok edilmişti. 1982’de yapılan cunta anayasası sendikal örgütlenmenin önüne bariyerler koymuş ve grev yapmayı da zorlaştırmıştı.

Ancak geçmişin mücadele deneyimlerine sahip bilinçli işçiler, umutsuzluğun yaygınlaştığı karanlık dönemlerin son bulacağını ve işçilerin yeniden mücadeleye atılacağını biliyorlardı. Nitekim 1986 yılında 3150 Netaş işçisinin 93 gün süren grevi kazanımla sonuçlandı.  Netaş işçileri suyun yolunu açmışlardı. Darbeyle bastırılan işçi sınıfı yine “ellerini toprağa basıp doğrulmaya başlıyordu”.

İşçiler yeniden örgütlenmeye girişti. 1987’de 30 bin işçi grevdeydi. Bu işçiler arasında demiryolu işçileri, deri işçileri, Derby, Dizel Motor, Migros gibi büyük işletmelerin işçileri vardı. Ambarlarda çalışan kargo işçilerinin 9 ay süren grevi, işçilerin %214 zam aldıkları, 1 Mayıs’ın izin sayıldığı bir toplu sözleşmeyle sonuçlandı. Grevlerin yanı sıra işçiler yürüyüşler, iş yavaşlatma ve toplu vizite eylemleri düzenlediler. 1989’a gelindiğinde bu eylemler daha da yaygınlaşacaktı.

1989’da 600 bin kamu işçisinin toplu sözleşme görüşmeleri tıkanmıştı. Mart ayında başlayan eylemler, 3 ay sürecek “işçi baharı”nın başlangıcıydı. İşçiler bu eylem sürecinde polis saldırılarına da cesaretle göğüs gerdiler. 20 bin demir-çelik işçisinin grevi 137 gün sürdü. Haliç’teki tersane işçileri yemek boykotu ve miting düzenliyor,  “Yaşasın İşçilerin Birliği” sloganını haykırıyorlardı. Tekel’e bağlı fabrikalardan 15 bin işçi aynı saatlerde viziteye çıkıyordu. “Haklarımızı alamazsak, Türkiye’-yi karanlığa boğarız” diyen 86 bin elektrik işçisi yemek boykotu yaparak egemenlere korku saldı. Ustabaşlarına “komutanım” diye hitap etmek zorunda bırakılan askeri dikimevi işçileri yol kesme eylemleri düzenliyor, polis saldırılarına direnerek yanıt veriyorlardı. Cevizli Tekel fabrikasının 8 bin işçisi Kartal meydanına doğru yürürken yol kenarlarına biriken halk işçilere alkışlarla destek veriyordu.   

Kamu sektöründe başlayan eylemlilik sürecine özel sektörde çalışan işçilerin destek vermesiyle eylemler iyice yayıldı. 1989 Bahar Eylemlerine yaklaşık 1,5 milyon işçi katıldı. Bahar eylemlerini bitirebilmek için hükümet ağır bir bedel ödemek zorunda kaldı. Toplu sözleşme görüşmeleri sırasında hükümet %40 ücret zammı önermişti. “İşçi Baharı” sayesinde köşeye sıkışan hükümet, işçi hareketini yatıştırabilmek için işçi ücretlerine tam %140 oranında zam yapmak zorunda kaldı. Bu oran Türk-İş’in önerisinin de üstündeydi. 1991’de Zonguldak madencilerinin büyük grevi ve Ankara yürüyüşüne değin birçok işçi mücadelesi yaşandı. 1992’de Körfez Savaşının bahane edilerek “ulusal güvenlik” gerekçesiyle grevlerin yasaklanması, 1989’da başlayan uyanış sürecinin sonlandırılmasında büyük bir rol oynayacaktı.

“İşçi baharı” sadece ekonomik kazanımlarla sonuçlanmadı. Eylem süreci içerisinde darbe yasakları da delindi. İşçiler önlerine dikilen eylem yasaklarını yaratıcı yöntemlerle deldiler. Mücadele, işçi sınıfının, faşist darbeyle uzlaşan hain sendika bürokratlarına karşı mevziler kazanmasını da sağladı. İşçiler, kurdukları komiteler sayesinde sendika yönetimlerine de baskı uygulayabildiler. Yükselen işçi mücadelesi, Türk-İş bünyesindeki sendikalarda 900 kadar yöneticinin değişmesini sağladı. Elbette konfederasyon düzeyinde bir değişim için yeterli değildi bu. Ancak işçilerin basıncı sayesinde, Türk-İş ve Hak-İş 1 Mayıs’ı sahiplenir görünmek zorunda kaldılar. “Memur” statüsünde çalıştırılan ve sendika kurmaları yasak olan kamu emekçileri, işçi baharından alınan güç ve moral ile sendikal örgütlenme süreçlerini başlattılar. Tüm bunlar işçi mücadelesinin kazanımları hanesine yazılmıştır.

Ne kadar ağır darbeler yerse yesin işçi sınıfının mücadelesinin yükselmesi önlenemez. 1989 “işçi baharı” bu gerçeği dosta düşmana bir kez daha göstermiştir. İşçi mücadelesini yükselterek yeni işçi baharları yaratmak görevi biz işçilerin önünde duruyor. Geçmişin deneyimleriyle donanan biz genç kuşak işçiler, sınıfımızın mücadele bayrağını yeniden yükseltelim!

15 Mart 2011

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Kapitalist sistemin yarattığı büyük çelişkiler, eşitsizlikler, adaletsizlikler, derinleştirdiği toplumsal sorunlar her geçen gün daha fazla can yakıyor. 21’inci yüzyılın teknolojik gelişmişlik ve üretim düzeyine rağmen yüz milyonlarca insan açlık...
  • “Biz ekmeğimizin peşindeyiz.” Ne çok duyarız bu sözleri çalıştığımız fabrikalarda, işyerlerinde, grev ve direnişlerde. Kimi zaman yapılan bir yanlışın üzerini örtmek, bahane bulmak için kullanılır. “Bakma yapmak istemezdim ama işte ekmeğimizin...
  • Krizin ve Covid-19 salgınının yükü işçi ve emekçilerin üzerine yıkılmaya devam ediyor, yoksullaşma derinleşiyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in Covid-19 Döneminde İşsizlik Sigortası Fonu Raporu, İşsizlik Sigortası Fonunun...
  • Tüm dünya yeni bir yıla “merhaba” dedi. Çeşitli dillerde, farklı tonlarda çıktı bu merhabalar. İnsanlar yeni yılda yeni dilekler dilediler. Kimisi milyarlarına milyar istedi yüzü kızarmadan, mücevher takımına yeni yeni mücevherler istedi. Kimisi iş...
  • Otomotiv sektörüne plastik araba parçaları üreten bir fabrikada çalışıyorum. Covid-19 salgınıyla birlikte çalıştığımız fabrikada bir panik havası vardı. Televizyonlardan, internetten yayılan korku ve panik havası hemen herkesi çok etkiledi. Toplum...
  • Bir yılı daha geride bıraktık. 2020’nin ilk aylarında hayatımıza giren pandemiyle birlikte yaşamımız içinden çıkılmaz hale geldi. İşsizlik, yoksulluk derken bir de üstüne gelen yasaklarla beraber nefes alamaz olduk. Biz işçiler için zor bir yıldı....
  • Siyah emekçilere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor. ABD’de geçtiğimiz Mayıs ayında George Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada emekçilerin adalet talebi yükselmiş, meydanlar ırkçı nefrete karşı dolup taşmıştı. Kıtadan kıtaya sıçrayan...
  • Sağlık sistemindeki çöküş salgınla birlikte daha görünür hâle geldi. Sağlık çalışanlarının yükü artarken, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sağlık işçileri bu duruma sessiz kalmıyor. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasının (SES...
  • Çok şahit olmuşuzdur ilginç haber başlıklarına. “Emeklilere Müjde”, “Çalışanlara Müjde”, “Artık Herkes Kıdem Tazminatı Alacak” vs... Ama haber içeriğine baktığımızda hiç de müjdeli bir şeyle ya da başlıkta söylendiği gibi heyecan verici bir haberle...
  • “Bir adım öne geçme zamanı! 60 yıllık tecrübemizi çalışma hayatımızın yarınları için seferber ediyoruz. Ülkemizi geleceğin merkezi yapmak için teknoloji hareketini başlatıyoruz.” Metal Sanayicileri Sendikası MESS ilk ürününü paylaşmaktan gurur...
  • Sağlıklı bireyler olabilmek başta sağlıklı beslenmekten geçiyor. İyi beslenenler daha az hasta olurlar. Özellikle kanser gibi önemli hastalıklara yakalanma riskleri de düşer. Bağışıklık sistemleri güçlü olduğundan Covid-19 gibi bulaşıcı hastalıklara...
  • Koronavirüs salgını dünyanın her yerinde sağlık işçilerinin iş yükünü daha da arttırdı. Bu süreçte hayata geçirilen tüm uygulamalar bilim kisvesi altında yapılırken gelin biz de artan iş yükü ve gece mesailerini bilimsel çerçevede değerlendirelim....
  • Ah ah ne günlerdi! Hasta olmaktan ve iğnelerden korksam da hasta olunca yiyeceğim güzel yemeklerin hayalini kurardım çocukken. O zamanlar pek öyle dolabımız dolmazdı. Okula giderken yılda toplasan beş defa bile harçlık aldığımı bilmem. Alsak bile en...

UİD-DER Aylık Bülteni