Navigation

Buradasınız

Açlıktan Ölen Milyonlar ve 8 Süper Zengin!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 107
Dünyada en zengin 8 kişinin serveti 3,6 milyar kişinin sahip olduğu toplam zenginliğe eşit. 8 kişinin elinde 409 milyar dolar varken, 3,6 milyar insanın elinde yalnızca 406 milyar dolar bulunuyor. Üstelik zenginlerle yoksullar arasındaki makas her geçen yıl açılıyor.

Yüz derisinin altındaki eti iyice eriyen ufak bir çocuk anasının kucağında ağlamaksızın duruyor. Gözyaşı kalmadığı için ağlayamıyor, dermanı kalmadığı için bağıramıyor. İyice zayıflamış anne, gözünün önünde her geçen gün erimekte olan çocuğuna çaresizce bakıyor. Ölüm kusan bombalara rağmen sağ kalabilmiş çocuklar, gençler hep aynı durumda. Yemen… 3 yıldır iç savaş sarmalında kavruluyor. Savaş bitmek bilmiyor. Mermiler, bombalar bir cephedekinden ötekine atılıp duruyor. Cephanenin, mühimmatın sonu gelmiyor ama yiyecek ve ilaç bulabilmek gittikçe güçleşiyor.

Çatışmaların şiddetlendiği 2015 Martından bu yana 10 binden fazla insan hayatını kaybetti. Milyonlarca insan yerini yurdunu terk etmek zorunda kaldı. Temel altyapı, hastaneler büyük oranda tahrip edilmiş durumda.

Yemen’de gittikçe kötüye giden duruma dikkat çekmek için bir araştırma yayınlayan Birleşmiş Milletler, 2,1 milyar dolara ihtiyaç olduğunu ifade ediyor. Açlık seviyesinin emsali görülmemiş seviyelere ulaştığını belirtiyor. 18,8 milyon Yemenli yardıma muhtaç durumda. 10 milyon kişi acil gıda, su, tıbbi destek ve korunmaya muhtaç durumda. Halkın yüzde 65’i gıda maddelerine ulaşmakta sorun yaşıyor.

Aynı şekilde Afrika’nın birçok ülkesinde milyonlarca insan açlıktan kırılıyor. Açlık ya da hastalıklara bağlı olarak çocuk ölümleri her geçen gün artıyor. Keza Suriye, Irak ve Libya gibi ülkelerde savaştan kaynaklı milyonlarca insan korkunç bir sefalete itilmiş durumda. Umuda yolculuğa çıkanlar, göç yollarında ve gittikleri ülkelerde inanılmaz acılar çekiyorlar.

On milyonların durumu buyken, İngiltere merkezli bir uluslararası yardım kuruluşu olan Oxfam bir başka rapor açıkladı. Bu yılın başında yayınlanan rapor, küresel servetin akıl almaz bir adaletsizlikle paylaşıldığını ortaya koyuyor. Oxfam raporu, dünyada en zengin 8 kişinin servetinin 3,6 milyar kişinin sahip olduğu toplam zenginliğe eşit olduğunu ortaya koyuyor. 8 kişinin elinde 409 milyar dolar varken, 3,6 milyar insanın elinde yalnızca 406 milyar dolar bulunuyor. Üstelik zenginlerle yoksullar arasındaki makasın her geçen yıl açıldığına dikkat çekiliyor. Oxfam geçen yılki raporunda en zengin 62 kişinin servetinin 3,5 milyar kişinin toplam zenginliğine eşit olduğuna dikkat çekmişti.

Oxfam 1988-2011 yılları arasında gelirlerin 11 trilyon 900 milyar euro arttığına, fakat bu artıştan dünyanın en zengin yüzde 10’luk kesiminin faydalanabildiğine dikkat çekiyor. En yoksul yüzde 10’un bu artıştan payına kişi başı 65 dolar düşerken, en zengin yüzde 1’lik kesimin payına ise kişi başı 11 bin 800 dolar düştü. Yani zenginlerin serveti yoksullarınkinden 182 kat daha fazla arttı.

Dünyanın birçok yerinde insanlar açlık ve sefalet içinde hayata tutunmaya çalışırken, en zenginler servetlerini hızla arttırmaya devam ediyorlar. Sadece son 2 yılda dünyanın en zengin yüzde 1’i dünyanın geri kalanından daha fazla servet biriktirdi. Zenginler bu hızla servet biriktirmeye devam ederse, ilk trilyoner 25 yıl içinde görülecek. Rapora göre dünyanın en zengin kişisi Bill Gates’in serveti 75 milyar dolar.

İşte kapitalist sömürü düzeninin adaleti! Süper zenginler, servetlerini her geçen gün katlarken ve akıl almaz bir lüks yaşam sürerken, Yemen’de, Suriye’de, Irak’ta, Libya’da ve dünyanın birçok bölgesinde milyarlarca insan hayata tutunmaya, yiyecek bir lokma bulmaya çalışıyor.

Oysa bugünkü teknoloji ile sınıfsız ve sömürüsüz bir toplumun yolu açılabilir ve insanlık refah içinde yaşayabilir. Ancak böyle bir topluma gidişin yolunu işçi sınıfının mücadelesi açabilir. Tüm zenginliği üreten ama sefalete itilen işçi sınıfı, insanlığın kapitalizm belasından kurtulma mücadelesini yükselterek bu eşitsiz, adaletsiz, kriz ve savaş üreten düzeni yerle bir edebilir, etmelidir!

23 Şubat 2017

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...
  • Kapitalist sistemin yarattığı büyük çelişkiler, eşitsizlikler, adaletsizlikler, derinleştirdiği toplumsal sorunlar her geçen gün daha fazla can yakıyor. 21’inci yüzyılın teknolojik gelişmişlik ve üretim düzeyine rağmen yüz milyonlarca insan açlık...
  • “Biz ekmeğimizin peşindeyiz.” Ne çok duyarız bu sözleri çalıştığımız fabrikalarda, işyerlerinde, grev ve direnişlerde. Kimi zaman yapılan bir yanlışın üzerini örtmek, bahane bulmak için kullanılır. “Bakma yapmak istemezdim ama işte ekmeğimizin...
  • Krizin ve Covid-19 salgınının yükü işçi ve emekçilerin üzerine yıkılmaya devam ediyor, yoksullaşma derinleşiyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in Covid-19 Döneminde İşsizlik Sigortası Fonu Raporu, İşsizlik Sigortası Fonunun...
  • Tüm dünya yeni bir yıla “merhaba” dedi. Çeşitli dillerde, farklı tonlarda çıktı bu merhabalar. İnsanlar yeni yılda yeni dilekler dilediler. Kimisi milyarlarına milyar istedi yüzü kızarmadan, mücevher takımına yeni yeni mücevherler istedi. Kimisi iş...
  • Otomotiv sektörüne plastik araba parçaları üreten bir fabrikada çalışıyorum. Covid-19 salgınıyla birlikte çalıştığımız fabrikada bir panik havası vardı. Televizyonlardan, internetten yayılan korku ve panik havası hemen herkesi çok etkiledi. Toplum...
  • Bir yılı daha geride bıraktık. 2020’nin ilk aylarında hayatımıza giren pandemiyle birlikte yaşamımız içinden çıkılmaz hale geldi. İşsizlik, yoksulluk derken bir de üstüne gelen yasaklarla beraber nefes alamaz olduk. Biz işçiler için zor bir yıldı....
  • Siyah emekçilere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor. ABD’de geçtiğimiz Mayıs ayında George Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada emekçilerin adalet talebi yükselmiş, meydanlar ırkçı nefrete karşı dolup taşmıştı. Kıtadan kıtaya sıçrayan...
  • Sağlık sistemindeki çöküş salgınla birlikte daha görünür hâle geldi. Sağlık çalışanlarının yükü artarken, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sağlık işçileri bu duruma sessiz kalmıyor. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasının (SES...
  • Çok şahit olmuşuzdur ilginç haber başlıklarına. “Emeklilere Müjde”, “Çalışanlara Müjde”, “Artık Herkes Kıdem Tazminatı Alacak” vs... Ama haber içeriğine baktığımızda hiç de müjdeli bir şeyle ya da başlıkta söylendiği gibi heyecan verici bir haberle...
  • “Bir adım öne geçme zamanı! 60 yıllık tecrübemizi çalışma hayatımızın yarınları için seferber ediyoruz. Ülkemizi geleceğin merkezi yapmak için teknoloji hareketini başlatıyoruz.” Metal Sanayicileri Sendikası MESS ilk ürününü paylaşmaktan gurur...

UİD-DER Aylık Bülteni