Navigation

Buradasınız

Çakmaktaş’ın Arabası, Sermaye Medyasının Yalanları

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 133
Çocukken çizgi film izlemeyenimiz yoktur. Hepimiz severek çizgi film izlemiş, o çizgi filmlerin kahramanlarının maceralarıyla eğlenmişizdir. Kimimiz ıspanak yediğimizde tüm düşmanlarımızı yere serebileceğimizi, kimimiz uzay savaşlarında kahraman olabileceğimizi düşünmüşüzdür. Büyüdükçe gerçeği hayalden, yalandan; doğruyu eğriden, yanlıştan ayırabilmeye başlarız. Ispanağın bizi Temel Reis yapmayacağını kavrarız. Peki, ama hepsi bu mu? Büyüdükçe medya eliyle kafamıza kazınan her türlü yanlış düşünceden, algıdan kurtulmamız mümkün olur mu?

Çocukken çizgi film izlemeyenimiz yoktur. Hepimiz severek çizgi film izlemiş, o çizgi filmlerin kahramanlarının maceralarıyla eğlenmişizdir. Kimimiz ıspanak yediğimizde tüm düşmanlarımızı yere serebileceğimizi, kimimiz uzay savaşlarında kahraman olabileceğimizi düşünmüşüzdür. Büyüdükçe gerçeği hayalden, yalandan; doğruyu eğriden, yanlıştan ayırabilmeye başlarız. Ispanağın bizi Temel Reis yapmayacağını kavrarız. Peki, ama hepsi bu mu? Büyüdükçe medya eliyle kafamıza kazınan her türlü yanlış düşünceden, algıdan kurtulmamız mümkün olur mu?

Meselâ bir çocuk Taş Devri çizgi filmini, Çakmaktaş ve Moloztaş ailelerinin maceralarını izlediğinde onun bilinçaltına yerleşen nedir? Devir taş devridir ama yine patronlar ve işçiler vardır. Fred Çakmaktaş her gün işyerine gidip çalışır, hatta çıkarken kart okutur. Fabrikalar, işletmeler o zaman da patronların özel mülkiyetidir. Sonra mesela Wilma, Betty’i telefonla arar, iki aile arabalarına atlayıp sinemaya, alışveriş merkezlerine gider. Evde duş da eksik değildir, fırın da.

İşte böyle, “sevimli” bir çizgi film bile çocukların ve elbette büyüklerin zihnine egemenlerin düşüncesini üfler: Bugünkü teknoloji ve toplumsal düzen sanki taş devrinde de varmış gibi gösterir. Aslında amaç bu yolla tüketimi kışkırtmaktır. Araba sahibi olan önemli bir kişidir, çok daha fazla tüketen statü sahibidir mesajını vermektir. Mavi gök kubbenin altında ve bereketli topraklar üzerinde her şeyin toplumun ortak malı olduğu dönemler sanki hiç yaşanmamıştır. Elbette çocuk büyür ve banyodaki duş başlığının fil hortumundan yapılamayacağını öğrenir ama taş devrinden bugüne neredeyse hiçbir şeyin değişmediği, özel mülkiyetin hep olduğu düşüncesi artık zihninin derinliklerine kazınmıştır. Çocuklar büyürken bu algılardan, bu düşüncelerden kurtulmalarına izin verilmez. Tam tersine zehirli algılar daha derinlere doğru itilir.

İzlediğimiz televizyon kanalları, tıpkı çalıştığımız fabrikalar gibi, birer patrona, sermaye grubuna aittir. İşyerimizdeki patronlar nasıl sadece kendi çıkarlarını kolluyorlarsa o televizyon kanalları da sadece kendi sahiplerinin çıkarlarını kollarlar. Bir çizgi film gösterirken bile tarafsız değildirler ve ait oldukları sermaye gruplarının çıkarlarını yansıtan fikirleri, düşünceleri üretip yayarlar. Kendi çıkarlarını sanki tümümüzün çıkarınaymış gibi gösterirler. Çocuk da olsak yetişkin de, bizi aldatmaya odaklanırlar. Toplumda olup biten değişimleri görmemizi, farklı fikirlere zihnimizi açmamızı, gerçekleri görmemizi engellemek isterler.

Bakın araba parçaları üreten bir fabrikada çalışan UİD-DER’li bir işçi, nasıl anlatıyor başından geçenleri: “Seçimler üzerine hararetle sohbet ediyorduk molada. Herkes «ben böyle düşünüyorum», «benim fikrim bu», «bana göre böyle» laflarını kullanıyordu bol bol. Bir arkadaş konuştu; ona «sen dün akşam A Haber izlemişsin» dedim. «Doğru bildin» dedi. Sonra bir başkasına aynı şeyi söyledim; «haklısın, izledim» dedi. Sonra diğer işçi arkadaşım konuştu; «sen bu sabah Star gazetesini okumuşsun» dedim. «Yahu okudum ama sen deminden beri herkese ‘sen şunu izlemişsin, sen bunu izlemişsin’ diyorsun. Peki, nereden biliyorsun?» diye sordu. İşçi Dayanışması’nı okuduğumu, sermaye medyasının ise yalan haber yaptığını ve sahibinin sesi olduğunu söyledim.”

Bu örnek son derece çarpıcıdır. Örgütsüz ve sınıf bilinci olmayan işçi, patronlar sınıfının düşüncelerini kendisininmiş gibi savunabiliyor. Çünkü televizyonlarda ait olduğumuz işçi sınıfının sorunlarına ve bu sorunların çözüm yollarına asla yer verilmez. Bu sorunlardan kurtulmak için sömürü düzeninden kurtulmamız gerektiği gerçeği gizlenir. “Böyle gelmiş böyle gider” düşüncesi empoze edilir. Egemenler her ne söylüyorsa doğru kabul etmemiz, inanmamız, taraf tutmamız ve savunmamız beklenir, kendi gerçeğimiz unutturulur. Meselâ televizyonlarda ağaçtan inemeyen kedinin haberi yapılır da milyonlarca işçinin neden sendikalı olamadığı, neden işçilerin iş cinayetlerinde öldüğü gündeme gelmez ve örgütsüz işçiler buna şaşırmaz bile!

İşçiler olarak eğer örgütsüzsek, bize ait olduğunu zannettiğimiz düşüncelerin aslında yaratılan algının ürünü olduğunu, patronlar sınıfının çıkarlarını ifade ettiğini göremeyiz. Kendi çıkarlarımızı kollayamayız. Bu çıkarları ifade eden düşünceleri üretip dile getiremeyiz. Oysa uyanık olmalı, egemenlerin gerçekleri çarpıttığını ve yalan söylediğini bilmeliyiz.

23 Nisan 2019

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • MESS ile işçi sendikaları arasında sürecek grup toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin başlamasına kısa bir süre kaldı. Yetkili sendikalar işçilerin ücret ve sosyal haklarına yapılmasını talep ettikleri zam oranlarını açıklamaya başladılar. Gerek...
  • General Motors’un Güney Kore’deki 3 fabrikasında çalışan yaklaşık 8 bin işçi, 9 Eylülde greve çıktı. Kore Metal İşçileri Sendikası (KMWU) üyesi işçiler ücret artışı talebiyle üç günlük bir grev gerçekleştirdiler. Arjantin’de Başta kamu çalışanları...
  • 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin üzerinden 39 yıl geçti. Ama darbecilerle ve onları işbaşına çağıran sermaye sınıfıyla davamız kapanmadı. İşçi sınıfının mücadele örgütleri 12 Eylül’ü asla unutmamalı ve unutturmamalı. Çünkü Türkiye işçi...
  • Geçtiğimiz günlerde UİD-DER olarak Cargill direnişçilerini ziyarete gittik. Cargill işçileri Tek Gıda-İş sendikasına üye oldukları için haksız yere işten çıkarılmışlardı. O günden sonra mücadeleye başladılar. Şu an ise 500 günü aşkın bir süredir...
  • Güney Afrikalı binlerce kadın giderek artan kadına yönelik şiddeti protesto etmek için 4 Eylülde sokaklara döküldü. Emekçi kadının ezilmişliğini besleyerek büyüten kapitalist sisteme ve temsilcilerine tepki gösteren kadınlar, eylemlerini Dünya...
  • İngiltere’de South Western Demiryolu Şirketine bağlı çalışan işçiler 30 Ağustosta greve çıktı. İşçiler şirketin istasyonlarda ve trenlerde güvenlik işçilerini işten çıkarma planını engellemek için uzun süredir mücadele yürütüyor. Haziran ayında 5...
  • Geçtiğimiz günlerde yeni yönetimini belirleyen Petrol-İş Sendikası, Cargill direnişini 512. gününde (11 Eylül) ziyaret etti. Genel Başkan Süleyman Akyüz ve sendikanın merkez yöneticileri ile Gebze’deki işyerlerinden gelen işçi temsilcilerinin...
  • Ben özel bir hastanede çalışan, sizler gibi alın terimi, emeğimi ortaya koyarak geçinmeye çalışan genç bir işçiyim. Zorluklara, patronlara ve onların sömürü sistemine karşı mücadele veriyorum aynı sizler gibi… Bağlı olduğum, bundan da mutlu ve...
  • Geçtiğimiz günlerde devlete bağlı işletmelerde çalışan binlerce işçiyi yakından ilgilendiren toplu iş sözleşmesi imzalandı. Türk-İş ile Aile ve Çalışma Bakanlığı arasında imzalanan sözleşmede binlerce işçi sefalet ücretine mahkûm edildi. Binlerce...
  • Daha doğar doğmaz salgın hastalıklara karşı aşılanırız. Verem, çocuk felci, boğmaca, kızamık, tetanos gibi olası hastalıklar karşısında önleyici sağlık hizmeti almış oluruz. Böylelikle daha baştan mikroplara ve virüslere karşı direnç geliştiren...
  • EYT Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği taleplerini haykırmak için 8 Eylülde Tandoğan Meydanında toplandı. Çeşitli illerden binlerce işçi ve emekçi bir araya gelerek emeklilik hakları için mücadelede kararlı olduklarını bir kez daha gösterdiler...
  • Günden güne kadına yönelik şiddet artıyor. Her gün birkaç kadının kocası tarafından silahla vurulduğu, bıçaklandığı haberlerini okuyoruz. Okunan haberlerdeki vahşet önce insanları üzüyor sonra öfkesini artırıyor. İnsanlar, sosyal medyada birkaç şey...
  • Enflasyon gibi işsizlik oranları da kasıtlı olarak düşük gösteriliyor. Aslında ekonomik alandaki tüm veriler, toplumun gözünden saklanıyor. Çünkü gerçeğin tam olarak görülmesi istenmiyor. Siyasi iktidar, verilerle oynayarak ve medyayı kullanarak...