Navigation

Buradasınız

Dünya Ekonomisi Sarsılırken, Büyüme ve Kalkınma Masalı!

Dünya ekonomisinde büyük bir çöküş yaşanırken, ekonomik büyüme ve kalkınmanın kimin için gerçekleştiği bir kez daha gündeme geldi. Patronlar ve onların hükümetleri, “kalkınma” ve “büyüme”ye kendi ihtiyaçları doğrultusunda anlam yüklerler. Bir ülkede ya da bölgede yıl içinde meydana gelen mal ve hizmet üretimindeki artışı büyüme olarak adlandırıp insanların refah içinde yaşaması için büyümenin, kalkınmanın şart olduğunu söylerler. Türkiye’deki patronlar da ileri kapitalist ülkeleri kalkınmış, muasır medeniyet seviyesine ulaşmış, büyük ülkeler diye propaganda ederler. Bizim de refah içinde yaşamak için “büyümemiz”, “kalkınmamız” gerektiğini söylerler. Peki, yaşadığımız kapitalist düzende ekonomik büyüme, kalkınma gerçekten herkese refah sağlar mı?

Dünya ekonomisinde büyük bir çöküş yaşanırken, ekonomik büyüme ve kalkınmanın kimin için gerçekleştiği bir kez daha gündeme geldi. Patronlar ve onların hükümetleri, “kalkınma” ve “büyüme”ye kendi ihtiyaçları doğrultusunda anlam yüklerler. Bir ülkede ya da bölgede yıl içinde meydana gelen mal ve hizmet üretimindeki artışı büyüme olarak adlandırıp insanların refah içinde yaşaması için büyümenin, kalkınmanın şart olduğunu söylerler. Türkiye’deki patronlar da ileri kapitalist ülkeleri kalkınmış, muasır medeniyet seviyesine ulaşmış, büyük ülkeler diye propaganda ederler. Bizim de refah içinde yaşamak için “büyümemiz”, “kalkınmamız” gerektiğini söylerler. Peki, yaşadığımız kapitalist düzende ekonomik büyüme, kalkınma gerçekten herkese refah sağlar mı?

Yapılan tüm araştırmalar bunun tersini gösteriyor. Dünya ekonomisi büyüdükçe gelir eşitsizliği artıyor. Yani zenginler daha zengin olurken yoksullar iyice yoksullaşıyor. Mesela 1950-2000 yılları arasındaki yarım yüzyılda dünya ekonomisi tam 7 kat büyüdü. Ama bu büyümeden herkes eşit biçimde nasiplenmedi. 1960 yılında dünya nüfusunun en zengin beşte birinin geliri, en yoksul beşte birlik nüfusun 30 katıydı. 30 yıl sonra bu oran bire altmış oldu. 1998’de ise bu oran bire yetmiş oldu. Bugün ise dünya nüfusunun yüzde 1’inin serveti geri kalan yüzde 99’un toplam zenginliğine eşit!

Bu tablonun bir sonucu olarak 1,3 milyar insan günde 1 dolardan az bir gelirle yaşamaya mahkûm edilmiş durumda. 900 milyona yakın insan açlıkla yüz yüze. 3 milyar insanın yaşadığı yerde lavabo ve sabuna erişimi yok. Dünya nüfusunun yarıdan fazlasının sosyal güvencesi yok… En kalkınmış ülkelerde, mesela en büyük ekonomiye sahip ABD’de 30 milyon insanın sosyal güvencesi yok. 40 milyon insan devlet yardımı almadan geçinemiyor. Yarım milyondan fazla evsiz var ve bunların yaklaşık 200 bini çocuklu ailelerden oluşuyor. İşsiz kalan insanlar konut kredilerini, kiralarını ödeyemedikleri için kendilerini sokakta buluyor. Koronavirüs ile üzeri kapatılmak istenen krizden dolayı şu ana kadar 22 milyon işçi işten atıldı. Yani sadece Amerika’da on milyonlarca işçi ve ailesi açlığa ve derin bir sefalete itildi.

Gelelim Türkiye’ye… Bize de, “her yıl şu kadar büyür ve kalkınırsak, şu kadar zaman sonra dünyanın onuncu büyük ekonomisi olacağız. Hep birlikte büyük Türkiye olacağız” diyorlar. Türkiye özellikle son yıllarda hızla büyüdü, bir ara dünyanın en büyük 17’inci ekonomisi oldu. Milli gelirde büyük artışlar yaşandı. Dünyanın en büyük şirketleri listesine Türkiyeli şirketler de girer oldu. Dolar milyarderi sayımız arttıkça arttı. Her yılın sonunda şirketler milyarlık cirolar, milyon dolarlık net kârlar açıklamaya devam etti. Bu büyüme sayesinde Türkiye’nin büyük güç olduğu, dünyanın bizi kıskandığı propagandaları yapıldı. Bununla övünmemiz, gururlanmamız gerektiği söylendi.

Peki, bu sürede işçiler olarak biz ne kadar büyüdük, gelirlerimizi ne kadar arttırdık? Büyümeden nasiplendik mi? Daha kolay geçinmeye, daha rahat yaşamaya başladık mı? Bütçemizi sarsmadan sağlıklı bir evde, sağlıklı bir çevrede yaşayabiliyor muyuz? Sağlık, ulaşım, eğitim gibi kamu hizmetlerinden daha ucuza ve daha iyi yararlanabiliyor muyuz? Sağlıklı gıdaları tüketebiliyor muyuz? Ücretlerimiz borç harç olmadan yaşamamıza yetiyor mu? Vergiler azalıyor mu? İşsizlik düşüyor mu? Tatile, sinemaya, konsere, tiyatroya daha rahat ve masrafları düşünmeden gidebiliyor muyuz?

Toplumun koronavirüs salgınıyla korkuya boğulduğu ve insanların bilincinin felç edildiği bugünlerde bu soruları daha fazla sormak gerekiyor. Bir taraftan insanlık olarak felaketle karşı karşıyayız diyorlar öte taraftan milyonlarca işçiyi işten atarak ve ücretsiz izine göndererek yoksulluğun derin kuyusuna itiyorlar. Yıllardır “Büyük Türkiye” diyenler, kalkınma diyenler, birlik ve beraberlikten söz edenler, krizi fırsata çeviriyorlar. Ücretsiz izinler yasalaştırıldı ve şimdi ücretsiz izine gönderilen işçiye 39 lira verilecek. Bu parayla bir işçi ve ailesi nasıl geçinebilir? Yıllardır ücretler baskılandığı için ortalama işçi ücreti asgari ücret düzeyine çekilmişti. Şimdi ise milyonlarca işçi asgari ücretin altındaki bir gelire mahkûm ediliyor. Koronavirüs bahanesiyle işten atılanlarla birlikte işsizlerin sayısı 8 milyonu geçti.

Bu tablo eşitsizlik ve adaletsizlik tablosudur. Çünkü sermaye sınıfının işçi sınıfını sömürmesine dayanan kapitalizm altında ekonomik büyüme tüm topluma değil sadece sermaye sınıfına refah sağlar. Sermaye büyüdükçe işçi sınıfı yoksullaşır, doğa daha çok tahrip olur, toplumsal sorunlar derinleşir, rekabet ve savaşlar sürer, milyarlarca insan acı çekmeye devam eder. İşte tam da bu nedenle kapitalistlerin “büyüme”, “kalkınma” yalanlarına inanmayalım! Onlar büyüme derken, aslında sermayenin büyümesinden söz ediyorlardır. Bu yalanları elimizin tersiyle itip milyarlarca insana acıdan başka bir şey vermeyen bu sömürü düzenine karşı öfkemizi ve mücadelemizi büyütmeliyiz. Küçük bir azınlığa refah ve zenginlik sağlayan kapitalist sistem gitmeden, tüm insanların eşit, özgür, mutlu yaşadığı bir dünya kuramayız.

19 Nisan 2020

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Büyük bir ekonomik kriz yaşanıyor ve patronlar yine krizin faturasını işçilere kesiyorlar. Bu da milyonlarcamızın işsiz kalmasına neden oluyor. Böyle bir durumda bile teşvikler, destekler yine patronlara akıyor. İşçilerin maaşlarından kesilen...
  • Yaşadığım mahallede yaklaşık on gündür sokaktan geçen ve bağıran insanların seslerini duyuyorum. Bir sütçünün ya da bir hurdacının sesi değil bu sesler. “Açım!” diye bağıran insan sesleri… “Açım ablalar, açım abiler... Ne olur yemek verin, bir parça...
  • Dünya egemenleri, kapitalist sistemin krizini gizlemek için koronavirüs salgınını adeta bir örtü olarak kullanıyorlar. Her fırsatta ekranlardan boy gösterip “sosyal mesafeye” dikkat etmemiz gerektiğini söylüyorlar. Sözde alınan önlemler kapsamında...
  • Pandemi bahanesiyle milyonlarca Amerikalı işini kaybetmeye devam ediyor. Çalışma Bakanlığının verilerine göre dönemsel olarak görülen işsiz sayısının dışında Mayıs ayının ikinci haftasında 3 milyon kişi daha işini kaybetti. Böylelikle Mart ayının...
  • Sosyal Güvenlik Kurumu 7 Mayısta özel bir genelge yayınladı. Bu genelgeyle Covid-19’un iş kazası ya da meslek hastalığı kapsamında sayılmayacağı bildirildi. Yani bu genelgeye göre çalışırken işyerinde, fabrikada Covid-19’a yakalanan işçiler için iş...
  • Tüm dünyada olduğu gibi bu topraklarda da emekçi kitleler çok zor günlerden geçiyor. İşçiler işsizlikten açlıktan, yoksulluktan intihar ediyor. İşçi ailelerinde ekonomik sorunlar nedeniyle şiddet artıyor, psikolojiler bozuluyor. Sefaletin kör...
  • 2020 1 Mayıs’ını koronavirüs korkutmasının gölgesinde bırakmayan UİD-DER, hem internet sitesiyle hem de İşçi Dayanışması bülteniyle işçilere moral ve güç verdi. Koronavirüsten başka bir şey konuşulmadığı, insanların bırakın meydanlara evinin önüne...
  • Dünyanın çeşitli coğrafyalarında bugün farklı diller konuşuluyor fakat insanlık, ağızdan dökülen sözcükler dışında iletişim kurmanın sayısız yolunu icat etti tarih boyunca. Jestler, figürler, simgeler, semboller… İçlerinde biri var ki arkasında...
  • Kıssalar, anlatmak isteyip de anlatamadıklarımızı özlü biçimde anlatır. Dilimize söz, duygularımıza tercüman olan, hikâye ve masal tadında dinleyende de anlatanda da güzel hisler bırakan bu kıssalardan kendimize hisseler çıkarırız. Az sonra...
  • Makine gürültüsü, iş stresi, fazla mesai bile bugün siyasi iktidarın yarattığı koronavirüsle mücadele önlemlerinden daha çok zarar vermiyor bünyemize. Ekonominin krize girmesi ve acı faturanın bize yıkılması, pek çok insanda gelecek kaygısına sebep...
  • Sağlık Bakanının Türkiye’de de koronavirüs salgınının varlığını ilan etmesi ve bunun tüm medyada hızlı bir şekilde yayılmasıyla beraber, herkesin evinde olduğu gibi bizim evi de korku ve panik sardı. Başta babam olmak üzere, hepimizde ciddi bir...
  • Sen evdeyken ücretsiz izinler yasal hale geldi. Sen evdeyken yılık izinlere patronlar el koydu. Sen evdeyken kısa çalışma adı altında patronların yükü azaldı. Sen evdeyken elektrik, su, doğalgaz, internet, yemek, yol parasını işçi kendi...
  • Selam olsun işçi sınıfının tarihine şanlı destanlar yazan işçi kardeşlerimize! Bizler çeşitli fabrikalarda çalışan kadın işçileriz. 1 Mayıs’ta meydanları kapatanlara inat UİD-DER bizleri çatısı altında topladı. Bazı anlar gelir duygu ve...