Navigation

Buradasınız

“Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca”

Aralık 2010, No: 33

Siz hiç bir karıncanın bir fili kolayca devirebileceğini düşünebilir misiniz? İğne ucu kadar küçük karıncalar kendisinden kat be kat büyük filleri yenebilecek kudrete sahipler midir? Yaşar Kemal “Filler Sultanı İle Kırmızı Sakallı Topal Karınca” adlı romanıyla, olmaz denilenin nasıl başarıldığını anlatıyor. Kitabı okudukça, karıncaların yaşamında kendi yaşamlarımızı buluyoruz. Karıncaların dünyası fillerin esareti altındadır, yaşamları çok çalışarak tükenmekle geçiyor. Filler ise her gün yatarak, zevk ve sefa içinde geçiriyorlar günlerini. Yemek derdi yok. Nerede oturacağım derdi yok. Çünkü karıncalar hep onlar için çalışıyor. Saraylar inşa ediyor, yiyecek topluyor. Dünyanın bütün nimetleri fillerin midesine iniyor.

Diyelim ki filler patronlar olsun, karıncalar da işçiler olsun. Kendimizi onların yerine koyduğumuzda bizler de karıncalar kadar milyonlarcayız. Onlar kadar çalışkanız. Kafamızı kaldırmadan akarız fabrikalara. Kafamızı kaldırmadan çalışırız saatlerce. Karıncaların midesinden gelen gurultu gibi, bizim midemiz de boştur. Her gün bir panik halinde koştururuz, bir oraya bir buraya. Sürekli kafamızı meşgul eden düşünceler vardır. Faturalar, çocukların okul masrafları, kira, yemek, gelecek kaygısı vs, vs…

Kendimizi bu karmaşanın içerisinde hep tek başımıza, güçsüz hissederiz. Küçük görürüz, çok çalışırız da bir baltaya sap olamayız. Çok çalışırız da geriye yine bir şey kalmaz. Patronlar bizim karşımızda devasa bir güce sahiplermiş gibi gelir. Onların her söylediği emirdir bizim için. Dünyanın en güzel nimetleri onlaradır. En güzel evlerde oturma hakkı da onlarındır. Onlar karşısında biz kimiz ki! İnsan olduğumuzu, insanca yaşamak istediğimizi söylemek ne haddimize! Fabrikaların, mağazaların, dükkânların, villaların, sarayların, evlerin, arsaların sahibi onlardır. Silahlar, kurşunlar, bombalar onlara hizmet eder. Biz yalnızca onların yanında çalışırız. Onlar olmasa biz açlıktan ölürüz! Ne yazık ki işçi sınıfı örgütsüz olduğu için olaylar baş aşağı çevrilerek bize böyle sunuluyor.

Romanın başlangıcında fillerin, patronlar gibi kendi iktidarlarını nasıl kurduğu anlatılıyor. Zaten özgür olan karıncalara özgürlük ve barış vaat eden filler, kabul etmeyenleri yakıp, yıkıyorlar. Tüm karıncaların üzerinden silindir gibi geçiyorlar. En sonunda filler binlerce karıncayı katlederek onları kendilerine köle yapacak sistemi kuruyorlar. Sonra da çok çalışmakla ödüllendiriyorlar karıncaları. Çalışmayana ekmek yoktur! Gerçi çalışsa da karıncalar yine hep aç kalıyorlar. Bir yandan yalan makinesi işlevi gören okullar açılıyor. Karıncalara, başka bir dünyanın olmadığını, “bu dünya hep böyle geldi, böyle gider” yalanlarını anlatmaya başlıyorlar okullarda. Radyolardan her gün canlı müzik eşliğinde pembe hayaller yayıyorlar.

Bir de bize bakalım: Biz işçilere de özgürlük ve eşitlik vaat eden patronlar, kendi iktidarlarını kurduktan sonra tüm dünyanın işçilerini fabrikaların içine tıkıştırarak, üretim yapan makineler haline getirdiler. “Özgürsünüz” dediler ama bu özgürlük cepteki para ile sınırlıydı. Kadını, erkeği, genci, çocuğu ve yaşlısıyla nice bedeller ödedik, sırf patronlar daha fazla kâr etsinler diye. Yalan dolan makinesi gazeteler ve televizyonlar her geçen gün beyinlerimizi yıkamaya devam ediyor. “Daha çok çalışırsanız, daha çok kazanırsınız, hepimiz bir aileyiz, aynı gemideyiz” diyen patronlarla gerçekten aynı gemide değiliz. Savaşlarda emekçiler ölüyor, hiçbir patron bu savaşlarda ölmedi. Hiçbir patron hastane kapısında sıra beklerken can vermedi. Hiçbir patron gelecek kaygısı gütmedi, açlık ve işsizlik nedir bilmedi.

Elbette her daim bu durum böyle gitmez, gitmeyecek de. Sınıfımızın tarihine bakarak bunu görebiliriz. Bu konuda roman bizlere ayna tutuyor. Romanın sonunda karıncaların birliği sayesinde olmaz denilen oluyor. Karıncalar, kendilerini boyunduruk altına alan filleri ve iktidarlarını deviriyorlar. Karıncaların kurduğu bu yeni düzende artık hiçbir karınca hiçbir fil için çalışmayacaktı. Yalnızca kendileri için çalışıp kendi ihtiyaçlarını karşılayacaklardı. Karıncalar bir çözüm yolu buluyorlar. Bu çözüm birlik olmaktan geçiyor.

Madenlerde, tersanelerde ölen kardeşlerimiz, kumaş tozunu yutan tekstilci kardeşlerimiz, kot taşlamada ciğerleri kum dolan kardeşlerimiz, cinnet geçirerek kendini ve ailesini parçalayan kardeşlerimiz! Günlerce uzun saatler çalışıp, payına yine yoksulluk ve yoksunluk düşen, işsiz kalan kardeşlerimiz! Her birimiz çok acılar çektik. Çekmeye de devam ediyoruz. Savaşlarda ölen bizleriz. Haksız savaşlarda can veren bizleriz. Ne uğruna, kimin için? Artık bu gidişe bir dur demenin zamanı gelmedi mi?

15 Aralık 2010

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!” Bu ifade, sabah akşam sermaye medyasında tekrarlanıyor. Uzman ve bilim insanı kılığında birileri sürekli bu ve benzeri lafları geveleyip duruyor. Koronavirüs ile birlikte dünyanın tümden değiştiğini; eski...
  • İspanya’nın Madrid ve Barcelona kentlerinde sağlık işçileri, 25 Mayısta hastane önlerine çıkarak çalışma koşullarının düzeltilmesi için eylem yaptılar. İşçiler koruyucu malzeme eksikliğini, hastanelerde yetersiz sayıda sağlık işçisinin...
  • Bizler, içinden geçtiğimiz dönemin artık gizlenemez ölçüdeki sıra dışı, olağanüstü karakterini işçi ve emekçileri uyarmak ve harekete geçirmek için vurgularken, egemenler korkuya sürüklemek, uyutmak için dile getiriyor! “Sıra dışı bir zaman” çünkü...
  • Çalıştığım fabrikada iki kadın arkadaş koyu bir sohbete dalmışlardı. Üzerine konuştukları konu ise şuydu; maskeler ücretli mi yoksa ücretsiz mi dağıtılmalı? Bunun üzerine hararetli bir tartışma yapılıyordu. Yanımda olan bir kadın arkadaş sohbete...
  • İşçi sınıfı tarih denen sahneye defalarca fırlamış ve sömürü düzenini yıkmak için destansı mücadeleler vermiştir. Yine verecektir. İnsanlık büyük bir değişimin eşiğinde durmaktadır. Doğrudur, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! İnsanlık kapitalist...
  • Koronavirüs bahanesiyle hız kazanan hak gaspları ve saldırılar tüm dünyada işçilerin hayatını derinden etkilemeye devam ediyor. Daha şimdiden milyonlarca işçi koronavirüs bahanesiyle ücretsiz izne çıkarıldı, işten atıldı. Sözde koronavirüse karşı...
  • Koronavirüs yaygarasının giderek daha çok koparıldığı Latin Amerika ülkelerinde emekçilerin öfkesi de büyüyor. Karantina günlerinin uzatıldığı, emekçilerin işsiz kaldığı, açlığın arttığı ülkelerde yaratılan korku atmosferine rağmen işçiler mücadele...
  • Her çağda, her dönemde sömürüye ve zulme karşı mücadele verenler var olmuştur ve olacaktır. Tarihsel hafızada birikip bugünlere, bizlere kadar ulaşmış olan çok büyük deneyimler mevcut. Egemenler her ne kadar toplumda bir korku yaratsalar da korkuya...
  • Dünya işçi sınıfı mücadelesinin en şanlı günü olan 1 Mayıs geride kaldı. Biz işçilere yaşatmamaya çalıştılar gerçi bu şanlı günü, kapitalist sistemin efendileri insanları evlerine hapsederek tekrardan hatırlamayalım istediler mücadele azmimizi,...
  • Kapitalistler koronavirüs bahanesiyle baskıları arttırmaya devam ediyorlar. En son 1 Mayıs’ta sorunlarımızı meydanlarda haykırmamıza engel oldular. Gelecek kaygımız git gide büyüyor ve düzgün bir eğitim alamıyoruz. Krizi virüs örtüsü altına...
  • İşçi sınıfının geçmişinde hep mücadeleler olmuştur. Egemenlerin saldırıları da olmuştur. 1977 1 Mayıs’ı da buna örnektir. 1 Mayıs 1977’de Taksim’de 34 işçi katledildi. Katiller egemenler tarafında cezalandırılmadı. Her ne kadar unutturmaya...
  • Büyük bir ekonomik kriz yaşanıyor ve patronlar yine krizin faturasını işçilere kesiyorlar. Bu da milyonlarcamızın işsiz kalmasına neden oluyor. Böyle bir durumda bile teşvikler, destekler yine patronlara akıyor. İşçilerin maaşlarından kesilen...
  • Yaşadığım mahallede yaklaşık on gündür sokaktan geçen ve bağıran insanların seslerini duyuyorum. Bir sütçünün ya da bir hurdacının sesi değil bu sesler. “Açım!” diye bağıran insan sesleri… “Açım ablalar, açım abiler... Ne olur yemek verin, bir parça...