Navigation

Buradasınız

Kapitalizm Çıkmazda!

İşçi Sınıfı Sömürüsüz Bir Dünya İstiyor!

Mayıs 2012, No:50

1 Mayıs’ta dünyanın dört bir yanında milyonlarca işçi pankartlarını ve flamalarını da alarak meydanlara aktı, sömürüsüz bir dünya talebini haykırdı.

Birbirini tanımayan, farklı renklere, dillere, kültürlere, inançlara sahip milyonlarca işçinin yüzlerce ülkeden, aynı duygu ve heyecanla meydanlara akması, aynı talepleri haykırması şaşırtıcı değil mi?

Aslında değil! Çünkü işçi sınıfı uluslararası bir sınıftır.

Kapitalizm uluslararası bir sistemdir. Kapitalist üretim, tüm dünyayı örümcek ağı gibi birbirine bağlamış durumda.

Kapitalist sistem demek, işçilerin kölece çalışması ve iliklerine kadar sömürülmesi demektir.

Bu sistemin efendileri kim? Patronlar sınıfı.

O halde hangi ırka, millete, dine mensup olursa olsun, işçi sınıfının çıkarları ortaktır. Bir tarafta sömürücü patronlar sınıfı, öte tarafta ise dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan ve sömürülen işçi sınıfı var.

Bizleri gece gündüz demeden çalıştıran, kanımızı emip kurutan bir Türk patronla ne gibi ortak bir çıkarımız var?

Hiçbir ortak çıkarımız yok! Ama komşu Yunan işçi kardeşimizle ortak çıkarlara sahibiz. Yunan işçisinin Yunan patronuyla, Türk işçisinin de Türk patronuyla ortak bir çıkarı yoktur ve olamaz da.

Gerçek bu kadar berraktır.

İşte 1 Mayıs, bu gerçeği her sene yeniden gözler önüne sermektedir.

Nedir 1 Mayıs? 1 Mayıs, dünya işçi sınıfının işsizliğe, yoksulluğa, uzun iş saatlerine, sömürüye, haksızlığa, savaşa ve zulme karşı birleştiği bir gündür!

İster Çin’de, ister Brezilya’da, ister Fransa’da ya da Mısır’da yaşasın, işçilerin dertleri ortaktır. Demek ki, çözüm yolları da ortak olmalıdır.

İşte bakın; kapitalist krizin faturası Türk, Kürt, Yunan, Hintli, Amerikalı demeden tüm dünyada işçi sınıfının sırtına yıkılıyor.

Ekonomik büyüme döneminde yüksek kârlarını işçilerle paylaşmayan patronlar, kriz döneminde, kârlarının düşmesinin önüne geçmek için faturayı bize kesiyorlar.

Her kriz döneminde patronlar ve onların iktisatçıları “bu son kriz, bir daha kriz olmayacak” diyerek umut dağıtıyorlar.

Ama kapitalist krizler son bulmuyor, bulmayacak da. Çünkü kriz, sistemin doğasından kaynaklanıyor.

Şu anda kapitalizm, tarihinin en bunalımlı dönemlerinden birini yaşıyor.

Sistemin merkezinde yer alan ABD başta olmak üzere, onlarca ülkede devasa bankalar, sigorta şirketleri ve fabrikalar battı, batmaya da devam ediyor.

Yunanistan’da tam bir ekonomik çöküş yaşandı. İtalya, İspanya, İrlanda, Portekiz çöküşün eşiğinde duruyor. Avrupa’nın tamamı kriz çukurunda debeleniyor.

Tüm dünyada işsizlik artıyor, yoksulluk yaygınlaşıyor, daha fazla insan açlıkla karşı karşıya geliyor, intihar edenlerin sayısı çoğalıyor. Kara Afrika’da açlık ve hastalık kol geziyor.

Bilim ve teknoloji ilerliyor, ama kapitalizmde dünyayı defalarca ortadan kaldıracak nükleer bombalar üretiliyor. Sesten hızlı giden uçaklar üretiliyor, ama savaş için.

İşte kapitalizm budur!

Fakat umutsuz değiliz. Çünkü her geçen gün, dünyanın dört bir yanında kapitalist sömürüye hayır diyen emekçi kitlelerin sesi daha fazla yükseliyor.

1 Mayıs’ta milyonlarca işçi kapitalist krizin bedelini ödemeyeceğini haykırdı. Bangladeşli işçiler de, Amerikalı işçiler de aynı sloganları haykırıyorlardı: İşsizliğe, uzun iş saatlerine, düşük ücretlere, kapitalist sömürüye hayır!

İspanya’da 1 milyondan fazla işçi meydanları doldururken, Yunanistan’da mücadele giderek sertleşiyor.

“Kemer sıkma” programlarını kabul etmeyen işçi sınıfı, genel grevlerle ülkeyi sarsıyor. Artık patronlar ve onların hükümetleri, işçi sınıfını eskisi gibi yönetemiyor. İşçi sınıfı ise eskisi gibi yönetilmek istemiyor.

İşçi-emekçi kitleler, kapitalizme olan tepkilerini yapılan seçimlerde de ortaya koydular. Kapitalist sömürüye karşı olduğunu söyleyen sosyalist partiler, seçimlerde büyük başarı elde ettiler.

Keza Fransa’da, işçi sınıfına dönük saldırılara dur diyeceğini vaat eden sosyalist parti seçimleri kazandı.

Bu partilerin ne yapacağı ayrı bir konudur; ama gerçek olan şu ki işçi sınıfı, “cellâda boynumu uzatmayacağım” diyor.

ABD’de kapitalizmin simgeleri olan bankaları ve borsaları işgal ederek “sömürüye hayır” diyen emekçiler, patronlara şöyle haykırıyorlar: “Biz toplumun %99’uyuz, patronlar ise yalnızca %1’i, o halde patronlar gitmeli!”

Ortadoğu’da isyan ateşini tutuşturan emekçilerin öfkesi hâlâ sürüyor. Emekçiler, Tunus ve Mısır’da demokrasi mücadelesinin yanı sıra; işsizliğe, yoksulluğa, kapitalist sömürüye karşı seslerini yükseltiyorlar.

Türkiye’de de, başta İstanbul olmak üzere onlarca kentte yapılan 1 Mayıs kutlamalarına yüz binlerce emekçi katıldı.

Meydanları dolduran emekçi kitleler; AKP hükümetinin saldırılarına, uzun ve yorucu iş saatlerine, düşük ücretlere ve kapitalist sömürüye karşı çıktılar, taleplerini haykırdılar.

1 Mayıs’ta büyük bir coşkuyla meydanları dolduran dünya işçi sınıfı, değişik dillerde hep aynı şeyi haykırdı: Sömürüsüz bir dünya istiyoruz!

Kapitalizm insanlığa acıdan başka hiçbir şey vermedi, veremez de!

Tüm zenginliği üreten işçi sınıfının patronlara ihtiyacı yoktur. İşçi sınıfı olmadan patronlar bir hiçtir.

O halde sürekli kötülük üreten, iyiyi, güzeli, insanlığın ortak çıkarını boğan kapitalizm gitmeli ve sömürüsüz bir düzen kurulmalıdır.

UİD-DER’in 1 Mayıs’ta taşıdığı bir pankartta yazdığı gibi: Kapitalizm Çıkmazda, Çözüm İşçi İktidarında!

14 Mayıs 2012

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, toplumun korkutulup eve hapsedilmesi… Kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.

UİD-DER Aylık Bülteni