Navigation

Buradasınız

İşçiler Makine Parçası Değil İnsandır!

Kasım 2013, No:68
Köleliğin dünya üzerinde yaygın olduğu zamanlarda efendiler köleleri “konuşan aletler”, “konuşan makineler” olarak adlandırırlardı. Bugünün efendileri olan patronların işçilere bakışı farklı değil. Onlar bizi, köle olarak, makinenin bir parçası olarak görüyorlar.

İşçi Dayanışması’nın bir önceki sayısında, uzun iş saatleri nedeniyle iş kazası geçiren arkadaşını ziyaret edemeyen, bunun için işyerinden izin alamayan bir işçinin sözlerini aktarmış, onun dilinden “İnsan Sadece Nefes Almakla İnsan Olmaz” demiştik. Ama patronlar biz işçilerin insan olduğunu yok sayıyor, nefes almayı bile bize fazla görüyorlar. İstiyorlar ki başında çalıştığımız makinenin, tezgâhın bir parçası olalım. Makine durmadan çalışsın, biz durup dinlenmeksizin çalışalım. Makinenin çarkları dönsün, hızı artsın, bizim hızımız artsın, tempo artsın, üretim artsın, kâr artsın! İnsan olmaktan kaynaklanan hiçbir ihtiyacımız üretim hızının önüne geçmesin!

Patronların üretimi arttırmak üzere hayata geçirdikleri uygulamalar, baskılar o kadar insanlık dışı hale geldi ki bu baskılara dayanabilmek için işçilerin verdiği çaba ömürden ömür alıyor. Bir plastik fabrikasında çalışan genç bir kadın işçi, işyerinde yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor: “Ben orada insan yerine konulmadığımı, aşağılandığımı hissediyorum. Çalışma saatleri süresince tuvalet kapısı kilitli tutuluyor. Tuvalete gitme ihtiyacı duyduğumuzda gidip ustayı bulmak, herkesin içinde ondan anahtarı istemek ve bize bağırıp çağırmasına katlanmak zorundayız. Bu durum her şeyden çok zoruma gidiyor benim. Ben bir kadınım ve böyle muamele görünce onurumun çiğnendiğini düşünüyorum.” Bu sözlerin sahibi olan genç kadın işçi işyerindeki baskılara dayanamayarak işten ayrılmak zorunda kaldı. Ancak o fabrikada çalışmaya devam eden arkadaşları aynı sorunlarla boğuşuyorlar.

Bir metal işçisi ise yaşadığı olaylara tepkisini şu sözlerle dile getiriyor: “İzin istediğimiz zaman çok iyi bir gerekçemiz olması lazım. Bir akrabanın düğünü, annenin hastalığı yeterli bir gerekçe değil meselâ. İşim var desek, ‘ne işin var?’ diye soruyorlar, kızıyorlar. Benim işyerinde çalışmak dışında bir işim olması bu kadar tuhaf mı? Ben de insanım. Bu soruyu sorma hakkını kendilerinde nasıl görüyorlar? Pazar günü mesaiye gelmedim diye bölümümü değiştirdiler. Beni cezalandırdılar. Adı üstünde: Pazar mesaisi! Gelmek zorunda olmam çok saçma! Kendi paramızın dilencisiyiz, kendi ömrümüzün dilencisiyiz. Artık dayanamıyorum. Bakalım daha ne kadar böyle gidecek?”

Köleliğin dünya üzerinde yaygın olduğu zamanlarda efendiler köleleri “konuşan aletler”, “konuşan makineler” olarak adlandırırlardı. Bugünün efendileri olan patronların işçilere bakışı farklı değil. Onlar bizi, köle olarak, makinenin bir parçası olarak görüyorlar. Köleler, gün doğuşundan batışına kadar tüm gün boyunca efendileri için çalışmak zorundaydılar. İşçiler de zamanın efendileri olan patronlar için çalışıyorlar. Ama sadece gün ışığında değil, 24 saat. Köleler sıklıkla zincire vurulurdu. Bugün işçileri bağlayan binlerce görünmez zincir var. Ev kirası, çocuklar için eğitim, fatura, sağlık ulaşım gideri; işsizlik korkusu, gelecek kaygısı işçilerin elini kolunu bağlıyor. İşçiler örgütsüz oldukları ve patronların karşısına güçlü bir şekilde dikilemedikleri için, işyerlerinde maruz kaldıkları kötü muamelelere boyun eğmek zorunda kalabiliyorlar. İşsiz kalmak aç kalmak demek olduğundan baskılara katlanmak zorunda kalabiliyorlar. İşçilere ücretli köle denmesi boşuna değildir. Kapitalist sistemde işçi, ücret alan bir köle konumuna itilmiştir. Bu nedenle bu düzene ücretli kölelik düzeni denmektedir.

İnsan yerine konulmayan, dünyadaki tüm zenginlikleri ürettiği halde bu zenginliklerden yararlanamayan, aşağılanan işçilerin ruh sağlığı bozuluyor. İnsani ihtiyaçları karşılanmayan, yaşamın tüm güzelliklerinden mahrum bırakılan işçiler, kendilerine bir çıkış yolu arıyorlar. İşçiler arasında antidepresan kullanımında, strese bağlı hastalıklarda büyük bir artış var. Üretimin insanlık dışı temposu ve baskılar o kadar etkiliyor ki, işçiler evlerinde eşleri ve çocuklarıyla işyerinde gün içinde üretim adetlerini yetiştirip yetiştiremediklerini konuşur hale geliyorlar. Uykularında bile üretim adetlerini yetiştirmeye çalışıyorlar. Bir kadın işçi derneğimizin web sitesine gönderdiği mektupta eşinin her gün kendisine “bugün kaç adet mal ürettin?” diye sorduğunu anlatıyor.

İşçilere insan olduklarını unutturmaya çalışan patronların sömürü sistemi ortadan kalkmadıkça işçiler insan gibi yaşayamazlar. Biz işçiler makine parçası değil, insanız. Ücretli kölelik düzenini yıkmadan insan gibi yaşamak mümkün değildir.

22 Kasım 2013

Son Eklenenler

  • İşçilerin sağlığı ve güvenliği yerine patronların kârına öncelik veren sermaye düzeni, işçilerin canını almaya devam ediyor. Siyasi iktidar ise işçilerin canını zerrece umursamıyor, gerekli iş güvenliği önlemlerini almıyor ve sermaye sınıfını...
  • George Orwell “1984” kitabında, bizleri distopik bir dünyayla tanıştırıyor. Yıllardan 1984’tür. Romanın konu edildiği ülke baskıcı bir yönetimin elindedir. “BÜYÜK BİRADER” herkesi izler. Onun dünyasında özgürlük kavramı tam tersini ifade eder,...
  • Ben işimden dolayı gün içerisinde birden çok patron veya işveren temsilcisiyle konuşmak zorunda kalıyorum. Geçenlerde işlemlerini yaptığım bir patron ile aramızda geçen diyalogu sizlere anlatmak istedim. Yüzü beş karış adam, “nasılsınız” dememle...
  • “Kızımın hayalleri vardı, daha yapmak istedikler vardı, onu hayattan kopardılar.” Bu feryat, Pınar’ın bir cani tarafından katledilmesinin ardından acılı babanın haykırışı... Zekiye, Zeynep, Gül, Nurcan, Özgecan, Pınar ve daha ismini saymadığımız...
  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), işsizlik verilerini çarpıtmaya ve gerçekleri tepetaklak etmeye devam ediyor. 10 Ağustosta da aynı yöntemi kullanarak işsizlik verilerini açıkladı. TÜİK, kendisinin icat ettiği sınıflandırmalarla işsizliği olduğundan...
  • 4 Ağustosta Lübnan’ın başkenti Beyrut’ta büyük bir patlama gerçekleşti. Resmi rakamlara göre en az 158 kişi öldü, binlerce insan yaralandı, on binlercesi ise evsiz kaldı. Limandaki bir depoda, hiçbir güvenlik önlemi olmaksızın yıllardır tutulan...
  • 2008 krizini takip eden aylarda toplu işten çıkarmaların yaşandığı pek çok şirkette işçilerin işten çıkarılmayı kabul etmeyerek direnişe geçtikleri elbette unutulmadı. Bugün yaşanmakta olan ağır ekonomik kriz döneminde, milyonlarca işçinin toplu...
  • Egemenlerin dünyayı yıkıma sürükleyen paylaşım ve rekabet savaşları devam ediyor. Güzelim dünyamız milyonlarca insan için adeta bir cehenneme dönmüş durumda. Bu yıl, Nagazaki ve Hiroşima’da atom bombası kullanılmasının 75. yıldönümü. Geride...
  • Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Çanakkale’de bulunan Dardanel Önentaş fabrikasında bazı işçilerde koronavirüs tespit edilmesinden sonra hayata geçirilen “kapalı devre çalışma sistemini” protesto etti. Adeta bir toplama kampı gibi...
  • Koronavirüs’ün zengin yoksul ayırımı yapmadığı, “pandemi” sürecinde ekonominin tüm kesimleri olumsuz etkilediği, hepimizin “aynı gemide olduğu” masalları anlatıladursun gerçeğin hiç de böyle olmadığını veriler ortaya koyuyor. İlk koronavirüs...
  • Hangi yana baksak aslında çok büyük sorunlara işaret eden ayrıntılarla karşılaşıyoruz. Çünkü paranın insanın mutluluğundan, yaşamından daha değerli görüldüğü bir düzende yaşıyoruz. Hepimiz daha iyi bir yaşamın hayalini kuruyoruz.
  • Merhaba dostlar. Bizim için yürüdüğümüz yolu aydınlatan araçlardan biri oluyor İşçi Dayanışması... Her ay okur mektuplarıyla, yazılarla gündemdeki işçi sınıfını ilgilendiren gelişmeler ve karşılaştığımız, karşılaşacağımız birçok sorunla ilgili...
  • İnsanlık uzun çağlar boyunca yaşadığı deneyimlerden çıkarttığı dersleri, gelecek kuşaklara bazı deyimler veya atasözleri ile aktarır. “Denize düşen yılana sarılır” deyimi de çaresizliğin insana her şeyi yaptırabileceğini anlatmaktadır. Bunu içinden...

UİD-DER Aylık Bülteni