Navigation

Buradasınız

Kıdem Tazminatında Yeni Oyun Devrede! Oyunları Bozalım!

Ağustos 2012, No: 53
AKP hükümeti ve patronlar, işçilerin kıdem tazminatı hakkını ortadan kaldırmak için türlü oyunlar tez­gâhlıyorlar. Kıdem tazminatının bir fona devredilmesini düzenleyen yasa, işçileri kandırmak amacıyla gösterişli bir ambalaj içinde sunuluyor. Geçtiğimiz sene kıdem tazminatının elimizden alınması gündeme geldiğinde der­neğimiz UİD-DER, güçlü bir kampanya başlatmış ve yüz binlerce emekçiye gerçekleri açıklamıştı. Toplanan imzalar Meclis’te yapılan bir basın açıklamasıyla teslim edilmişti.

AKP hükümeti ve patronlar, işçilerin kıdem tazminatı hakkını ortadan kaldırmak için türlü oyunlar tez­gâhlıyorlar. Kıdem tazminatının bir fona devredilmesini düzenleyen yasa, işçileri kandırmak amacıyla gösterişli bir ambalaj içinde sunuluyor. Geçtiğimiz sene kıdem tazminatının elimizden alınması gündeme geldiğinde der­neğimiz UİD-DER, güçlü bir kampanya başlatmış ve yüz binlerce emekçiye gerçekleri açıklamıştı. Toplanan imzalar Meclis’te yapılan bir basın açıklamasıyla teslim edilmişti. UİD-DER’in, sendikaların ve demokratik kitle örgütlerinin tepkisi üzerine AKP hükümeti, kıdem tazminatının fona devredilmesinin şimdilik gündemde olmadığını açıklamıştı. O zaman şöyle yazmıştık: Şimdilik! İlk fırsatta ambalaj kâğıdı değiştirilerek yeniden gündeme getirilecektir.

Yeni öneriye göre patronlar, her ay fona %4 kıdem primi ödeyecekler. Fonda biriken parayı, işçiler işten atılsalar dahi 15 yılı doldurmadıkları durumda kullanamayacaklar. Ayrıca 15 yılı doldurmak da yetmeyecek. Bu 15 yıl içinde 3 bin 600 gün kıdem primi yatırılması gerekiyor. Bu şartları yerine getiren işçiler tazminatın yalnızca yarısını alabilecekler.

Nitekim “Kıdem Tazminatının İşçinin Bireysel Hesabına Yatırılması Hakkındaki Kanun Tasarısı Taslağı” adıyla yasa yeniden gündeme getirildi. Aslında patronlar ve AKP kıdem tazminatını tek vuruşla ortadan kaldırmayı arzuluyor. Ancak işçilerin tepkisini göz önüne alarak şöyle bir yöntem geliştirdiler: Birincisi; bir fon oluşturmak, kıdem tazminatını bu fona devretmek ve zamanla tümüyle ortadan kaldırmak! İkincisi, oluşturulacak fonun işçilerin çıkarınaymış gibi gösterilmesi, bu kapsamda medyanın devreye sokulması ve işçilerin kafasının karıştırılması!

Şöyle propaganda yapılıyor: “İşçiler zaten kıdem tazminatı alamıyor, fonla birlikte tüm işçiler kıdem tazminatı alacak!” Ancak ortada bir tuhaflık var. İşçilere kıdem tazminatı vermeyen de patronlar, “fonla birlikte işçiler kıdem tazminatı alacak” diyen de patronlar! Madem patronlar işçilerin kıdem tazminatı almasını istiyor, o zaman fona ne gerek var? Ayrıca AKP, işçilerin kıdem tazminatı almasını gerçekten istiyorsa neden işçileri sigortasız çalıştıran ve kıdem tazminatı vermeyen patronları cezalandırmıyor? Elbette dert işçilere kıdem tazminatı vermek değil, tersine onu ortadan kaldırmanın yollarını döşemek.

İşte bu maksatla “işçiler emekli olmadan kıdem tazminatıyla ev alabilecek!” yalanını yeni ambalajın kapağına yapıştırdılar. Yeni ambalajın diğer bir unsurunu ise, bireysel hesaba yatırılacak olan tazminatı işçilerin istediği gibi kullanacağı yalanı oluşturuyor. Hakikat, söylenenlerin tam tersidir. Yeni öneriye göre patronlar, her ay fona %4 kıdem primi ödeyecekler. Fonda biriken parayı, işçiler işten atılsalar dahi 15 yılı doldurmadıkları durumda kullanamayacaklar. Ayrıca 15 yılı doldurmak da yetmeyecek. Bu 15 yıl içinde 3 bin 600 gün kıdem primi yatırılması gerekiyor. Bu şartları yerine getiren işçiler tazminatın yalnızca yarısını alabilecekler. İkinci kısmını kullanmak istediklerinde 1800 günlük prim ödenmesi şartıyla karşılaşacaklar. İşçinin fonda biriken parasını takip etmesi için açılacak bireysel hesabın, hangi fon şirketinde olacağını patron belirleyecek! Oluşturulacak fon yönetiminde hükümetin bir, patronların iki, işçilerin ise bir temsilcisi olacak. Askere gidenler ve evlenip işten ayrılanlar fondan yararlanamayacaklar.

Bu özet bile fonun işçilerin çıkarına olmadığını gözler önüne seriyor. Şu an geçerli olan sisteme göre, bir yıllık çalışmanın karşılığı olarak işçi, bir aylık brüt ücret ve buna eklenmiş sosyal haklar tutarında kıdem tazminatı almaktadır. Fonun hayata geçmesiyle sosyal hakların brüt ücrete eklenmesi ortadan kaldırılacak ve brüt ücretin yalnızca %4’ü fona prim olarak yatırılacak. Bu durumda, örneğin bordrosu asgari ücretten düzenlenen bir işçi için, şu an 940 lira olan brüt asgari ücretin %4’ü fona yatırılmış olacak. Bir senenin sonunda işçinin fonda biriken parası sadece 451 lira olacak, o kadar. Böylece patronlar sosyal hakları da dâhil ederek 30 gün üzerinden değil, 14 gün üzerinden kıdem tazminatı vermiş olacaklar. Üstelik bu %4’ün bir kısmı da patronun doğrudan cebinden çıkmayacak. Patronların İşsizlik Sigortası Fonu’na ödediği %2’lik dilimin %1,5’i kıdem fonuna aktarılacak. Yani işçiler için kurulan işsizlik fonundan, patronlar adına yine işçiler için kurulan bir başka fona para aktarılacak. Özetle, patron aslında brüt ücretin yalnızca %2,5’ini kıdem fonuna ödeyecek. İşte işçiyi düşünmek böyle oluyor!

Patronlar, işyerlerine doğrudan işçi almak yerine kölelik bürolarından kiralayacaklar. Kısa süreli sözleşmeli işçilik çalışma hayatının tüm alanlarına girecek ve işçiler istendiği zaman hiçbir hak verilmeden işten atılabilecek! Bu durumda hangi işçi 15 yıl kesintisiz çalışıp 3 bin 600 gün prim ödeyebilir?

Kıdem tazminatı kaldırılarak işçiler daha ucuza ve hiçbir güvence olmadan çalıştırılmak isteniyor. Patronlar, önlerinde hiçbir engelin olmamasını ve dizginsiz bir sömürünün önünün açılmasını arzuluyorlar. Kıdem tazminatının da içinde yer aldığı Ulusal İstihdam Stratejisi paketi, aynı zamanda işçilerin kiralanabileceği özel istihdam (kölelik) bürolarını yasalaştırıyor ve işyerlerinde asıl işi taşeronların yapmasının önünü açıyor. Paket yasalaşırsa kadrolu işçilik tümden tarih olacak. Patronlar, işyerlerine doğrudan işçi almak yerine kölelik bürolarından kiralayacaklar. Kısa süreli sözleşmeli işçilik çalışma hayatının tüm alanlarına girecek ve işçiler istendiği zaman hiçbir hak verilmeden işten atılabilecek! Bu durumda hangi işçi 15 yıl kesintisiz çalışıp 3 bin 600 gün prim ödeyebilir? Bazen altı, bazen sekiz, bazense üç aylık sözleşmeyle çalışan bir işçinin 3 bin 600 günlük prim için 20 yıl ve hatta daha fazla çalışması gerekiyor. Ayrıca iş bulmak demek sigortalı olmak anlamına da gelmiyor. Şu anda tam 10 milyon kişi sigortasız çalışıyor. Bu koşullarda “ev alacaksınız” sözünün kocaman bir yalan olduğu açığa çıkıyor.

Çok açık ki, yasal kılıf altında işçilerin parasına el konulmaktadır. Yapılan hesaplara göre, 15 yıl içinde fonda en az 93 milyar lira birikmiş olacak. Patronların ve hükümetin çoğunlukta olacağı fon yönetimi,  bu devasa miktarı diledikleri gibi kullanacaklar. İşsizlik Sigortası Fonu’­nun başına gelenler kıdem fonunun başına da gelecek. Meselâ fon, Hazine’nin kullanımında olacak; bu fonun %40’ını devlet borçlanmada kullanacak. Yani işçinin parasıyla fon kurulacak ama işçinin hiçbir söz hakkı olmayacak. Bu fonun patronların ihtiyaçları temelinde kullanılması kısa zamanda gündeme gelecektir. TÜSİAD, MÜ­SİAD, TUSKON gibi patron örgütleri fon kurulmasını boşuna hararetle desteklemiyorlar. Bir kez daha açığa çıkıyor ki, patronların ve onların denetimindeki hükümetlerin işçileri düşündüğü kocaman bir yalandır. Kıdem tazminatımıza sahip çıkmak, kölelik bürolarına, taşeronluğa ve esnek sözleşme türlerine dur demek için birleşmeliyiz. İşçiler gerçeği gördüğünde ve bir araya geldiğinde patronlar ve AKP hükümeti bu yasayı asla geçiremez ve oyunları bozulur. Gelin birleşelim ve oyunlarını bozalım!

15 Ağustos 2012

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Genç işsizliğin yüzde 30’lara çıktığı, yoksulluğun her geçen gün arttığı Tunus’ta emekçilerin haklı öfkesi sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Hükümetin, emekçilere hiçbir güvence vermeden salgına karşı önlem adı altında sadece sokağa çıkma...
  • Geçtiğimiz haftalarda, çok bilindik bir program olan “Güldür Güldür”de işçi sınıfının örgütlülüğünün dağıtılarak yıllar içinde nasıl sorgulamayan işçiler yaratıldığı anlatıldı bir skeçle. İzlediklerimiz komik bir şekilde ele alınmıştı ancak bir kez...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...
  • Kapitalist sistemin yarattığı büyük çelişkiler, eşitsizlikler, adaletsizlikler, derinleştirdiği toplumsal sorunlar her geçen gün daha fazla can yakıyor. 21’inci yüzyılın teknolojik gelişmişlik ve üretim düzeyine rağmen yüz milyonlarca insan açlık...
  • “Biz ekmeğimizin peşindeyiz.” Ne çok duyarız bu sözleri çalıştığımız fabrikalarda, işyerlerinde, grev ve direnişlerde. Kimi zaman yapılan bir yanlışın üzerini örtmek, bahane bulmak için kullanılır. “Bakma yapmak istemezdim ama işte ekmeğimizin...
  • Krizin ve Covid-19 salgınının yükü işçi ve emekçilerin üzerine yıkılmaya devam ediyor, yoksullaşma derinleşiyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in Covid-19 Döneminde İşsizlik Sigortası Fonu Raporu, İşsizlik Sigortası Fonunun...
  • Tüm dünya yeni bir yıla “merhaba” dedi. Çeşitli dillerde, farklı tonlarda çıktı bu merhabalar. İnsanlar yeni yılda yeni dilekler dilediler. Kimisi milyarlarına milyar istedi yüzü kızarmadan, mücevher takımına yeni yeni mücevherler istedi. Kimisi iş...
  • Otomotiv sektörüne plastik araba parçaları üreten bir fabrikada çalışıyorum. Covid-19 salgınıyla birlikte çalıştığımız fabrikada bir panik havası vardı. Televizyonlardan, internetten yayılan korku ve panik havası hemen herkesi çok etkiledi. Toplum...
  • Bir yılı daha geride bıraktık. 2020’nin ilk aylarında hayatımıza giren pandemiyle birlikte yaşamımız içinden çıkılmaz hale geldi. İşsizlik, yoksulluk derken bir de üstüne gelen yasaklarla beraber nefes alamaz olduk. Biz işçiler için zor bir yıldı....
  • Siyah emekçilere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor. ABD’de geçtiğimiz Mayıs ayında George Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada emekçilerin adalet talebi yükselmiş, meydanlar ırkçı nefrete karşı dolup taşmıştı. Kıtadan kıtaya sıçrayan...

UİD-DER Aylık Bülteni