Navigation

Buradasınız

12 Eylül Darbesi ve Grev Yasakları

Ağustos 2012, No: 53

12 Eylül 1980 askeri faşist darbesinin üzerinden 32 yıl geçti. Peki, darbe kime karşı yapılmıştı? Bu konu tartışıldığında hemen şu söyleniyor: “Kardeş kardeşi öldürüyordu. Sağ sol çatışması vardı.” Darbenin nedeni gerçekten de bu muydu? 12 Eylül öncesinde bir çatışma ve kargaşa olduğu doğru. Ama bunu kışkırtanlar bizzat patronlar ve devlet yetkilileriydi. Amaç toplumda kaos yaratmak ve darbeye zemin hazırlamaktı. Bu nedenle, kanlı tezgâhlar sahneye konuldu. Ve 12 Eylül sabahı darbecilerin ilk işlerinden biri grev çadırlarına saldırmak ve grevleri yasaklamak oldu. Patronlara gün doğmuştu. Büyük patronlardan Halit Narin, “bugüne kadar işçiler güldü, artık gülme sırası bizde” demekten kendini alamıyordu. Evet, 12 Eylül darbesinin amacı mücadele eden işçileri durdurmak, işçilerin her türlü örgütünü dağıtmak ve işçileri sindirmekti.

Sendikalar, emekten yana partiler ve dernekler kapatıldı. Getirilen yasalarla sendikaların örgütlenmesinin önüne büyük engeller kondu, grev yapılması neredeyse imkânsız hale getirildi. Çünkü patronlar işçilerin sendikalaşmasını ve grev yapmasını istemiyorlardı. Grev işçilerin üretimden gelen gücünü kullanması ve gücünün farkına varmasıydı. 1980 öncesinde grevler birçok fabrikaya yayılmış durumdaydı. İşçiler, patronların dayatmalarına boyun eğmiyor ve taleplerinin karşılanması için başı dik bir şekilde mücadele veriyorlardı. Meselâ, DİSK Maden-İş’in öncülüğünde yürütülen grevler sonucunda işçiler önemli haklar kazanmış ve diğer sektörlerdeki işçilere de örnek olmaya başlamışlardı. 12 Eylül sabahında sadece patron örgütü MESS’e bağlı 74 işyerinde 30 binden fazla metal işçisi grevdeydi.

1982 Anayasasıyla ve sendikalar, grev ve lokavt yasalarıyla patronların istekleri hayata geçirildi. Grev yapmanın koşulları zorlaştırılırken, pek çok sektörde ise grev resmen yasaklanıyordu. Darbenin ürünü olarak hazırlanan ve bugün de halen yürürlükte olan Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunuyla “Can ve mal kurtarma işlerinde; cenaze ve tekfin işlerinde; su, elektrik, havagazı, termik santralleri besleyen linyit üretimi, tabii gaz ve petrol sondajı, üretimi, tasfiyesi, dağıtımı, nafta üretimi veya tabii gazdan başlayan petrokimya işlerinde;banka ve noterlik hizmetlerinde; kamu kuruluşlarınca yürütülen itfaiye, şehir içi deniz, kara ve demiryolu ve diğer raylı toplu yolcu ulaştırma hizmetlerinde” grev ya­saklanmış durumdadır. Lakin grev yasakları bununla da sınırlı değildir. Savaş ve olağanüstü hal gibi durumlar bahane edilerek de grevler yasaklanmaktadır. Ayrıca Bakanlar Kurulu, “millî güvenliği bozucu” damgası basarak “stratejik” saydığı sektörlerde ya da işyerlerinde grevleri yasaklama yetkisine sahiptir. Örneğin, AKP hükümeti bu gerekçeyle 2003’te Şişe Cam grevini erteleyerek bitirmiştir.

Utanmadan demokrasiden dem vuran AKP hükümeti, işçilerin en demokratik hakkı olan grevin sınırlarını daraltıyor. Havacılık işkolunda grev, bir gecede keyfi bir biçimde yasaklanmış ve buna karşı çıkan 305 THY işçisi işten atılmıştır. Başbakan Erdoğan ve bakanlar, grev yasağını “stratejik sektör” gerekçesiyle açıklıyorlar. Erdoğan, grev olursa “bedeli millet öder” derken, Başbakan Yardımcısı Ali Babacan grev yasağını hatırlatarak “Çok doğru bir adım atılmıştır, TBMM bunun gereğini yapmıştır… Çünkü öyle sektörler vardır ki, o sektörün durması binlerce sektörü, yüz binlerce işletmeyi durdurur” demektedir. Bu açıklamalarla işçilerin haklarının gasp edilmesi haklı gösterilmeye çalışılıyor. Üretimi durdurmayan, ekonomiyi etkilemeyen ve böylece patronlara işçilerin gücünü göstermeyen bir grevin ne anlamı olabilir? Eğer işçilerin elinden grev hakkı alınırsa patronların eli güçlendirilmiş olur ve patronlar işçilere istediklerini dayatırlar. “Stratejik sektör” gerekçesiyle tüm işkollarında grevlerin yasaklanmasının önü açılmaktadır. Çok açık ki, grevlerden etkilenecek olan “millet” değil patronlardır. AKP ise “milletin” yani işçilerin değil, patronların çıkarlarını korumaktadır.

12 Eylül’ün üzerinden 32 yıl geçmiş olmasına rağmen işçi sınıfı ve toplum üzerindeki etkisi hâlâ devam ediyor. Her işçi bilmelidir ki, gerçekte 12 Eylül darbesi kendisine karşı yapılmıştır. Dolayısıyla 12 Eylül’ün yasaklarına karşı mücadele tüm işçilerin görevidir. Sendikal örgütlenmenin önündeki %10 işkolu barajının kaldırılması, grev yasaklarının son bulması, demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesi için örgütlenmeliyiz.

15 Ağustos 2012

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Birçok ülkede, farklı tarihlerde “çocuk günü” vardır ve o günlerde çocuklar hatırlanır, iyi dileklerde bulunulur. UNICEF ise 191 ülke tarafından kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesinin imzalandığı gün olan 20 Kasımı Dünya Çocuk günü olarak kutluyor...
  • TÜİK’in Ağustos ayına ait işgücü istatistikleri, işsizliğin her geçen ay daha da arttığını gösteriyor. TÜİK’in rakamlarına göre, 2019 Ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre işsiz sayısı 980 bin kişi artarak 4 milyon 650 bine yükseldi....
  • UİD-DER’li bir emekçi kadın çalıştığı işyerinde kadın arkadaşlarıyla yaptığı bir sohbeti şöyle aktarıyor: “İsviçre’de kadınların eşit işe eşit ücret talebiyle yaptığı grev üzerine sohbet ediyorduk. Arkadaşlarımın bu grevden haberi yoktu....
  • DİSK’e bağlı işyerlerinde çalışan işçiler, yarım gün iş bırakarak “kıdem tazminatının gaspına hayır, vergi adaleti istiyoruz” sloganıyla Konak Meydanına yürüdü. 181 gündür işlerine dönmek için direnen Aliağa Belediyesi işçileri de kendi...
  • DİSK, Türk-İş ve Hak-İş genel başkanları, vergi adaletinin sağlanması talebiyle Türk-İş Genel Merkezinde bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş...
  • Başarıya giden yol nedir, hiç düşündünüz mü? Şimdi bu soruyu niye sordum merak ediyor olabilirsiniz. Kurbağalar ile ilgili bir hikâye okudum. Bu hikâye çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim. Üzerine biraz düşününce hayatımızda da bu...
  • İstanbul Fatih’te 6 Kasım Çarşamba günü dört kardeş evlerinde ölü bulundu. Tanıdıkları haber alamayınca evlerine gittiler ve kapıda “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu ile karşılaştılar. Notu gören kardeşlerin tanıdıkları polise...
  • Milyonlarca işçinin brüt ücretinden yapılan kesintiler, işçinin yıllık gelirine göre değişiyor. Geliri 18 bin liraya kadar olanlardan yüzde 15, 18 binle 40 bin lira arasında olanlardan yüzde 20, 40 binle 148 bin lira arsında olanlardan ise yüzde 27...
  • TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, beklenen büyük İstanbul depreminin olası sonuçlarına ilişkin 11 Kasımda bir çalıştay düzenledi. Düzce depreminin 20. yılında Kadıköy’de düzenlenen İstanbul Deprem Çalıştayında, 20 milyonluk mega kentin depreme...
  • Zeytinoğlu Grubu’na bağlı Entil Endüstri, Halpaki Döküm ve Tarkon Makine işçilerinin kıdem tazminatları ve 5 aylık ücretlerinin ödenmesi talebiyle 4 Kasımda başlattıkları nöbet eylemi devam ediyor. 3 fabrikada çalışan işçiler, taleplerini duyurmak...
  • 17 Ağustos depremini Kocaeli Karamürsel’de yaşamış birisi olarak, o gece ve sonrasında yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. O zamanlar eşim İstanbul’da çalışıyor, ben 1 yaşındaki kızım ve 4 yaşındaki oğlumla annemde kalıyordum. 17 Ağustos...
  • Genç yaşlı, evli bekâr, köylü, şehirli, Avrupalı, Asyalı fark etmiyor. Dünyanın her yerinde baskı altına alınıyor, şiddet görüyoruz. Kadınların emek gücü ucuzdur. Bu düzende söz hakkımızı erkekler belirlemek istiyor. Çalışıyor ve ev geçindiriyoruz...
  • Ankara’nın Etimesgut ilçesinde Elya Yapı’ya ait Elya Center şantiyesinde çalışan 30 inşaat işçisi aylardır ödenmeyen ücretlerini talep ettiler. Elya Yapı patronları 9 Kasımda işçilere ücretlerinin ödeneceği sözünü verdi. Aldıkları sözün ardından...