Navigation

Buradasınız

Krizin Bedelini Ödememek İçin Sınıf Birliğimizi ve Dayanışmamızı Güçlendirelim!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 127
İşyerinde, evde, pazarda, kahvede sohbetlerin ana konusu kriz… Hayatın her alanında ekonomik kriz konuşuluyor. Ama siyasi iktidar ısrarla “kriz mriz yok” diyor. Meselenin psikolojik olduğunu söylüyor. Yandaş medya her türlü cinliğe başvurarak kriz olmadığını kanıtlamaya çalışıyor. İktidar partisine oy vermiş işçi kardeşlerimizin bir kısmı bu söylemi aynen tekrar ediyor. Bu da ortaya garip bir durum çıkarıyor: Siyasi iktidar ve onun denetimindeki medya “kriz yok” derken, halkın büyük çoğunluğu krizden ve hayat pahalılığından dert yanıyor.



İşyerinde, evde, pazarda, kahvede sohbetlerin ana konusu kriz… Hayatın her alanında ekonomik kriz konuşuluyor. Ama siyasi iktidar ısrarla “kriz mriz yok” diyor. Meselenin psikolojik olduğunu söylüyor. Yandaş medya her türlü cinliğe başvurarak kriz olmadığını kanıtlamaya çalışıyor. İktidar partisine oy vermiş işçi kardeşlerimizin bir kısmı bu söylemi aynen tekrar ediyor. Bu da ortaya garip bir durum çıkarıyor: Siyasi iktidar ve onun denetimindeki medya “kriz yok” derken, halkın büyük çoğunluğu krizden ve hayat pahalılığından dert yanıyor. Öyle ki, iktidar partisine oy veren ve “kriz yok” diyen işçi, bir süre sonra fiyatların başını alıp gittiğini anlatıyor. Bu arada iktidar, yok dediği krize karşı program açıklıyor. Sanki tüm bu olup bitenler gerçek değil ve bir komedi oyunu…

Siyasi iktidar “kriz yok” oyununu oynuyor. Çünkü krizin sorumluluğunu almak ve günahlarının bedelini ödemek istemiyor. Yaklaşan yerel seçimlerde oy kaybedeceğini hesaplıyor ve bunun önüne geçmeye çalışıyor. Bu yüzden, krizin ağır yükü altında ezilen işçi ve emekçilerin kafasını karıştırmak ve oyalamak istiyor.

Ne yazık ki olaylar tiyatro sahnesinde değil toplumsal yaşamımızda gerçekleşiyor. Milyonlarca insan bir anda delirmediğine göre, doğru gitmeyen bir şeyler var demek ki. İnsanlar UFO’ların olup olmadığını tartışmıyor. Kriz görünmez ve anlaşılmaz gizemli bir şey de değil. Kriz son derece gerçek, can yakıcı. Resmi rakamlara göre bile enflasyon oranı yüzde 25’e yükselmiş durumda. Hayat pahalılığı karşısında alım gücümüz bir anda neredeyse yarı yarıya düştü, böylece daha fazla yoksullaştık. Üç binden fazla şirket iflas anlaşması (konkordato) ilan etti; birçok işyerinde işçiler ya ücretsiz izne çıkartılıyor ya da işten atılıyor. İşsizlerin sayısı 3,5 milyona yükseldi. Ama siyasi iktidar adeta “kedidir kedi” diyerek bizi yatıştırmaya çalışıyor; kriz yokmuş numarası yapmamızı istiyor. Oysa çatıdaki kedi değil, her geçen gün daha fazla üzerimize çöken krizdir.

Siyasi iktidar “kriz yok” oyununu oynuyor. Çünkü krizin sorumluluğunu almak ve günahlarının bedelini ödemek istemiyor. Yaklaşan yerel seçimlerde oy kaybedeceğini hesaplıyor ve bunun önüne geçmeye çalışıyor. Bu yüzden, krizin ağır yükü altında ezilen işçi ve emekçilerin kafasını karıştırmak ve oyalamak istiyor. Susup oturalım, itiraz etmeyelim, hakkımızı aramayalım istiyor. Her ne olursa olsun iktidarı sürsün istiyor. Denetimine aldığı medyayı da kullanarak, “ülkemize karşı ekonomik savaş ilan edildi, bizi kıskananlar güçlenmemizi istemiyorlar” diyor. Böylece ekonomik krizin sorumluluğunu dış mihrakların sırtına yıkıyor. Ne yazık ki toplumun bir kesimi, siyasi iktidarın oynadığı bu oyuna inanabiliyor. İşçi ve emekçiler yapay temellerde kutuplaştırıldığı için kriz karşısında birleşemiyor.

Oysa krizin nedeni kapitalist kâr düzeni ve patronlar sınıfının açgözlülüğüdür. Daha fazla zenginleşmek için aşırı kredi alan patronlardır, onlara kefil olan bu siyasi iktidardır. 467 milyar dolarlık dış borcun nedeni sermaye sınıfının kâr hırsıdır. Türkiye, bu devasa kredileri ödeyemez duruma geldiği için kayış kopmuş, siyasi iktidarın politikaları ise krizi daha da azdırmıştır. Nitekim ABD’li rahip Brunson serbest bırakılmasına rağmen, dolar çok az gerilemiştir. Üstelik bu geçici bir durumdur. Çünkü kriz ortadan kalkmadığı gibi, her geçen gün daha da ağırlaşıyor.

İktidar hem “kriz yok” diyor, hem de patronlar sınıfını yok dediği krizi fırsata çevirmeye çağırıyor. Patronların krizi nasıl fırsata çevirdiğini çok iyi biliyoruz. Türkiye işçi sınıfı 2001 krizinde de 2008-2009 krizinde de büyük bedeller ödedi. Patronlar sınıfı, 2001’de bugün olduğu gibi; “aynı gemideyiz” açıklamaları yapıyor ve işçileri fedakârlık yapmaya çağırıyordu. Ama kendileri fedakârlık yapmadılar ve tam 2 milyon işçiyi işten attılar. Siyasi iktidar, 2008-2009’da “kriz bizi teğet geçti” dedi ama kriz sadece sermaye sınıfını teğet geçti. Bir milyondan fazla işçi işten atıldı. Her iki kriz döneminde de işçilere sıfır zam dayatıldı, sosyal haklarımıza el konuldu, çalışma saatleri uzatıldı. Taşeronluk sistemi ve güvencesiz çalışma biçimleri yaygınlaştırıldı. Bugün fazla mesai yapmadan geçinemiyor oluşumuzun nedeni, bu kriz dönemlerinde ücretlerimizin düşük tutulmasıdır.

Bugün de aynı şey oluyor. Birçok işyerinde işçilerle toplantı yapılıyor; “biz bir aileyiz”, “aynı gemideyiz”, “fedakârlık zamanı” deniyor. İş saatleri uzatılmak, daha az işçiyle daha çok iş yapılmak, kriz gerekçesiyle düşük zam dayatılmak isteniyor. “Biz bir aileyiz”, “aynı gemideyiz” diyenler yalan söylüyorlar. Madem aynı gemideyiz neden patronlar sınıfı fedakârlık yapmıyor? İşçi atmak yerine neden kriz boyunca işçi ücretlerini ödemeye devam etmiyorlar? Bunu yapabilirler. Çünkü kriz öncesinde kârlarına kâr katan onlardı ve ellerinde birikmiş muazzam bir sermaye var.

Kardeşler! Kriz patronlar ile işçileri aynı şekilde etkilemez. Bizim tek gelir kaynağımız ücretimizdir. İşsiz kaldığımızda ise bu geliri de kaybediyoruz. İşsizlikle birlikte bizi bekleyen yokluktur, açlıktır, psikolojik sorunlardır. Oysa sermaye sınıfı, krize aldırmadan lüks yaşamına devam eder, ediyor. Bizim gibi işsiz kalma, açlıkla yüz yüze gelme sorunları yoktur. Bizi sömürerek, alın terimize el koyarak biriktirdikleri servetleri vardır onların. Bu yüzden kriz zamanı fedakârlık yapılacaksa bunu patronlar sınıfı ve siyasi iktidar yapmalıdır. İşçi ve emekçiler değil!

Biz işçi sınıfıyız. Bizim çıkarlarımız ile patronlar sınıfının çıkarları bir ve aynı olamaz. Bizi iliklerimize kadar sömürmek ve kârlarını daha fazla artırmak isteyen kesimlerle çıkarlarımız nasıl ortak olabilir? Ancak bizler birlik olamadığımız, bir sınıf olarak hareket edemediğimiz için krizin faturası işçi sınıfına ve emekçilere kesiliyor. İşçi sınıfı yapay temelde kutuplaştırıldığı ve bölündüğü için siyasi iktidarın oyunları etkili oluyor. İşçilerin bir kesimi iktidarın söyleminden etkilenip “kriz yok” diyebiliyor. Krizin faturasını ödememenin tek yolu; işçi sınıfının örgütlü olması, bir sınıf olarak hareket etmesi, kendisine dayatılana HAYIR demesidir. O halde birlik ve dayanışmamızı, sınıf kardeşliğimizi güçlendirelim.

Elektriğe, doğalgaza, suya yapılan zamlar başta olmak üzere tüm zamlar geri alınsın!

İşçilerin eriyen ücretleri gerçek enflasyon oranında arttırılsın!

İşten çıkarmalar yasaklansın!

Ücretsiz izinlere hayır!

20 Ekim 2018
...önceki
ÖĞÜTLER
sonraki...
Ah Şu Beynim!

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Türkiye’de ilk koronavirüs vakasının görülmesiyle birlikte İşçi Dayanışması sayfalarında pek çok kez bu salgının işçi haklarına yönelik saldırıların bahanesi ve örtüsü haline getirileceğine dikkat çektik. İşçilerin bu konuda uyanık olmasının önemine...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, 2020 Tersane Gemi Sektöründe İş Cinayetleri Raporunu Limter-İş Sendikasına üye tersane işçileriyle birlikte Tuzla İçmeler Köprüsü üzerinde bir basın açıklamasıyla duyurdu. “İş cinayetlerine, salgına,...
  • Kapitalist sistemin küresel krizi, küresel ısınma ve iklim değişikliği, koronavirüs salgınının kısa zamanda küreselleşmesi, Ortadoğu’da yoğunlaşan Üçüncü Dünya Savaşı… Bir çırpıda art arda sıraladığımız bu başlıktaki sorunlar tüm insanlığı derinden...
  • Baskıcı molla rejimi altında iyice nefessiz bırakılan İranlı işçiler, Aralık ayından bu yana neredeyse 250 grev ve protestoya imza attılar. İranlı sınıf kardeşlerimiz her geçen gün mücadeleyi büyütüyorlar. Öğrencilerin, sağlık emekçilerinin,...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş ile patron örgütü MESS arasında süren toplu iş sözleşmesi (TİS) süreci devam ediyor. ABB Power Grids, Schneider Enerji, Schneider Elektrik, Grid Solutıons Enerji ve Arıtaş Kriyojenik işyerlerinde çalışan 1900 işçi, TİS...
  • Bir tarafta Aralık ayı için açıklanan yüzde 14,6 resmi enflasyon oranı, diğer tarafta tüm emekçilerin bildiği, evlerini ve ceplerini yakan gerçek hayat pahalılığı… Bir tarafta asgari ücret zammı, bir tarafta neredeyse her gün, her şeye gelen “fiyat...
  • “Pusulası olmayan toplum ve sınıflar meçhule giden bir gemi gibidir.” Böyle yazıyordu İşçi Dayanışması gazetemizin 153. sayısındaki başyazısında. Bu kısacık cümle ne kadar da çok şey anlatıyor değil mi? Gerçekten de pusulası olmayan milyonlarca işçi...
  • Yıllardır her sonbaharda grip aşısı yaptırıyordum. 2020’nin Ekim ayının son günlerinde Aile Sağlık Merkezine gittim. Kapının dışında uzun mu uzun bir insan kuyruğa vardı. Kimse birbiriyle konuşmuyordu. Aralarında en az beş adım vardı. Sıra bana...
  • Kapitalizm eşitsizliğe ve adaletsizliğe dayalı bir sistemdir ve kaç zamandır bağrında biriken büyük sorunlar patlıyor. Bu sistem alabildiğine çürümüş ve çıkmaza saplanmıştır. Tam da bu yüzden en küçük sorunu bile çözemiyor. Tersine, küresel...
  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde Ekim 2020 dönemi için işsizlik verilerini açıkladı. Rakamlarla oynayarak istediği değerleri elde etme konusunda ustalaşan TÜİK, mucizesini yine gösterdi. Açıklanan verilere göre 15 ve üzeri...
  • Kalyon Holding’in İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Kuleleri inşaatında çalışan işçilerin öğle yemeğinden hamamböceği çıktı ve işçiler bu durumu protesto etti. Şantiyede tüm uyarılara karşın düzeltilmeyen kötü koşullara duyulan öfke...
  • Hükümetin medya kalemleri aralarında işbölümü yapmış; kimisi tetikçi, kimisi akıl hocası, kimisi muhalif olanlara karşı karalama görevini üstlenmiş. Bazıları da yılın 365 günü “emekliye müjde” başlığıyla her gün gazetede, televizyon ekranında,...
  • Hindistanlı işçilerin ve tarım emekçilerinin mücadelesi 50 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine...

UİD-DER Aylık Bülteni