Navigation

Buradasınız

Ne Kadar Ekmek O Kadar Köfte mi?

Temmuz 2013, No:64

Patronlar işçilerin kazanılmış haklarını geri almak için her yolu, her yöntemi deniyorlar. İşçileri iliklerine kadar sömürmekle yetinmiyorlar. İşçilerin henüz doğmamış çocuklarını bile nasıl çalıştıracaklarının ve sömüreceklerinin hesabını yapıyorlar. Bu nedenle emeklilik yaşını 65’e çıkartıyorlar.

Ne kadar ekmek o kadar köfte… Bu sözü günlük hayatımızda çok sık duyarız ve çoğu zaman da söyleyene hak veririz. Bu atasözü, bir şey elde etmek için onun uğrunda yeterince çaba sarf etmek gerektiğini anlatır. Peki ya bu sözleri patronlar işçilere söylediklerinde haklı mıdırlar? Bu sözler patronların ağzında gerçeği ve adil olanı mı, yoksa tam tersini mi ifade ediyor?

Patronlar biz işçilere şöyle derler: “Zengin olmak için çok çalışın, siz de kazanın. İyi bir ücret istiyorsanız daha fazla çalışmalısınız, bize kazandırın, biz de size iyi para verelim. Yok öyle üç kuruşa beş köfte!” Oysa biz işçiler yıllar boyu çalışıp dururuz, emeğimiz maddeye şekil verir, alın terimiz ürün olup çıkar. İşyerleri büyür, patronlar yeni yatırımlar yaparlar. Büyük kârlar açıklarlar. Sermayelerini arttırdıkça, zenginleştikçe yaşamları daha da lüks hale gelir. Yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında, zevk-ü sefa âlemlerine dalarlar. Peki, ya biz işçiler?

Onca çalışmaya rağmen biz işçilerin ücretine ya zam yapmazlar ya da yapsalar bile bu zam üç kuruşu geçmez. Görünüşte maaşımıza zam yapılmıştır. Ama verilen üç kuruş zam hayat pahalılığı karşısında erir gider, alım gücümüz düşer. Bunca tükenmeye rağmen, bir arpa boyu yol alamayız: Yine yoksul, yine yoksuluzdur.

2013 yılı için belirlenen 34 liralık asgari ücret zammı, kayıpları dengelemediği gibi alım gücümüzde geriye gidiş anlamına gelmektedir. Çünkü 34 lira, hayat pahalılığı karşısında güneş görmüş buz gibi erimiş ve eskisine göre 14 ekmek kaybımız oluşmuştur. Türkiye ekonomisi kat be kat büyüdü, dünyada 17. sıraya yükseldi. İnsan uzaktan bakınca “ne güzel” diyor. Ama kazın ayağı öyle değil. Ekonomi büyüdü, patronlar büyüdü, ya işçiler? İşçilerin çalışma saatleri arttı. İşgünü neredeyse 12 saate çıktı. İş temposu arttıkça arttı. Üretim ve ihracat rakamları rekorlar kırdı. Ama işçinin aldığı asgari ücretin son 13 yılda alım gücü tam tamına %52 oranında düştü.

Aslında biz işçiler bu gerçeği iliklerimize kadar hissederiz. Hep şöyle sözler duyarız, hatta sıklıkla kendimiz söyleriz: “Durmadan mesai yapıyorum ama para yine de yetmiyor.” Bu sözler aldığımız ücretin gerçek değerinin sürekli düştüğü anlamına gelir. Yani patronların sermayeleri büyüdükçe, bizim geçim sıkıntımız ruhumuzu daraltır.

İşyerlerinde üç işçinin yapması gereken işi tek başımıza yapmak zorunda kalıyoruz. Neredeyse hiçbir sosyal hakkımız yok. Çalışma şartlarımız üzerinde söz söylemeye hakkımız yok. Canımız tehlikeye girmesin diye alınması gereken zorunlu iş güvenliği tedbirleri bile alınmaz. Şikâyet etsek kendimizi kapının önünde buluruz. İşsizlik ve sefaletle karşı karşıya bırakılırız. Bunca çalışmanın, didinmenin karşılığında “ödülümüz” geçim sıkıntısı, sonu gelmeyen borçlar, taksitler, bıkkınlık,  tükenmişlik oluyor.

Hani çalışan kazanırdı? Hani ne kadar ekmek o kadar köfte idi? Ekmeği üreten biz, köfteyi üreten biz. Ekmeği de köfteyi de, yağı da balı da patronlara altın tepside sunan biziz. Yani tüm zenginlikleri biz işçiler ürettiğimiz halde ekmekten de köfteden de olan biziz. Demek ki ekmeğimizi büyütmek, o ekmeği lezzetli köftelerle doldurmak, yani hakkımız olanı almak sessizce ve kölece çalışmakla olmuyor. Biz çalıştıkça patronlar büyüyor, bizim ekmeğimiz küçülüyor, köftelerse patronların midesine gidiyor.

Kıssadan hisse: Patronların “çok çalışın siz de kazanın, ben çalıştım, kazandım” sözü yalandır. Onların kazanç dediği bizim çalınan emeğimiz ve alın terimizdir.

Patronların emeğimize el koymalarına izin vermeyelim. Kölece çalışma koşullarının düzeltilmesi, iş saatlerinin düşürülmesi, ücretlerin yükseltilmesi için patronların bize reva gördüğü yaşamı kabul etmeyelim. Biz de onlara “ne kadar ekmek o kadar köfte” diyelim. Çok çalışan çok, az çalışan az alır diyelim. Patronlar bizim gibi çalışmadıklarına göre, onlara almamak ya da çok az almak düşer. Evet, ne kadar ekmek o kadar köfte! İşte bunu hayata geçirebilmek için tüm işyerlerinde birliğimizi sağlamalı ve patronların karşısına dikilmeliyiz.

16 Temmuz 2013

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...

UİD-DER Aylık Bülteni