Navigation

Buradasınız

Rekabet ve Bencilliğe İnat Yaşasın Dayanışma!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 119
İnsanlığın ortak değerleri ve bu değerleri ifade eden kavramlar vardır. Meselâ dayanışma, paylaşım, yardımseverlik, ahlâklı ve vicdanlı olma, dürüstlük, eşitlik, özgürlük, barış ve kardeşlik gibi kavramlar olumlu toplumsal değerleri ifade eder. Lakin kapitalist sömürü sisteminde insanlığın olumlu değerleri itibar görmez. Çünkü sömürü sistemi rekabet üzerine kurulmuştur.
Patronlar sınıfı işçileri iliklerine kadar sömürmeden, bu yolda her türlü ahlâksızlığa başvurmadan, işçiler arasındaki birlik ve dayanışmayı yok etmeden ve rekabeti kışkırtmadan kârını büyütemez.

İnsanlığın ortak değerleri ve bu değerleri ifade eden kavramlar vardır. Meselâ dayanışma, paylaşım, yardımseverlik, ahlâklı ve vicdanlı olma, dürüstlük, eşitlik, özgürlük, barış ve kardeşlik gibi kavramlar olumlu toplumsal değerleri ifade eder. Lakin kapitalist sömürü sisteminde insanlığın olumlu değerleri itibar görmez. Çünkü sömürü sistemi rekabet üzerine kurulmuştur. Sermaye sahipleri arasında bitip tükenmez bir rekabet sürüp gider. Hepsinin de hedefi diğerini geride bırakmak ve piyasada en büyük olmaktır. Uluslararası alanda ise, onlar adına rekabeti devletler sürdürür. Meselâ bugün Ortadoğu’yu cehenneme çeviren savaşın nedeni, enerji kaynaklarını hangi devletlerin ele geçireceği ve bölgeyi hangi devletlerin şekillendireceği rekabetidir.

Rekabet ve “altta kalanın canı çıksın” anlayışı kapitalist sömürü sisteminin doğasından kaynaklanır. Bu düzende patronların amacı daha fazla üretmek ve daha fazla kâr elde etmektir. Kâr haricindeki her şey onlar için teferruattır. Ahlâklı ve vicdanlı olmak temel insani değerlerdir ama tek amacı sermayesini büyütmek olan bir patron için bunlar bir şey ifade etmez. Zira bu patron işçileri iliklerine kadar sömürmeden, bu yolda her türlü ahlâksızlığa başvurmadan, işçiler arasındaki birlik ve dayanışmayı yok etmeden ve rekabeti kışkırtmadan kârını büyütemez.

Sömürücü egemenler için insani değerler kurtulmaları gereken ayak bağıdır. Bu yüzden toplumda dayanışma, yardımlaşma, eşitlik ve kardeşlik düşüncesinin değil; rekabetin, bireyciliğin ve bencilliğin egemen olmasını isterler. İşyerinde, okulda, medyada ve sokakta durmaksızın rekabet ve bireycilik anlayışı öne çıkartılıp kışkırtılır. Eğitim sistemi bu düşünceyi körpe beyinlere aşılamak için oluşturulur ve kullanılır. İnsanın insana güvenmesi aptallık gibi sunulur. “Her an arkanı kolla”, “babana bile güvenme” anlayışı toplumun hücrelerine kadar enjekte edilir. İnsanın açgözlü olduğu, doymak ve tatmin olmak nedir bilmediği söylenerek rekabet, savaşlar, bireycilik ve bencillik meşrulaştırılmaya çalışılır. Böylece tüm gerçeklik baş aşağı çevrilir.

Kurtuluş için daha örgütlü, bilinçli ve hazırlıklı olmak gerekiyor. Ancak bunun ilk şartı egemenlerin propagandasına kanmamaktır. Onlar insani değerlere saldırdıkça biz sahip çıkmalıyız; insanlığın tüm olumlu değerlerini yalnızca işçi sınıfı sahiplenebilir ve geleceğe taşıyabilir.

Oysa açgözlü olan insanlık değil patronlar sınıfıdır. Doymak bilmez bir arzuyla işçileri sömüren, kârlarını artıran, sermayelerini büyüten onlardır. Üretim araçları ve sermaye patronlar sınıfının elindedir. Tüm zenginliği üreten işçi sınıfının ise üretim araçları üzerinde ve üretim sürecinde hiçbir rolü, söz hakkı yoktur. İşçi sınıfı mülksüz ve sömürülen bir sınıftır. Kapitalist sistemde işçi, emek gücünden başka satacak bir şeyi olmayan, emek gücünü sattığı sürece kendisinin ve ailesinin geçimini sağlayan bir emekçidir. Bu sistemde işçi yarı köle konumuna itilmiştir. Sözde işçi özgürdür ama onun özgürlüğü açlığa açılan bir kapıdır. Emek gücünü satarak ailesini geçindirmekten başka hiçbir şansı olmayan bir işçiye, “sen özgürsün” demek katıksız bir ikiyüzlülük değilse nedir? Gerçek şu ki işçiye dayatılan gönüllü köleliktir.

İşçi sınıfını köle konumuna iten bu sistem yaşamın her alanında eşitsizlik, adaletsizlik, haksızlık, çelişki ve çatışma yaratıyor. Milyarlarca işçi çalışıyor, alın teri döküyor, üretiyor ama zenginlik yalnızca bir avuç para babasının elinde toplanıyor. Üretim toplumsal yapılmasına rağmen, toplumsal temelde paylaşılmıyor. 2043 kişinin elinde tuttuğu servetin, 7,5 milyarlık dünya nüfusunun yüzde 70’inin servetine eşit olduğu bir gezegende yaşıyoruz. Düşünebiliyor musunuz; dünyanın en zengin yüzde 1’lik kesimi, 2017’de yaratılan küresel zenginliğin yüzde 82’sine el koyarken, 3,7 milyar insan ise yerinde saymaya devam etti. Bir tarafta 10 milyardan fazla insanın ihtiyaçlarını karşılayacak üretim kapasitesi var, ama öte tarafta bir milyar insan aç ve perişan. Her yıl milyonlarca çocuk basit hastalıklar yüzünden ölüyor. Böyle bir düzen akılla ve mantıkla açıklanabilir mi?

Egemenlerin en çok korktuğu şey, kurdukları sömürü düzeninin bir gün yıkılacağıdır. Eğer üreten ve tüm zenginliği var edenler başka bir dünyanın mümkün olduğunu görür ve inanırlarsa, sömürü düzeninin yıkılmasını hiçbir güç engelleyemez. İşte bu yüzden rekabetin, bireyciliğin ve bencilliğin insanın yapısından kaynaklandığı, bunun önüne geçilemeyeceği, insanın açgözlü olduğu ve başka bir dünyanın mümkün olamayacağı söyleniyor. Ezilen, sömürülen ve acı çeken insanlığa, yaşadıkları hayatın bir kader olduğu ve değişmeyeceği düşüncesi benimsetilmeye çalışılıyor. Sanki var olan sömürü sistemi bir doğa yasasıdır ve asla değişmez!

Bu düşünce, çeşitli kılıklar altında yaşamın her alanında emekçilerin bilincini felç edecek, onların yönelimlerini belirleyecek şekilde işleniyor. Özellikle kitle iletişim araçları bu amaç doğrultusunda sonuna kadar kullanılıyor. Dizilerde, filmlerde ve hatta bilgisayar oyunlarında bitmez tükenmez şekilde rekabetin, çatışmanın, savaşın, ihanetin, intikamın, bireyciliğin ve bencilliğin işlenmesi; buna karşın dayanışmanın, yardımlaşmanın, fedakârlığın, ahlâklı ve vicdanlı olmanın küçümsenmesi bir tesadüf değildir. Keza “hayvanlar âlemi” adı altında doğadaki vahşi yaşamın, son derece gelişmiş görüntüleme teknikleri eşliğinde, en küçük ayrıntısına kadar kitlelerin gözüne sokulması da tesadüf değildir. Amaç emekçilerin düşüncelerini oluşturmak, belirlemektir. İnsanın toplumsal yaşamının doğadaki vahşi yaşamdan farklı olmadığını emekçilerin bilincine kazımak; savaşı, vahşeti, rekabeti, bencilliği normal göstermektir.

Lakin egemenlerin tüm çabalarına rağmen, geçmişten günümüze emekçi sınıflar insanlığın değerlerine sahip çıkmış ve sömürü düzenini değiştirmek için defalarca isyan etmişlerdir. Toplumsal üretimin toplumsal temelde paylaşılmasına dayanan eşitlikçi bir düzen kurmak için sayısız köle ve köylü isyanları, kapitalizmle birlikte işçi ayaklanmaları ve devrimler yaşanmıştır. Bu mücadeleler kesintiye uğrasa da, ayağa kalkanlar geri çekilse de sömürüye karşı başkaldırı asla son bulmamıştır, bulmayacaktır. Yalnızca geride bıraktığımız son 10-15 yıla bakarak bile bu gerçeği görebiliriz. Latin Amerika’dan Kuzey Afrika’ya dünyanın birçok bölgesinde emekçi sınıflar isyan edip ayağa kalktılar. Kurtuluş için daha örgütlü, bilinçli ve hazırlıklı olmak gerekiyor. Ancak bunun ilk şartı egemenlerin propagandasına kanmamaktır. Onlar insani değerlere saldırdıkça biz sahip çıkmalıyız; insanlığın tüm olumlu değerlerini yalnızca işçi sınıfı sahiplenebilir ve geleceğe taşıyabilir. Öyleyse rekabete, bireyciliğe ve bencilliğe hayır! Yaşasın dayanışma ve sömürüsüz dünya mücadelesi!

21 Şubat 2018

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Kapitalizmin yarattığı eşitsizlikler can yakmaya, can almaya devam ediyor. Egemenler teknoloji çağının nimetleriyle keyif sürüyor ama emekçiler açlıktan, yokluktan, salgın hastalıklardan kırılıyor. Dünyada her beş saniyede bir, on yaşın altında bir...
  • Ekonomik kriz derinleşmeye ve dünya işçi sınıfını da nefessiz bırakmaya devam ediyor. Krizi yaratan patronlar sınıfı hava, kara, deniz demeden işçi sınıfının kanını emmeye kararlı görünüyor. İşçi sınıfına yapılan saldırıların bir ayağını denizler ve...
  • Egemenlerin ellerindeki tüm araç ve yöntemleri kullanarak gerçekleri gizlemeye çabaladığı bir dönemden geçiyoruz. Dünyadaki adaletsizliğin ne derece arttığını düşünecek olursak her geçen gün bu çabalarının arttığını da tahmin edebiliriz. Bununla...
  • Maltepe Belediyesi işçilerinin grevi, Genel-İş Genel Merkezinin sözleşmeyi imzalamasıyla 28 Şubatta sona erdi. Maltepe Belediyesi işçileri 6 gün süren grev boyunca zorlu ama kararlı bir mücadele yürüttüler. Belediye yönetiminin işçilere yüzde 47’lik...
  • Bir zamanlar yoksullara çare olan ayçiçeği yağı bugün el yakıyor. Şöyle en ucuzundan 5 litre ayçiçeği yağının fiyatı 72 lira! Oysa insanlığın kadim tecrübeleri ve yapılan araştırmalar sayesinde sağlıklı ve dengeli beslenmede proteinlerle birlikte...
  • “Uzaya çıkabilir miyiz?” sorusu dilden dile herkesin ağzında. Verilen cevaplara gülmemek elde değil. “Bırak abi uzaya çıkmayı, biz koronadan sokağa çıkamıyoruz. Geç kaldık uzaya, biz anca markete çıkarız!” diyenler mi arasınız, “liderimizle biz her...
  • Merhaba arkadaşlar, ben yeni mezun bir rehber öğretmenim. Engelli bireylerimizin eğitim aldığı özel bir rehabilitasyon merkezinde kısa bir süre çalıştım. Malûmunuz eğitimde fırsat eşitsizliği özellikle pandemi koşullarında hepten alıp başını gitti....
  • İnsanların uğrak noktalarından biri olan AVM’lerin sayısı her geçen gün artıyor. Dışarıdan bakıldığında çok şaşaalı duran AVM’lerin iç dünyası maalesef ki düşünüldüğü kadar parlak değil. Uzun süredir AVM’de çalışan bir işçi olarak size birkaç şey...
  • Edebiyatın Türkçe söyleyen büyük ustası Yaşar Kemal, 28 Şubat 2015’te hayata gözlerini yumdu. 90 yılı aşan ömründe Anadolu’nun yoksul insanları ile hemhal olan büyük usta, onların acılarını, korkularını, mutluluklarını, cesaretlerini anlatan...
  • İktidar ve avenesi yediklerini, içtiklerini canlı yayınlarda gözümüze sokuyorlar. Ahali, gördüğü yemekler karşısında yutkunadursun kendi saraylarına, malikânelerine, villalarına krizin gölgesi bile uğramaz. Kendileri tok olduğundan “uçuyoruz,...
  • Asgari ücretin belirlenmesini hepimiz dört gözle bekliyorduk. Bunlardan çok bir umudumuz yoktu zaten, bizi yanıltmadılar. “Ekmek yiyorlarsa o zaman aç değiller” diyen zihniyetin bizlere bunları layık göreceği belliydi. 2021’de asgari ücret 2825 lira...
  • 2020, patronlar ve yönetenler için zenginliklerine zenginlik kattıkları, işçilerin alın terini, emeğini arsızca, hoyratça sömürdükleri bir yıl oldu. İşsizlik, ekonomik kriz, hayat pahalılığı, iş kazaları, hak gaspları, yasaklar, intiharlar....
  • Yoksul bir inşaat işçisinin çocuğu olarak büyüdüm. Az çok idare ederdik işte... Tüm yoksulluğumuza rağmen annemin eldeki parayı mümkün olduğunca beslenmemize ayırması bizi hayatta tuttu. Ama bazen işler çığırından çıkardı. Borçlar birikir, bakkal...

UİD-DER Aylık Bülteni