Navigation

Buradasınız

Sendikalar Görev Başına!

Nisan 2010, No: 25

Kriz bir milyondan fazla işçinin işten atılmasına neden oldu. Toplu işten atmaların sonu gelmiyor. Patronlar krizin bedelini işçi sınıfına ödetmekte kararlılar. İşçi kardeşlerimizi pervasızca işten atıyorlar. İşten atmalara karşı bugüne kadar sendikalar henüz ortak bir mücadele yükseltmiş değiller. İşten atmalara karşı mücadele edeceklerine, saldırılara boyun eğmekte ve işçileri kendi kaderleriyle baş başa bırakmaktadırlar. Biz işçiler bu duruma daha fazla izin vermemeliyiz!

Bir hatırlayalım işçi kardeşler! Krizle birlikte yükselen işten atma dalgası, işçi sınıfını bütünüyle vurmaya başlamıştı. Önce sendikasız işyerlerinde yüz binlerce işçi tazminatsız işten atıldı. Taşeron firmalarda çalışan işçilerin on binlercesi ücretlerini dahi alamadı. Birçok tekstil patronu işçilerden habersiz işyeri kapısına kilit vurarak ortalıktan kayboldu. İşçilerin beş altı aylık ücret ve mesaileri ödenmedi. Tüm bu olup biteni gören sendikacılarsa kıllarını dahi kıpırdatmadılar. Gerekçeleri basitti: Onlar sendikalı işçi değil! “Bizim üyelerimizin hiçbiri işten atılmadı” diyerek övünüyorlardı. Ardından sıra sendikalı işyerlerine geldi. Sendikalı işyerlerinde patronlar işçi çıkartacaklarını duyurduklarında sendikacılar, personel müdürleriyle birlikte çıkış listeleri hazırladılar. Sendikalar, sendikasız işçilere dayanışma elini uzatmadıkları gibi, kendi üyelerine bile sahip çıkmadılar. Patronların ölümü gösterip sıtmaya razı etme saldırılarına boyun eğdiler. Bundan güç alan kimi patronlar, işyerine noter çağırarak işçileri bir bir sendikalarından istifa ettirdiler.

Sendikalar mücadeleden yana bir tutum belirlemeyince, sıra patronlarla yapılan teslimiyet anlaşmalarına geldi. Sendikacılar işçilerin işten atılmasını kabul ederek, patronla yapılan protokole, “fabrikaya tekrar işçi alındığında ilk olarak atılan işçilerin işe geri alınması” maddesinin eklenmesini başarıymış gibi gösterdiler. Kimileri de “kısa çalışma ödeneği”ni işçilere kabul ettirdi. Sendikacılar “kısa çalışma ödeneği”nin süresi bittiğinde patronun işçileri kapının önüne koyacağını işçilere anlatmadılar. Kısa çalışma ödeneği, bildiğimiz gibi krizin faturasını işçilere yüklüyor. Haftanın kimi günlerinde evine gönderilen işçiye patronların ücret ödememesi hakkını getiriyor. İşçi işsiz kaldığında alacağı İşsizlik Sigortası Fonundaki parasını erkenden almaya başlıyor. İşsiz kalınca da fondan alacağı bitmiş oluyor.

Patronun krizde dilediği işçiyi işten atmaya hakkı olduğunu yaptıkları protokollerle sendikacılar tescillediler. “Kısa çalışma ödeneği” bittiğinde, sendikacılar, işçilerin idam kararı olan işten atmaları sessiz sedasız onaylamış oldular. Tüm bu dalavereler “sendikamız hiçbir işçinin işten atılmaması için elinden geleni yapıyor, siz rahat olun, bize güvenin” türü ikiyüzlü konuşmalarla işçilere yutturulmaya çalışıldı, onlardan sakin olmaları istendi. Açıkça sendikacılar gerçekleri işçilerden gizleyerek işçilere yalan söylüyorlar. Toplu işten atmalarda, sendikacılar, “işveren bize işçi çıkaracağını söylemedi” diyecek kadar ikiyüzlüce davranıyorlar. “Kısa çalışma ödeneği”nden yararlanan fabrikalardan Isuzu 220, Akkardan 108, Tariş ise 600 işçiyi işten attı. Bu işten atmaların devamı geliyor, gelecek.

“Kısa çalışma ödeneği”ni işsizliğe çare olarak düşünen, bu temelde patronlarla işbirliği yapan sendikacılar işçileri aldatmışlardır. Oysa sendikacıların görevi işçilerin hakları için mücadele etmektir, işçilere sırtlarını dönmek, sendikalar babalarının malıymış gibi davranmak değildir. Bizleri temsil etmesi gereken sendikacıların patronlarla uzlaşmalarının ve işçileri aldatabilmelerinin tek bir nedeni var: Biz işçiler sendikalı olsak bile gerçek anlamda örgütlü değiliz ve taban örgütlülüğümüz yok! Sendikayı sendika yapacak olan biz işçileriz. Sendikaların tepesinde oturan sendika bürokratları biz işçilere yalanlar söylüyorsa, haberimiz bile olmadan patronlarla kapalı kapılar arkasında kirli pazarlıklar yapıp işçileri satıyorsa ve biz de bunların hesabını sormuyorsak, bunun nedeni örgütsüz oluşumuzdur. Bizler birlikte davransak, işten atılan işçilere sendikamızla beraber sahip çıksak, sıra bize geldiğinde yalnız olmayız. Ancak bu şekilde birbirimize ve işimize sahip çıkabiliriz. Örgütlenen işçilere destek olsak, kendi örgütlenmemizi de güçlendiririz. Sendikacıların içimizden çıkan, daha düne kadar bizimle birlikte çalışan bir işçi olduğunu unutmasak, hata yaptığında hesap sorma cesaretini de kendimizde buluruz.

Kardeşler, biz işçiler hiçbir hakkımızı mücadele etmeden, sendika bürokratlarının marifetiyle kazanmış değiliz. Mücadeleden yana olan sendikacılar gerçekleri hiçbir zaman işçilerden saklamazlar. İşçilere yalan söylemezler. İşçilerin birlik, mücadele ve dayanışmasına sahip çıkmak için çaba gösterirler. Böyle sendikacıları ortaya çıkaracak olanlarsa mücadeleci ve hesap sormayı bilen örgütlü işçilerdir. Sendikalar biz işçilerin öz örgütleridir. Örgütlerimizi sendika bürokratlarına bırakmamalıyız. Şu şiarı yükseltmeliyiz: İşten atmalara, düşük ücretlere, uzun çalışma saatlerine, taşeronlaştırmaya, esnek çalıştırmaya karşı mücadele için sendikalar görev başına!

Yaşasın Militan Sınıf Sendikacılığı!

15 Nisan 2010

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...

UİD-DER Aylık Bülteni