Navigation

Buradasınız

Sendikalarda Söz, Yetki ve Karar İşçilere!

Ağustos 2011, No: 41

Sendikalılaşma oranları gün geçtikçe düşmekte. Sendikaların giderek erimesi patronlar karşısında mücadeleyi de zayıflatmaktadır. Son yapılan araştırmalara göre, “memur” işçiler hariç Türkiye’de sendikalı işçi sayısı 850 bin civarındadır. Bu rakam, yalnızca kayıtlı 10 milyon işçi olduğu hesaba katıldığında bile devede kulak kalmaktadır. Sendikaların günden güne erimesinin en büyük nedenlerinden biri sendikaları adeta işyerleri gibi gören sendika bürokratlarıdır. Kendi koltuklarını ve ayrıcalıklarını koruma adına her türlü uğursuz rolü oynayabilen bu bürokrat takımı, patronların saldırılarına karşı uzlaşmacı tavırlar sergileyerek mücadeleden kaçmaktadırlar. Patronların saldırılarına karşı mücadele etmek isteyen işçilerin karşısına da, ne yazık ki çoğu zaman bürokratlar çıkıyor. Hal böyle olunca işçiler sendikalarına güvensizleşmekte ve mücadeleden geri durmaktalar.  

Oysa sendikalar işçilerin örgütüdür. Ama işçiler sendikalarına sahip çıkmadıkları için bürokratlar, sendikaların başına adeta bir sülük gibi yapışmış durumdalar. Sendikal mekanizmaları ele geçiren bürokratlar, sendika içi demokrasiyi de boğuyor ve işçileri tüm karar süreçlerinden uzaklaştırıyorlar.  Sendikal demokrasinin yeşermemesi için ellerinden geleni yapıyor ve bu kapsamda öncü işçileri ya işten attırıyor ya da atılmalarına göz yumuyorlar. Çünkü bilinçli işçiler, mücadele örgütü olması gereken sendikaları bürokratların elinden kurtarmaya ve bu temelde diğer işçileri de harekete geçirmeye çalışıyorlar. Sendika bürokratları ise, tabanda örgütlülüklerin oluşmaması ve işçilerin, “sendikalı ama dağınık” olması için çalışıyorlar. Böylece işçileri kendi çıkarları temelinde yönetebiliyor, işyeri temsilcilerini ve delegeleri istedikleri gibi belirleyebiliyorlar.

Sendikalar işçilerin mücadele örgütüdür: Dolayısıyla söz, yetki ve karar işçilerde olmalıdır. İşçilerin taban örgütlülüklerini güçlendirdikleri, sendika içi demokrasinin işlediği, yani söz, yetki ve kararın işçilerde olduğu durumlarda bürokratlar sendikalara hâkim olamaz ve sendikaları yoldan çıkartamazlar. İşyeri temsilcilerinden başlayarak her türlü temsilciyi seçen, denetleyen ve istemediğini geri çağıran işçiler, sendikal demokrasiyi böylelikle işyerinden başlayarak hayata geçirmiş olurlar. İşçilerin böylesine örgütlü olduğu bir durumda, patronların saldırılarına çok sert ve çok daha kapsamlı cevaplar verileceği açıktır.  

Çok uzaklara gitmeye gerek yok, 1980 öncesinde DİSK Maden-İş üyesi on binlerce işçi, “tabanın söz ve karar sahibi olması” ilkesinden hareketle işyerlerinde “ünite temsilcileri” ve yanı sıra “toplu sözleşme komiteleri” oluşturmuşlardı. Toplu sözleşme taleplerini ortak oluşturan Maden-İş ve komiteler, patronların, ileri sürülen istemleri kabul etmemesi üzerine greve çıkma kararını da birlikte almışlardı. Meselenin bu boyutu oldukça önemlidir. İşçilerin sürece dâhil olması demek, sorumluluk duyması ve yaşanabilecek tüm olumsuzluklara karşı hazırlanması ve önlem alması demektir. Örneğin toplu sözleşme görüşmeleri sürerken, işçiler bir taraftan grev hazırlıkları yapar ama öte taraftan da çıkabilecek sorunlara karşı önlemler alırlar. Grev çadırından yemeklerin dağıtılmasına, dayanışma ziyaretlerinin nasıl kabul edileceğinden mücadeleyi diğer işyerlerindeki işçilere taşıma yöntemlerine, sağlık sorunlarının nasıl çözüleceğinden grev kırıcılara karşı ne tip önlemler alınacağına, eğitim toplantılarının hangi günler yapılacağından grev gözcülerinin tespit edilmesine değin her şeyi taban örgütlülükleri sayesinde işçiler kolayca planlayıp çözerler.

Oysa mevcut durumda sendikaların tepesine oturan bürokrat sendikacılar, işçileri ilgilendiren hemen her konuda olduğu gibi, toplu sözleşmelerin hazırlanması ve imzalanmasında da işçilere sormuyorlar. Eğer sendika bürokratları zor durumda kalır ve manevra yapmak isterlerse greve çıkma kararı alıyor, ama işçiler sürece dâhil edilmiyorlar. Bu nedenle grevlere hazırlık yapılmadan çıkılmakta ve işçiler daha ne olup bittiğini anlamadan grevler bitirilmektedir. İşçiler doğrudan kendilerini alâkadar eden süreçlerden dışlanırken, sendika bürokratları mevki ve ayrıcalıklarını, patronlarla ve hükümetlerle olan ilişkilerini ve dengeleri gözeterek kararlar alıyorlar.

Sınıfımızın mücadele tarihi de gösteriyor ki, işçiler taban örgütlülüklerini güçlendirip sendikalarına sahip çıkmadıkları müddetçe, sendikalar işçilerin mücadele örgütleri haline gelmeyecektir. Bürokrasinin sendikalarımızdan kovulması ve sendikalarımızın patronların saldırılarına karşı daha güçlü mücadele edebilmesi için, sendika içi demokrasiyi hayata geçirmeliyiz. Sendikal demokrasinin hayat bulması içinse taban örgütlülüklerini güçlendirmemiz gerekiyor. Taban örgütlülükleri güçlenmeden sendikal demokrasi de hayat bulmayacak, söz, yetki ve karar işçilere değil bürokratla ait olacaktır. Artık yeter deyip bürokratları sendikalarımızdan def edelim: Söz, yetki ve karar işçilere!

15 Ağustos 2011

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • DİSK’e bağlı işyerlerinde çalışan işçiler, yarım gün iş bırakarak “kıdem tazminatının gaspına hayır, vergi adaleti istiyoruz” sloganıyla Konak Meydanına yürüdü. 181 gündür işlerine dönmek için direnen Aliağa Belediyesi işçileri de kendi...
  • DİSK, Türk-İş ve Hak-İş genel başkanları, vergi adaletinin sağlanması talebiyle Türk-İş Genel Merkezinde bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş...
  • Başarıya giden yol nedir, hiç düşündünüz mü? Şimdi bu soruyu niye sordum merak ediyor olabilirsiniz. Kurbağalar ile ilgili bir hikâye okudum. Bu hikâye çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim. Üzerine biraz düşününce hayatımızda da bu...
  • İstanbul Fatih’te 6 Kasım Çarşamba günü dört kardeş evlerinde ölü bulundu. Tanıdıkları haber alamayınca evlerine gittiler ve kapıda “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu ile karşılaştılar. Notu gören kardeşlerin tanıdıkları polise...
  • Milyonlarca işçinin brüt ücretinden yapılan kesintiler, işçinin yıllık gelirine göre değişiyor. Geliri 18 bin liraya kadar olanlardan yüzde 15, 18 binle 40 bin lira arasında olanlardan yüzde 20, 40 binle 148 bin lira arsında olanlardan ise yüzde 27...
  • TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, beklenen büyük İstanbul depreminin olası sonuçlarına ilişkin 11 Kasımda bir çalıştay düzenledi. Düzce depreminin 20. yılında Kadıköy’de düzenlenen İstanbul Deprem Çalıştayında, 20 milyonluk mega kentin depreme...
  • Zeytinoğlu Grubu’na bağlı Entil Endüstri, Halpaki Döküm ve Tarkon Makine işçilerinin kıdem tazminatları ve 5 aylık ücretlerinin ödenmesi talebiyle 4 Kasımda başlattıkları nöbet eylemi devam ediyor. 3 fabrikada çalışan işçiler, taleplerini duyurmak...
  • 17 Ağustos depremini Kocaeli Karamürsel’de yaşamış birisi olarak, o gece ve sonrasında yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. O zamanlar eşim İstanbul’da çalışıyor, ben 1 yaşındaki kızım ve 4 yaşındaki oğlumla annemde kalıyordum. 17 Ağustos...
  • Genç yaşlı, evli bekâr, köylü, şehirli, Avrupalı, Asyalı fark etmiyor. Dünyanın her yerinde baskı altına alınıyor, şiddet görüyoruz. Kadınların emek gücü ucuzdur. Bu düzende söz hakkımızı erkekler belirlemek istiyor. Çalışıyor ve ev geçindiriyoruz...
  • Ankara’nın Etimesgut ilçesinde Elya Yapı’ya ait Elya Center şantiyesinde çalışan 30 inşaat işçisi aylardır ödenmeyen ücretlerini talep ettiler. Elya Yapı patronları 9 Kasımda işçilere ücretlerinin ödeneceği sözünü verdi. Aldıkları sözün ardından...
  • Ben on üç yaşından beri çalışmaktayım. Adana’da birçok fabrikada çalıştım, son beş yıldan beri ise bir fabrikada metal işçisi olarak çalışıyorum. Daha önce hep duyuyordum UİD-DER’in etkinliklerini ama böyle bir etkinliğe hiç katılmamıştım....
  • İki dağcı genç çadırlarını alır dağa çıkarlar. Çadırlarını kurar ve gece içinde uyurlar. Gençlerden biri gece uyanır. Panik halde arkadaşını uyandırır. Ne olduğunu, niye uyandırıldığını anlayamayan şaşkın arkadaşına sorar:
  • Geçenlerde eve dönmek için dolmuşa bindim, dolmuş hakikaten dolmuş durumdaydı. Dolmuşta iki kişinin kendi aralarında yaptıkları sohbete kulak misafiri oldum. Diş hekimi bu iki insan bir birilerine “müşteri nasıl kazıklanır” taktiğini veriyordu. “Bak...