Navigation

Buradasınız

Sermayeye Değil İşçiye Kaynak

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 141 Başyazı
Yeni yılda geçerli olacak asgari ücreti belirleme görüşmeleri sürüyor. Bu görüşmelerde patron örgütleri ile hükümet temsilcileri, her zamanki gibi işçi sınıfı karşısında ağız birliği ediyor. Ekonomik şartlardan ve ülke gerçeklerinden dem vurarak, asgari ücretin sefalet ücreti olarak kalacağı mesajını veriyorlar.

Yeni yılda geçerli olacak asgari ücreti belirleme görüşmeleri sürüyor. Bu görüşmelerde patron örgütleri ile hükümet temsilcileri, her zamanki gibi işçi sınıfı karşısında ağız birliği ediyor. Ekonomik şartlardan ve ülke gerçeklerinden dem vurarak, asgari ücretin sefalet ücreti olarak kalacağı mesajını veriyorlar. Yüz binlerce metal işçisini ilgilendiren metal işkolundaki toplu sözleşme görüşmelerinde ise MESS, işçilerle alay edercesine yüzde 6 oranında zam öneriyor. İnsanın bu pervasız ve umursamaz açıklamalara öfkelenmemesi mümkün mü? Peki, bize krizi ve ülke gerçeklerini hatırlatanlar lüks ve şatafatlı yaşamlarından vazgeçiyorlar mı? Hayır!

Patron örgütleri ile hükümet temsilcileri ekonomik şartlardan ve ülke gerçeklerinden dem vurarak, asgari ücretin sefalet ücreti olarak kalacağı mesajını veriyorlar. MESS, işçilerle alay edercesine yüzde 6 oranında zam öneriyor. Bize krizi ve ülke gerçeklerini hatırlatanlar lüks ve şatafatlı yaşamlarından vazgeçiyorlar mı?

Asgari ücret tüm işçi sınıfını ilgilendiriyor. Çünkü asgari ücrete yapılan zam, tüm ücretler için temel teşkil ediyor. Asgari ücretin altında, asgari ücret düzeyinde ya da onun biraz üzerinde ücret alanların toplam sayısı 10 milyonu aşıyor. Özellikle son on yılda asgari ücret, ortalama işçi ücreti haline getirilmiştir. Yani işçi ücretleri baskılanarak zaman içinde düşürülmüştür. Dolayısıyla milyonlarca işçiye reva görülen asgari ücret gerçek bir geçim ücreti olmaktan uzaktır. Sermaye sınıfı ve AKP hükümeti asgari ücreti bekâr bir işçiye göre hesaplıyor. Oysa şu anda geçerli olan asgari ücret açlık sınırının bile altındadır. Aslında dört kişilik bir ailenin açlık ve yoksulluk sınırı hem Türkiye’de asgari ücretin nasıl düşük tutulduğunu hem de asgari ücretin ne olması gerektiğini ortaya koyuyor. Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 102 lira, yoksulluk sınırı ise 6 bin 850 liradır. Öyleyse asgari ücret hesaplanırken dört kişilik bir ailenin ihtiyaçları dikkate alınmalı, asgari ücret vergi dışı bırakılmalıdır.

Sermaye sınıfının ve siyasi iktidarın sözcülerinin açıklamaları ideolojik ve sınıfsaldır. İşçi sınıfı karşısında birlikte hareket ediyor ve ortak tavır alıyorlar. Bize, hayat pahalılığı, yoksulluk, çile sizin kaderiniz, kabul edin ve boyun eğin diyorlar. Çalışan, alın teri akıtan, üreten biziz ama yoksulluk bataklığında yaşayan yine biziz. Asla bu durumu kabul etmeyecek, yoksulluğa ve sefalete boyun eğmeyeceğiz!

Hani kaynak yoktu?

Milyonlarca işsiz evine ekmek götüremiyor. Bu insanların bir bölümünü emeklilikte yaşa, yani sermaye sınıfına ve siyasi iktidara takılanlar oluşturuyor. Yüz binlerce EYT’liye “yaşın geçmiş” denerek iş verilmiyor. Ama bu insanlar emekli de olamıyor. Çünkü 1999’da zamanın hükümetinin çıkardığı bir yasayla milyonlarca insanın hakkı gasp edildi. Şimdi EYT’liler haklarını istediklerinde karşılarında AKP hükümetini buluyorlar. Erdoğan, hakkını isteyen EYT’lilere “türedi” demekten, aşağılamaktan çekinmiyor. Siyasi iktidara bakarsak EYT’liler “erken emekli olmak istiyor” ve onlara ayrılacak bütçe SGK’yı batıracak! Yandaş medya öyle bir hava yaratıyor ki, dışarıdan durumu bilmeyen birisi gelse ve politikacıların, gazetecilerin konuşmalarını dinlese EYT’lilerin Türkiye’yi batırmak isteyen bir güç olduğunu sanabilir. İşçilere gelince ülke şartlarını hatırlayan, kaynak bulamayan, EYT’lilere “bu konu kapanmıştır” diyen AKP hükümeti, sıra sermayeye gelince kesenin ağzını sonuna kadar açıyor.

Şu ana kadar İşsizlik Fonu yağmalanarak hem patronlar sınıfına hem de devlet harcamalarına aktarıldı. Bununla da yetinmeyen siyasi iktidar, en başta yandaşlar olmak üzere birçok şirketi kurtardı ve kurtarmaya da devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde Ziraat Bankasının Simit Sarayını kurtarmak amacıyla, bu şirketin hisselerinin yüzde 51’ini satın alacağı açıklandı. Bu şirketin toplam borcunun 500 milyon dolar olduğu ifade ediliyor. Böylece devlet bu borcu üstlenmiş olacak. Hani kaynak yoktu? Demek ki kaynak işçiye yok, patronlar sınıfına ise gani gani! Patronları kurtaran siyasi iktidar, bütçede oluşan deliği kapatmak için her şeye zam yapıyor, tüm vergileri arttırıyor. Düşünebiliyor musunuz? “Kaynak yok” deniyor ama bizlerden toplanan vergiler patronların kasalarına aktarılıyor.

Kayıp kuşak olma!

İşsizlik her geçen gün büyüyor. TÜİK’in açıklamasına göre işsizlerin sayısı 4 milyon 566 bine çıkmış bulunuyor. Ama TÜİK, siyasi iktidarın emirleri doğrultusunda işsiz sayısını az gösteriyor. Meselâ iş aramaktan umudunu kesmiş ama çalışmaya hazır olan 2,5 milyon kişiyi işsiz saymıyor. Bu iki rakamı alt alta koyduğumuzda bile işsizlerin sayısı 7 milyonu aşıyor. Bu inanılmaz bir rakamdır ve birçok ülke nüfusundan fazladır.

İşçi sınıfının gençleri kimlik bunalımının derin kuyularında gezinmeyi, çaresizliği, yalnızlığı ve pasifleşmeyi kabul edecek mi? Elbette etmeyecek! Bugün dünyanın birçok ülkesinde ardı ardına isyanlar patlak veriyor. Şili’den Cezayir’e yüz binler, milyonlar meydanları dolduruyor.

İşsizlik gençleri de vuruyor. 15-24 yaş arası genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 27’ye ulaşmıştır. Ne eğitimde ne de işte olanların oranı ise yüzde 29’a fırlamış durumda. Bir milyondan fazla üniversite mezunu işsiz var. İşsizlik, kendini çalışarak, üreterek var eden ve anlamlandıran insanı bir boşluğa itiyor, insanın toplumsal dayanak noktalarını yok ediyor. Hayatlarının baharında işsiz kalan gençler, kendilerini değersiz, amaçsız, yalnız ve umutsuz hissediyor. Çünkü yeteneklerini geliştiremiyor, kendi yaşamlarını kazanamıyorlar. Öz saygılarını kaybederek kimlik bunalımına düşüyor, psikolojik sorunlarla boğuşuyorlar. Böylece enerjisi emilmiş, en yaratıcı çağında pasifleşmiş ve alıklaşmış bir genç kuşak yaratılmış oluyor. Bu durumdan dolayı bu gençler “kayıp kuşak” olarak adlandırılıyor.

Peki, işçi sınıfının gençleri kimlik bunalımının derin kuyularında gezinmeyi, çaresizliği, yalnızlığı ve pasifleşmeyi kabul edecek mi? Elbette etmeyecek! Bugün dünyanın birçok ülkesinde ardı ardına isyanlar patlak veriyor. Şili’den Cezayir’e yüz binler, milyonlar meydanları dolduruyor. Gençler isyan dalgasının en ön saflarında yer alıyor. Stadyumlarda ve meydanlarda özgürlük şarkıları söyleniyor. İşçi sınıfının gençliği kapitalist sömürü düzeninin çizdiği aptallaştırıcı yaşamı kabul etmiyor. Kendi kabuğunda yaşamayı, sınıfının ve insanlığın sorunlarına sırtını dönmeyi reddediyor; dünyayı değiştirme mücadelesine katılıyor. Çünkü insanın insan tarafından sömürüldüğü kapitalizm; işsizlikten, yoksulluktan ve tükenmişlik duygusundan başka hiçbir şey veremez gençliğe! Emin olalım ki bir gün Türkiye’de de işçi sınıfı ve onun gençleri meydanları dolduracak ve coşkuyla özgürlük türkülerini söyleyecek!

19 Aralık 2019
...önceki
Halkın Ekmeği
sonraki...
Vergi Cenneti

Son Eklenenler

  • İsrail’de etkisi giderek büyüyen ekonomik krize ve Benyamin Netanyahu hükümetinin yolsuzluklarına karşı Tel Aviv’de bir protesto gösterisi düzenlendi. 11 Temmuzda Rabin Meydanı’nda 10 bini aşkın emekçi yan yana gelerek artan işsizliğe ve yoksulluğa...
  • Fransa’da sağlık işçileri 16 Haziranda on binler olup meydanları doldurmuş, daha iyi ücret, sağlıkta daha fazla istihdam ve bütçe talep etmişlerdi. Salgın korkutmacası eşliğinde çalışma koşulları ağırlaşan sağlık işçileri, haklarını meydanlara...
  • İktidara geldiğinden beri sık sık kıdem tazminatını fona devretme hevesini dile getiren AKP, bir kez daha konuyu gündeme getirdi. Son yıllarda allanıp pullanıp reklamı yapılsa da Bireysel Emeklilik Sistemi BES işçilerden yeteri kadar rağbet...
  • Geçtiğimiz günlerde Sakarya’nın Hendek ilçesinde bulunan Büyük Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası’nda meydana gelen korkunç patlama, biz işçi ve emekçilere bazı şeyleri yeniden düşündürten çok acı bir deneyim oldu. Bir tarafta yıllar içerisinde...
  • Koronavirüs gerekçesiyle alınan önlemler kademeli olarak kaldırılmaya başlandı. Gündelik yaşamın yeni kurallar temelinde yeniden şekillendirildiği bu döneme “yeni normal” adı verildi. Yeni kuralların hayatımızın bir parçasını olacağının sıkça...
  • Hindistan’da kamuya ait CIL işletmesinin kömür madenlerinde çalışan yüz binlerce işçi 3 günlük grev gerçekleştirdi. Modi hükümetinin 42 madeni açık arttırmayla satışa çıkarma ve özelleştirme kararına karşı çıkan işçiler, beş sendikanın çağrısıyla 2-...
  • Sakarya Hendek’te bulunan Büyük Coşkunlar Havai Fişek fabrikasında 3 Temmuzda patlama meydana gelmiş, 7 işçi hayatını kaybetmiş ve 114 işçi yaralanmıştı. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi bu fabrikanın her patlama sonrası isim ve il...
  • Her gün TV ekranlarından, internetten, gazetelerden “büyük bir felaketle karşı karşıya olduğumuz ve buna karşı bir savaş verdiğimiz” yalanlarıyla gerçeklerin üzeri örtülüyor. Koronavirüs ortaya çıktığı ilk günden beri tüm dünyada egemenler için...
  • Sakarya Hendek’te bir havai fişek fabrikasında meydana gelen patlamada 7 işçi yaşamını yitirmiş, 126 işçi de yaralanmıştı. Olayın ardından gerçek sorumlular yerine fabrikada çalışan mühendis, ustabaşı ve iş güvenliği uzmanı tutuklandı. Tepkilerden...
  • Tüm dünyada egemenler koro halinde aynı nakaratı tekrarlıyorlar: “Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.” Koronavirüs tedbirlerinin “gevşetilmesiyle” “yeni normale” geçiş sürecinin başladığı söyleniyor. Koronavirüs bahanesiyle işçilerin çalışma ve...
  • Türkiye İstatistik Kurumu Nisan ayına ait işgücü istatistiklerini açıkladı. Rakamların bolluğuna rağmen dikkatle okunması gereken TÜİK raporu şöyle diyor: “Türkiye genelinde 15 ve daha yukarı yaştakilerde işsiz sayısı, Nisanda geçen yılın aynı ayına...
  • Lübnanlı işçi ve emekçiler 2019’un son günlerinde sokaklara dökülmüş, zamlara, hayat pahalılığına, yolsuzluklara, aşırı vergilere duydukları öfkeyi ortaya koymuşlardı. Hükümet eylemleri polis ve asker baskısıyla bastırmayı denemiş ama başarılı...
  • İş güvenliği önlemlerinin alınmaması, önlem almayan patronlara ciddi bir yaptırım uygulanmaması nedeniyle gerçekleşen iş cinayetleri her ay yüzün üzerinde işçinin hayatını kaybetmesine neden oluyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin Haziran...

UİD-DER Aylık Bülteni