Navigation

Buradasınız

Sorun İnsanda Değil, Onu Zehirleyen Sömürü Düzeninde!

İşçi Dayanışması Bülteni, No:124

Yemyeşil, capcanlı bir ağaç birden bire yapraklarından dallarına oradan köklerine doğru kurumaya başladığında onu kurtarmak için neden kuruduğunu anlamaya çalışırsın. Bunun için de kurumasına neden olabileceğini düşündüğün sebeplere yönelik çözümleri uygulamaya başlarsın. Mesela toprak susuz kalmışsa su verirsin, toprağı aşırı sudan vıcık vıcık ise suyu emecek kuru toprak koyar, kökünü harmanlarsın. Kök saldığı toprakta zararlı haşereler varsa ilaçlarsın. Bunların hiç biri de çözüm olmuyorsa sorun daha derindedir. Toprak daha derinden zehirleniyorsa yaptığınız her şey beyhude bir çabadır. O güzelim ağaç zamanla köklerinden çürüyecek ve ölüp gidecektir. Sorun ağaçta değildir çünkü. Onun yaşam kaynağı topraktadır.

Toplum da çeşit çeşit ağaçların olduğu bir orman gibidir. Kadını, erkeği, çocuğu, yaşlısı ile kocaman bir orman. Ama bu ormanın toprağını zehirleyenler var. Mesela çocuklarımız daha agu gugu yaparken başlıyorlar tazecik beyinlerine zehirlerini akıtmaya. Yani ormanı daha fidanken çürütüyorlar. Az buçuk aklı ermeye başladığı andan itibaren çocuklarımızın beyinlerine sömürücülerin pompaladığı fikirleri sanki doğanın kanunu buymuş gibi işlemeye başlıyorlar. Okul kitaplarında kadını mutfaktan başka alanı olmayan, güçsüz, kırılgan, babanın, kocanın korumasına muhtaç, patronun kudreti karşısında zavallı gösteriyorlar. Erkek ise işe giden gelen, anne ve çocuklar üzerinde tek söz sahibi, evin tek direği oluyor. Yani daha çocukluktan itibaren yaşadığımız toplumdaki para, mülk ve iktidar sahipleri ne düşüneceğimizi belirlemeye çalışıyorlar.

Bir grup kız ve erkek çocukla kadın erkek eşitsizliği konusunda tepkilerini gözlemlemek için bir deney yapılıyor. 7-8 yaşlarındaki çocuklar, biri kız biri erkek olmak üzere gruplara ayrılıyor. Sırayla tüm gruplara, bir odaya dağıtılmış renkli topları toplama işi veriliyor. İş, pembe ve mavi topları toplayıp renklerine göre iki ayrı sepete doldurmak. Kız ve erkek çocuk aynı anda başlıyorlar işe. Çalışırken birbirlerine yardım ediyorlar. Yani işi birlikte yapıyorlar. Aynı azim ve performansla eğlenerek topları topluyorlar. İşleri bittiğinde yüzlerinde başarmış olmanın verdiği mutluluk var. Görevi veren kişi, işin sonunda çocuklardan gözlerini kapatmalarını istiyor. Ellerine içinde rengârenk şekerlemeler olan birer bardak veriyor. Çocuklar gözlerini açtıklarında önce şekerlemeleri görüp seviniyorlar ancak daha sonra erkek olana iki kat daha fazla çikolata ve şekerleme verildiğini görüyorlar. İşte o andan itibaren çocukların yüzlerine, bakışlarına yansıyan şaşkınlık o kadar çarpıcı ki böylesi bir haksızlığı kabul edemedikleri ve anlamlandıramadıkları çok net görülüyor. Ödülün neden eşit olmadığını sorduklarında kız olması sebebiyle birine daha az şeker ve çikolata verildiği söyleniyor. Çocuklar bu duruma “çok tuhaf”, “bu iyi bir şey değil”, “büyük haksızlık”, “eşit iş yaptık eşit almalıydık”, “kızlar ve erkekler arasında fark yoktur” diyerek tepki gösteriyorlar. Sadece tepki göstermekle, itiraz etmekle yetinip durumu sessizce kabullenmiyorlar. Kendi aralarında neşe içinde anlaşarak bardaklarındaki şekerlemeleri eşitliyorlar.

Bu görüntüler insanın çiğ süt emdiğini, açgözlülük gibi doğuştan getirdiği özellikleri nedeniyle dünyanın böyle olduğunu, eşitsizliğin kadın ve erkeğin doğasında var olduğunu, hatta doğanın kanununun bu olduğunu iddia edenlere aldanmamak gerektiğine naif bir örnek oluşturuyor. Ama bu çocuklara büyüdüklerinde kadınların erkeklere göre daha düşük ücret almasını, ezilmesini kanıksatan bir toplumda yaşıyoruz. Elbette doğadaki tüm canlıların birbirinden çeşitli farklılıkları var, kadın ve erkek arasında da farklılıklar var. Ancak bu farklılıklar aynı işi, aynı biçimde yapan kadın ve erkeğin farklı ücret almasının gerekçesi olamaz.

Kadınlar insanlık tarihi boyunca hep baskı altında, ezilen cins olarak yaşamadılar. İlk insan topluluklarının kadınlarının tıpkı erkekler gibi o topluluğun karnını doyurma, sert doğa koşullarına karşı herkesle birlikte hayatta kalma mücadelesi vardı. Bugün yaşadığımız toplumda olduğu gibi cinsiyet ayrımcı tutumlara maruz kalmak gibi sorunları yoktu. Ne zamanki eşitlikçi toplulukların yerini sınıflı toplumlar aldı, kadınlar da ezilen cins haline geldi.

Tıpkı çocukların yaptığı gibi önümüze konanı kabul etmemeli, itiraz etmeliyiz. “Bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçe” yaşayabilmek için toplumu sınıflara bölen ve zehirleyen sömürü düzenine karşı mücadele vermeliyiz.

8 Ağustos 2018

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • İşçiler, 4 Kasımda kent merkezindeki ESPARK önünde başlattıkları nöbet eylemini Eskişehir Organize Sanayi Bölgesindeki Entil fabrikasının önüne taşıdılar. Savcılıklara yaptıkları suç duyurularının sonuç vermediğini, bakan ve bakan yardımcılarının...
  • “Hüseyin amca sizin döneminizde işçilik nasıldı?” diye soruyorum bu kez. “Kızım, bizim dönemimiz başkaydı. Fabrikaya adamlar girdi. ‘Sizin patronunuz kim, nerde?’ diye sordular. Gösterdik, bir baktık ki patronun kulağından tutmuşlar getirdiler orta...
  • İşçilerin, emekçilerin, gençlerin kapitalist sömürü düzenine ve bu düzenin yarattığı sorunlara karşı öfkesi büyüyor. Dünya meydanlarında işçi sınıfının öfkeli sesi, talepleri, özlemleri yankılanıyor. Ne baskılar ne yasaklar ne de polis-asker şiddeti...
  • Bir lise öğrencisi: Bir öğrenci olarak az çok tahmin edeceğiniz masraflarım var, ancak aynı masrafları karşılamak için artık daha fazla para gerekiyor. Ailem ve ben okul masraflarının pahalılığından şikâyetçiyiz. Örneğin benim okulum devlet okulu...
  • Birçok ülkede, farklı tarihlerde “çocuk günü” vardır ve o günlerde çocuklar hatırlanır, iyi dileklerde bulunulur. UNICEF ise 191 ülke tarafından kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesinin imzalandığı gün olan 20 Kasımı Dünya Çocuk günü olarak kutluyor...
  • TÜİK’in Ağustos ayına ait işgücü istatistikleri, işsizliğin her geçen ay daha da arttığını gösteriyor. TÜİK’in rakamlarına göre, 2019 Ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre işsiz sayısı 980 bin kişi artarak 4 milyon 650 bine yükseldi....
  • UİD-DER’li bir emekçi kadın çalıştığı işyerinde kadın arkadaşlarıyla yaptığı bir sohbeti şöyle aktarıyor: “İsviçre’de kadınların eşit işe eşit ücret talebiyle yaptığı grev üzerine sohbet ediyorduk. Arkadaşlarımın bu grevden haberi yoktu....
  • DİSK’e bağlı işyerlerinde çalışan işçiler, yarım gün iş bırakarak “kıdem tazminatının gaspına hayır, vergi adaleti istiyoruz” sloganıyla Konak Meydanına yürüdü. 181 gündür işlerine dönmek için direnen Aliağa Belediyesi işçileri de kendi...
  • DİSK, Türk-İş ve Hak-İş genel başkanları, vergi adaletinin sağlanması talebiyle Türk-İş Genel Merkezinde bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş...
  • Başarıya giden yol nedir, hiç düşündünüz mü? Şimdi bu soruyu niye sordum merak ediyor olabilirsiniz. Kurbağalar ile ilgili bir hikâye okudum. Bu hikâye çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim. Üzerine biraz düşününce hayatımızda da bu...
  • İstanbul Fatih’te 6 Kasım Çarşamba günü dört kardeş evlerinde ölü bulundu. Tanıdıkları haber alamayınca evlerine gittiler ve kapıda “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu ile karşılaştılar. Notu gören kardeşlerin tanıdıkları polise...
  • Milyonlarca işçinin brüt ücretinden yapılan kesintiler, işçinin yıllık gelirine göre değişiyor. Geliri 18 bin liraya kadar olanlardan yüzde 15, 18 binle 40 bin lira arasında olanlardan yüzde 20, 40 binle 148 bin lira arsında olanlardan ise yüzde 27...
  • TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, beklenen büyük İstanbul depreminin olası sonuçlarına ilişkin 11 Kasımda bir çalıştay düzenledi. Düzce depreminin 20. yılında Kadıköy’de düzenlenen İstanbul Deprem Çalıştayında, 20 milyonluk mega kentin depreme...