Navigation

Buradasınız

Susacak mıyız, Hakkımızı İstemeyecek miyiz?

Temmuz 2010, No: 28

Kardeşler, patronlar kazanılmış haklarımızın büyük bir kısmına el koydular. Emeklilik yaşı uzatıldı, sigorta hakkından yararlanmanın önüne yeni engeller konuldu, ikramiyeler büyük ölçüde ortadan kaldırıldı, ücretler düşürüldü, iş saatleri uzatıldı, taşeronluk sistemi ve esnek çalışma getirildi, kadrolu işçilik ortadan kaldırıldı, sendikalar işyerinden atıldı, çalışma koşullarımız ağırlaştı. Daha saymakla bitmez. Sırada ise kıdem tazminatlarına el konulması var.

İnsanca yaşam sürecek bir ücret istiyoruz!

Aldığımız ücretler yerinde saymaya devam ediyor. Neredeyse tüm işyerlerinde asgari ücret veriliyor. Asgari ücret 577 lira, Temmuz ayında yapılan zamla birlikte 599 lira oldu. Bizimle dalga geçiyorlar.

Kim?

Patronlar ve onların sözünden çıkmayan hükümet.

599 lirayla bir aile nasıl geçinir? Bu ücret asgari ücret değil sefalet ücretidir. Ev kirasına bile yetmeyen bir ücrete nasıl asgari ücret denir? Çünkü adı üzerinde asgari ücret demek, bir ailenin ortalama geçimini sağlayan ücret demektir. Sendikaların açıkladığı rakamlara göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırında yaşayabilmesi için 818 liraya ihtiyacı var. Bu dört kişilik ailenin açlık sınırının üzerine çıkıp yoksulluk sınırında yaşayabilmesi içinse, 2 bin 665 liraya ihtiyacı var. Yani adına asgari ücret denen ücret açlık sınırının bile altında kalıyor.

Peki, ne yapacağız? Susacak mıyız, hakkımızı istemeyecek miyiz?

***

“Mezarda emekli” olmaya karşı çıkıyoruz!

Çünkü iş bulmak zor, bir işyerinde uzun süre çalışmak neredeyse hayal oldu. Sigorta primleri brüt ücretler üzerinden yatırılmıyor. 9 milyon işçinin ise sigortası yok. Ağır çalışma koşullarından dolayı erken yaşlarda yıpranıp gidiyoruz. Sigortalarımızın yapılmasını, primlerin brüt ücretler üzerinden yatırılmasını ve emeklilik yaşının aşağıya çekilmesini istiyoruz. Ama bizi tembel olmakla, yan gelip yatmakla, ülkeyi düşünmemekle suçluyorlar. 

Kim?

Patronlar.

Çünkü onların bizim gibi “mezarda emekli” olma durumları yok, onların keyfi gıcır, onlar kârlarını düşünüyorlar. Patronlar ve onların ailelerinin çok çalışmaktan yıpranması söz konusu değildir. Onlar hastalandıklarında en lüks hastanelerde tedavi görürler. Paraları olduğu için istedikleri tedavi yapılır. Ya işçiler için durum bu mu?

Peki, ne yapacağız? Susacak mıyız, hakkımızı istemeyecek miyiz?

***

İkramiyelerimizi geri istiyoruz!

1980 öncesinde işçiler örgütlüydüler. Birçok işyerinde altı ikramiye, genelde ise dört ikramiye vardı. Ama 12 Eylül 1980 darbesinden sonra işbaşına gelen generaller patronların çıkarı için işçi örgütlerini dağıttılar. İşçiler örgütsüz kaldı ve mücadele edemedi. Fırsat bu fırsat deyip ikramiyelerimizi yavaş yavaş kırpmaya başladılar. 

Kim?

Patronlar.

Artık bir avuç sendikalı işyeri haricinde ikramiyeler ortadan kaldırılmış durumda. Patronlar sendikalı işyerlerindeki ikramiyelere de el koymak istiyorlar.

Peki, ne yapacağız? Susacak mıyız, hakkımızı istemeyecek miyiz? 

***

İş saatlerinin kısaltılmasını istiyoruz!

İş saatleri giderek uzuyor. Bundan 150 yıl önce Avrupa’da ve Amerika’da işçiler 14-16 saat çalışıyorlardı. Buna bir son vermek istediler. “8 saat iş, 8 saat uyku, 8 saat canımız ne isterse” sloganıyla mücadeleye başladılar. Olmaz dediler. İşçileri “vatan haini” ve “düzen yıkıcı” olmakla suçladılar.

Kim?

Patronlar.

Ama işçiler mücadele ettiler ve 1 Mayıs bu şekilde ortaya çıktı. Patronlar 8 saatlik işgününü kabul ettiler. Ama şimdi örgütsüz olduğumuz için bu hakkımızı gasp ediyorlar. Çalışma saatleri fiilen 10 saatin üzerine çıktı. Patronlar bir taraftan işçi atıyorlar, öte taraftan ise az işçiyle çok iş yapmak için iş temposunu artırıyor ve iş saatlerini uzatıyorlar.

Peki, ne yapacağız? Susacak mıyız, hakkımızı istemeyecek miyiz? 

***

Sosyal yaşam işçilerin hakkıdır!

Gece gündüz fabrikadayız. Ailemizin ve dostlarımızın yüzünü unutmaya başladık. Hiçbir sosyal yaşamımız yok. Hiçbir etkinliğe katılamıyoruz. Ne tiyatro, ne sinema, ne konser, ne gezme biliyoruz. Yazın sıcağında, 40 derecede kan ter içinde çalışıyoruz. Eski çağlarda kölelere “konuşan makine” derlermiş. Bizim “konuşan makine”lerden ne farkımız var? Evden işe, işten eve uzanan çizgide gidip geliyoruz. Peki, onlar bizim gibi mi?

Kim?

Patronlar ve onların aileleri.

Bizler yaz kış demeden, tatile gitmeden, hiçbir sosyal faaliyete katılmadan, “konuşan makine” gibi çalışırken patronlar ve aileleri ne yapıyor?

Masmavi koylarda dertten ve tasadan uzak olanlar kimler?

En lüks yatlarda denizlerde gezenler ve dilediğince dinlenen ve tatil yapanlar kimler?

Dünyaca ünlü müzisyenlerin konserine “iş camiası” adı altında katılanlar kimler?

Partilerde ve defilelerde boy gösterenler kimler?

Biz ve ailemiz ölümüne çalışırken, patronlar ve aileleri yaşamın ve dünya güzelliklerinin sefasını sürüyorlar.    

Peki, ne yapacağız? Susacak mıyız, hakkımızı istemeyecek miyiz? 

***

Sendikalı olmak hakkımızdır!

İşçiler olarak örgütlenip sendikalaştığımızda işten atılıyoruz. İşten atarak ve bizleri işsizliğe mahkûm ederek örgütlülüğümüzü dağıtmak istiyorlar. Sendikalı olmamıza karşı çıkıyorlar.

Kim?

Patronlar.

Çünkü sendika işçilerin örgütüdür. İşçiler tek tek patron karşısında güçsüzdürler. Sendika işçilerin dağınıklığına son verir. İşçilerin birleşmesi, kaynaşması ve patron karşısında bir yumruk olması demektir, sendika. Patronlar karşılarına birleşerek çıkmamızdan korkuyorlar, bundan dolayı sendikalı olmamızı istemiyorlar.

Peki, ne yapacağız? Susacak mıyız, hakkımızı istemeyecek miyiz? 

***

Kardeşler, susmamalıyız, haksızlığa boyun eğmemeliyiz, hakkımızı istemeliyiz. Haklarımızı almak ve insanca bir yaşam sürmek için bir araya gelip örgütlenmeliyiz. Örgütlenen ve mücadele eden işçi, “konuşan makine” olmaktan çıkmak isteyen işçidir.

15 Temmuz 2010

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • İşçilerin, emekçilerin, gençlerin kapitalist sömürü düzenine ve bu düzenin yarattığı sorunlara karşı öfkesi büyüyor. Dünya meydanlarında işçi sınıfının öfkeli sesi, talepleri, özlemleri yankılanıyor. Ne baskılar ne yasaklar ne de polis-asker şiddeti...
  • Bir lise öğrencisi: Bir öğrenci olarak az çok tahmin edeceğiniz masraflarım var, ancak aynı masrafları karşılamak için artık daha fazla para gerekiyor. Ailem ve ben okul masraflarının pahalılığından şikâyetçiyiz. Örneğin benim okulum devlet okulu...
  • Birçok ülkede, farklı tarihlerde “çocuk günü” vardır ve o günlerde çocuklar hatırlanır, iyi dileklerde bulunulur. UNICEF ise 191 ülke tarafından kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesinin imzalandığı gün olan 20 Kasımı Dünya Çocuk günü olarak kutluyor...
  • TÜİK’in Ağustos ayına ait işgücü istatistikleri, işsizliğin her geçen ay daha da arttığını gösteriyor. TÜİK’in rakamlarına göre, 2019 Ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre işsiz sayısı 980 bin kişi artarak 4 milyon 650 bine yükseldi....
  • UİD-DER’li bir emekçi kadın çalıştığı işyerinde kadın arkadaşlarıyla yaptığı bir sohbeti şöyle aktarıyor: “İsviçre’de kadınların eşit işe eşit ücret talebiyle yaptığı grev üzerine sohbet ediyorduk. Arkadaşlarımın bu grevden haberi yoktu....
  • DİSK’e bağlı işyerlerinde çalışan işçiler, yarım gün iş bırakarak “kıdem tazminatının gaspına hayır, vergi adaleti istiyoruz” sloganıyla Konak Meydanına yürüdü. 181 gündür işlerine dönmek için direnen Aliağa Belediyesi işçileri de kendi...
  • DİSK, Türk-İş ve Hak-İş genel başkanları, vergi adaletinin sağlanması talebiyle Türk-İş Genel Merkezinde bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş...
  • Başarıya giden yol nedir, hiç düşündünüz mü? Şimdi bu soruyu niye sordum merak ediyor olabilirsiniz. Kurbağalar ile ilgili bir hikâye okudum. Bu hikâye çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim. Üzerine biraz düşününce hayatımızda da bu...
  • İstanbul Fatih’te 6 Kasım Çarşamba günü dört kardeş evlerinde ölü bulundu. Tanıdıkları haber alamayınca evlerine gittiler ve kapıda “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu ile karşılaştılar. Notu gören kardeşlerin tanıdıkları polise...
  • Milyonlarca işçinin brüt ücretinden yapılan kesintiler, işçinin yıllık gelirine göre değişiyor. Geliri 18 bin liraya kadar olanlardan yüzde 15, 18 binle 40 bin lira arasında olanlardan yüzde 20, 40 binle 148 bin lira arsında olanlardan ise yüzde 27...
  • TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, beklenen büyük İstanbul depreminin olası sonuçlarına ilişkin 11 Kasımda bir çalıştay düzenledi. Düzce depreminin 20. yılında Kadıköy’de düzenlenen İstanbul Deprem Çalıştayında, 20 milyonluk mega kentin depreme...
  • Zeytinoğlu Grubu’na bağlı Entil Endüstri, Halpaki Döküm ve Tarkon Makine işçilerinin kıdem tazminatları ve 5 aylık ücretlerinin ödenmesi talebiyle 4 Kasımda başlattıkları nöbet eylemi devam ediyor. 3 fabrikada çalışan işçiler, taleplerini duyurmak...
  • 17 Ağustos depremini Kocaeli Karamürsel’de yaşamış birisi olarak, o gece ve sonrasında yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. O zamanlar eşim İstanbul’da çalışıyor, ben 1 yaşındaki kızım ve 4 yaşındaki oğlumla annemde kalıyordum. 17 Ağustos...