Navigation

Buradasınız

Tarih Neden Hep Kralları Yazar?

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 105

Gün doğumundan gecenin kör karanlığına dek çalışan, alın teri dökenler devasa bir zenginliği üretirken, bir lokma ekmeğe muhtaçtırlar. Üretenler, var edenler asırlar boyunca hep ezilen sınıfın evlatları oldu. Bu zenginliğe el koyanlarsa bir avuç asalak.

Dünyamızdan sayısız firavun, imparator, kral, şah ve padişah geçti. Tarih kitaplarında yiğit, gözüpek ve zalim krallardan, sultanlardan söz edilir. Sezar, Büyük İskender, Tutankamun, Frederik, Fatih ya da Napolyon Bonapart… Kitaplar onların büyüklüklerini anlatıp durur bize. Onların zaferlerinden, savaşlarından, sonsuz zenginliklerinden; onlar için yapılan görkemli yapılardan, ihtişamlı mezarlardan bahsedilir.

İşçi sınıfının sanatçısı olan, şiirlerini ve oyunlarını işçi sınıfına adayan Bertolt Brecht, bu duruma dizeleriyle isyan eder. “Okumuş Bir İşçi Soruyor” şiirinde düşünmeye, sorgulamaya çağırır dünya işçilerini. Dünyanın her neresinde olursa olsun, adı ister Sezar, ister Filip, ister Konstantin olsun o hükümdarlar değildir dünyayı döndüren. Tüm zenginlik ve ihtişam, üretenlerin ve ezilenlerin emeği üzerinde yükselir, can bulur.

Yedi kapılı Teb şehrini kuran kim? 

Kitaplar yalnız kralların adını yazar. 

Yoksa kayaları taşıyan krallar mı? 

Bir de Babil varmış boyuna yıkılan, 

Kim yapmış Babil’i her seferinde? 

Yapı işçileri hangi evinde oturmuşlar 

Altınlar içinde yüzen Lima’nın? 

Ne oldular dersin duvarcılar 

Çin Seddi bitince? 

Yüce Roma’da zafer anıtı ne kadar çok! 

Kimlerdir acaba bu anıtları dikenler? 

Sezar kimleri yendi de kazandı bu zaferleri? 

Savaşlarda krallar, altın üzengilerle süslenmiş cins atlarının üzerinde otururlar. Güçlü ve ihtişamlı görünürler. Cenk meydanlarında al kanlara belenenler, ölüp gidenler, krallara zafer kazandıranlar yoksul emekçilerden başkası değildir. Savaşlarda ezilenler, cepheye sürülenler, ölenler, öldürenler onlardır ama zafer, şan ve servet kralların, sultanların, imparatorların olur. Tarih kitapları sadece onları yazar. Brecth, sorduğu sorularla emeğine, alın terine el konulan ezilenlerin yok sayılmasına karşı çıkar tüm gücüyle. Ve yine sorar:

Yok muydu saraylardan başka oturacak yer 

Dillere destan olmuş koca Bizans’ta? 

Gün doğumundan gecenin kör karanlığına dek çalışan, alın teri dökenler devasa bir zenginliği üretirken, bir lokma ekmeğe muhtaçtırlar. Üretenler, var edenler asırlar boyunca hep ezilen sınıfın evlatları oldu. Bu zenginliğe el koyanlarsa bir avuç asalak. Bugün bu gerçek daha da ayan beyan ortada. Dünyanın %1’lik kesiminin serveti, geri kalan %99’luk kesimin servetine eşit! Bir de düzenin efendileri, utanmadan kalkıp herkes eşit ve özgürdür diyorlar!

Tablo böyleyken, egemenlerin kirli hesapları ve hırsları hiç bitmiyor. Çalmaya çırpmaya, yoksullaştırmaya, acı vermeye devam ediyorlar. Onların çıkarları ve hırsları uğruna sayısız savaş yaşandı, yaşanıyor. Savaş dünyanın her yerinde yoksullar için acı, gözyaşı, yıkım ve ölüm demektir. Egemenler içinse yağma, talan, iktidar ve para.

İspanyalı Filip ağladı derler 

Batınca tekmil filosu. 

Ondan başkası ağlamadı mı? 

Yediyıl Savaşı’nı 2. Frederik kazanmış. 

Yok muydu ondan başka kazanan? 

Kitapların her sayfasında bir zafer yazılı. 

Ama pişiren kim zafer aşını? 

Her adımda fırt demiş fırlamış bir büyük adam. 

Ama ödeyen kimler harcanan paraları? 

İşte bir sürü olay sana 

Ve bir sürü soru.

Egemenlerin tarihi, daima fırt diye fırlamış büyük adamları anlatıyor. Bugün de büyük adamların, kendini kurtarıcı olarak sunanların peşinden gitmemiz isteniyor. Bizi sürü kendilerini de çoban yerine koyanlar da var. İstiyorlar ki biz işçiler ve yoksullar daima büyük adamların peşinden koşalım, kendi gücümüzün farkına varmayalım. Oysa bizleri, kendilerini “kurtarıcı” olarak sunanlar kurtaramaz; onlar bizi bu şekilde aldatıp sömürüyorlar. Bizleri kurtaracak olan bizlerden başkası olamaz. Bunun yolu da biz işçilerin bir araya gelmesi, birleşmesi ve kardeşleşmesidir. Yalanlara aldanmadığımız ve tüm zenginliği var eden bir sınıf olduğumuzun farkına vardığımız gün, tarih kralların adını değil bizim toplumu dönüştürme öykümüzü yazacak!

28 Aralık 2016

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • ABD’de Minneapolis’te bir polisin George Floyd’u katletmesinin ardından protestoların ve gösterilerin devam ettiği günlerde, benzer bir cinayet de Toronto’da yaşandı. Regis Korchinski-Paquet adında 29 yaşında bir siyah kadın evinin balkonundan aşağı...
  • Örgütlü ve sınıf bilinçli mücadeleci işçiler, insanlığın özgürlük dolu bir dünya kurması için çalışıp didiniyor. Bizler, yürüdüğümüz bu yolda tarihin dehlizlerinde saklı dersleri bulup gün yüzüne çıkartmanın, bugünün genç işçi kuşaklarını geçmişiyle...
  • Bugün 2 Haziran… İşçi sınıfının sömürüsüz, sınıfsız, savaşsız bir dünya kurma kavgasının namuslu kalemlerinden Orhan Kemal’in 50. ölüm yıldönümü. Orhan Kemal, 2 Haziran 1970’te hayata gözlerini yumduğunda, geriye tepeden tırnağa onurlu bir hayat...
  • Bir Kızılderili atasözü der ki;/ “Son ırmak kuruduğunda/ Son ağaç yok olduğunda/ Son balık öldüğünde/ Beyaz adam / Paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”/
  • Her işin başı sağlıktır. “Sağlık olsun da gerisi hallolur” deriz hani. Peki, nedir sağlık? Sağlık, “sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedence, ruhça ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olmak” şeklinde tanımlanıyor. O halde sağlık...
  • Zaman ilerliyor, bilim ve teknoloji gelişiyor. İnsanlık uzayın derinliklerinde yeni gezegenler keşfediyor. Bir tuşla dünyanın başka ucuna kitaplar dolusu bilgi gönderiyor, kilometrelerce ötedeki biriyle görüntülü konuşulabiliyor. Makineleşmenin...
  • Bağışıklık sistemi, bir canlıyı hastalıklara karşı koruyan mekanizmadır. Sistem, canlı vücudunda virüslerden parazitlere vücuda giren veya vücutla temasta bulunan her yabancı maddeyi taramadan geçirir ve onları, canlının sağlıklı vücut hücrelerinden...
  • Merhaba dostlar, bu özlem dolu günlerimizde UİD-DER birliğimizden, ailemizden bahsetmek istiyorum. Özellikle de bugünlerde çoğumuz UİD-DER’in kıymetini ve içinde bulunduğumuz sürecin ilerleyişini çokça düşünmüştür. Uzak gibi görünsek de buluşmaya,...
  • Ekonomik krizin işçilerin, emekçilerin yaşamını altüst ettiği bir dönemin içinde uzunca bir zamandır dünyamız. Her geçen yıl bir önceki yılı, yaşanmakta olan gün ise bir önceki günü aratır oldu. İşsizliğin her geçen gün katlanarak arttığı, hayat...
  • 25 Mayısta ABD’de George Floyd adlı bir siyahî daha ırkçı nefretin ve polis şiddetinin kurbanı oldu. Minnesota/Minneapolis’te yere yatırılarak boğazına basılan Floyd’un son sözleri “nefes alamıyorum” olmuştu. Bu cümle bugün ABD’de bir çığlığa...
  • Koronavirüs bahanesiyle olağanüstü uygulamalar, işçi sınıfının kazanılmış haklarına dönük saldırılar dünyanın farklı ülkelerinde benzer biçimlerde hayata geçiriliyor. Kapitalist kriz nedeniyle batan gemilerini kurtarma telaşına düşen patronlar...
  • Yaklaşık bir yıldır zihinsel engellilere bakılan bir kurumda hasta bakıcı olarak çalışıyorum. Hiç bir şekilde insan yerine konulmayan hastaların yaşam koşullarına bir nebze olsun ışık tutabilmek için yazdığım mektup daha önce UİD-DER sitesinde...
  • Dört günlük sokağa çıkma yasağı sırasında UİD-DER sitesinde fotoğraf, film ve şarkılarla emek, tarih ve yaşama dair yoğun paylaşımlarda bulunulması bizleri çok mutlu etti. Öncelikle herkesin emeğine sağlık, bizim için çok güzel oldu. Bilmediğimiz...