Navigation

Buradasınız

Asgari Ücret Gerçeği

Mayıs 2009, no:14

Bazı sözler kulağa hoş gelse de sadece kâğıt üzerinde kalır ya da her fırsatta bizleri kandırabilmek için bir malzeme olarak kullanılır. Meselâ Anayasanın 55. maddesinde “ücret emeğin karşılığıdır” tanımı yapılıyor. Aynı maddede “devlet, çalışanların yaptıkları işe uygun adaletli bir ücret elde etmeleri ve diğer sosyal yardımlardan yararlanmaları için gerekli tedbirleri alır” deniliyor. 4857 sayılı İş Yasası çerçevesinde çıkarılan Asgari Ücret Yönetmeliğinde ise asgari ücret, “İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçinin gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücret” olarak tanımlanıyor. Bir de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi var ki 23. maddesinde bakın ne diyor: “Çalışan herkesin, kendisine ve ailesine insanlık onuruna uygun bir yaşayış sağlayan ve gerekirse her türlü sosyal koruma vasıtalarıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücrete hakkı vardır.”

Bu sözler kulağa hoş gelse de, gerçekte aldığımız asgari ücretle bırakın çalışanın ailesini, tek başına bir işçinin bile insan onuruna yakışan bir yaşam sürdürmesi imkânsızdır. Her geçen gün giderek derinleşen ekonomik krizle birlikte, tüm zorunlu ihtiyaçlara yapılan zamlar astronomik rakamlara ulaşmışken, 2009 yılının ilk 6 ayı için asgari ücrete yapılan zam yüzde 4,3, ikinci 6 ayında ise yüzde 4,1 olarak belirlendi. Yani asgari ücretlinin eline ilk 6 ay için net 527,13 TL, ikinci 6 ay içinse net 546,48 TL geçecek. Mart ayı itibariyle açlık sınırı 841 TL’ye, yoksulluk sınırı ise 2327 TL’ye yükseldi. Dolayısıyla asgari ücretli işçi aileleri resmen açlık sınırının altında yaşam savaşı veriyorlar. Böylesi bir durum ancak içinde yaşadığımız sömürü düzenine özgü bir durum olabilir!

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, asgari ücretten yüzde 15 oranında gelir vergisi (89 TL) ve yüzde 14 oranında SGS prim bedeli (93,24 TL) kesiliyor. Bir işçi daha ücretini eline almadan peşinen vergisini ödemiş oluyor. İşçilerin ödedikleri vergiler sadece ücretleri üzerinden kesilmiyor. Aldığımız her türlü hizmet ve zorunlu ihtiyaçlarımız üzerinden kesilen KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergiler de hesaba katıldığında, “bu devleti kim sırtında taşıyor?” sorusu da açıklıkla yanıtını buluyor! Patronlar ise çok kıymet verdikleri devletlerine vergi ödememek için her türlü dalavereyi yapıyorlar. Hal böyleyken devlet ekonomik krizi bahane eden patronlara her türlü kolaylığı sağlıyor. Her gün açıklanan “ekonomi paketleriyle”, patronların ödemediği vergilere bir de indirimler getiriliyor.

Bekâr ve çocuksuz bir işçiye uygulanması gereken 49,95 TL’lik asgari geçim indirimi dâhil edilerek asgari ücret rakamı yüksek gösterilmeye çalışılıyor. Oysa bu ücret bile birçok işyerinde ödenmiyor. Krizin yükünü işçilere yıkma telâşı içindeki patronlar sınıfına yapılan her bir kalem vergi indirimi, onlar için büyüyen kârlar anlamına geliyor. Fakat işçilere katlanarak çoğalan işsizlik, çalışan işçilere ise yeni baskılar ve ağır çalışma koşulları olarak geri dönüyor! Ayrıca sendika bürokratlarının, düzen kurtarıcısı edalarında açıkladıkları yeni program önerileri de işçilerin zihnini bulandırıcı ve sendikal mücadeleden uzaklaştırıcı bir etki yaratıyor.

Asgari ücreti belirleyen komisyonu oluşturan 15 üyeden 5’i işverenleri, 5’i devleti, kalan 5’i de sözde işçileri temsil ediyor. Bu komisyonda sözde işçileri temsil eden sendika bürokratları, krizi bahane göstererek ve anayasanın 55. maddesinde yer alan “asgari ücretin belirlenmesinde ülkenin ekonomik durumu göz önünde bulundurulur” ibaresine sarılarak, asgari ücretin düşük tutulmasında patronlarla işbirliği yapıyor. Böylesi bir komisyondan işçiler lehine karar çıkmasını beklemek, sadece hayal kurmak değil midir?

Gerçek şu ki, sendika bürokrasisini bulunduğu yerden defedecek ve militan bir mücadeleyi yükseltecek olan da, emeklerinin karşılığı olan ücreti kâğıt parçalarındaki tanımlardan çıkartıp gerçeğe dönüştürecek olan da, bilinçlenerek örgütlenen ve birleşen işçilerdir. İnsan onuruna yakışan ücret, açlıkla terbiye edilme ücreti değildir. Asgari ücret vergi dışı olmalıdır, ancak patronların vergi yükünü hafifletmek için değil, patronların ve onların devletlerinin yükünü işçi sınıfının sırtından atabilmek için! Bu yüzden UİD-DER saflarında haklarımızı öğrenelim, örgütlenelim ve mücadeleye katılalım.

11 Mayıs 2009

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Hollywood filmlerine taş çıkartan senaryolarla küresel bir tantananın kopartıldığı, muazzam bir ikiyüzlülüğün sergilendiği günlerden geçiyoruz. Her gün yeni sayılar açıklanarak koronavirüs salgınının nasıl da hızlı yayıldığı ilan ediliyor, panik...
  • Dünyanın dört bir yanında koronavirüs salgını bahanesiyle patronlar sınıfı toplu işten atmalara başladı. Daha şimdiden dünya genelinde 20 milyonun üzerinde işçi işsiz kaldı. Henüz işten atılmayanlar ise ya ücretsiz izne çıkarılıyor ya da esnek...
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz Bize Yeteriz” adıyla başlattığı bağış kampanyası “hayırsever” patronlar ve siyasetçiler tarafından büyük destek gördü! Açılışı yedi aylık maaşını bağışlayarak bizzat Cumhurbaşkanı yaptı. Hemen ardından MHP Genel Başkanı...
  • Son günlerde gündemde olan tek bir konu var, o da koronavirüs. Belli ki bu virüs daha uzun süre gündemde olmaya devam edecek. Hal böyle olunca fabrikalarda, işyerlerinde, evlerde sadece bu konu konuşuluyor. Toplumun büyük bir çoğunluğu adeta...
  • Malum koronavirüs salgını hayatımızın her alanını sarmış durumda. Bu virüsün fiziksel açıdan vereceği zarardan ziyade psikolojik ve ideolojik açıdan zararlarına, saldırılar ve hak gaspları için bahane edilmesine dikkat etmeliyiz. Patronlar sınıfının...
  • Merhaba dostlar! Son zamanlarda koronavirüs sebebiyle biz işçi sınıfı ve emekçi çocukları olarak zor dönemlerden geçiyoruz. Haftalardır süren salgın haberleri, açıklamalar, sosyal medya paylaşımları insanları içinden çıkması hayli zor bir korku ve...
  • “Sakin ol şampiyon, evdeyim!” Bu lafı sosyal medyadan duymuşuzdur muhakkak. Zengin muktedir, tuzu kuru bir emek sömürücüsü, bir takipçisi “neden dışarıdasınız?” deyince böyle bir yanıt verdi. Yalısının boğaz manzaralı bahçesinde spor yapıyordu. Ne...
  • Sermaye sınıfı, ekonomik krizin üzerini örtmek ve faturayı işçi sınıfına kesmek için muazzam bir bahane keşfetmiş durumda: Koronavirüs salgını! Yıllardır bağıra çağıra geliyorum diyen ekonomik kriz, daha öncekileri adeta mumla aratırcasına sonunda...
  • Türkiye’de koronavirüsün tespit edilmesinin üzerinden iki haftadan fazlaca bir zaman geçti. Bu süre zarfında, televizyon ekranlarından sürecin açık ve şeffaf bir şekilde yürütüldüğü, tüm bilgilendirmelerin yapıldığı, önlemlerin alındığı ileri...
  • Geçtiğimiz günlerde patron bize “virüsten dolayı işlerin çok düştüğü” gerekçesiyle ücretsiz izin kâğıtları imzalattı. Sonrasında bir kısmımızı ücretsiz izinde olmamıza rağmen parasını ödeyeceğini iddia ederek 10 gün daha çalıştırdı. Aynı zamanda çok...
  • Geçen günlerde yapılan bir araştırmaya göre Türkiye’de işçilerin yaklaşık yüzde 70’i işini kaybetme korkusuyla yaşıyor. Nasıl yaşamasın? Daha şimdiden birçok işyeri işçileri işten çıkardı. Çıkarmaya da devam ediyorlar. Fakat bu kargaşanın içinde...
  • Her gün, her tarafta karşımıza 14 madde çıkıyor. Sağlık Bakanlığı tarafından ilan edilen bu maddelerin bizi koronavirüsten koruyacağı söyleniyor, işyerlerinden billboardlara, TV’lerden cep telefonlarına gelen mesajlara kadar bu maddeler tekrar...
  • Ben yaklaşık 10 yıldır çeşitli sektörlerde çalışan bir işçiyim. Uzun zamandır İşçi Dayanışması bültenini okuyorum, orada ortaklaştırdığımız deneyimlerden nasibimi alıyorum ve arkadaşlarımla bu deneyimleri paylaşıyorum. Bu mektup ile de sizlere ilk...