Navigation

Buradasınız

Başkaldıran Mutfak Köleleri

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 129
Biz işçiler gece gündüz çalışsak da iki yakamız bir araya gelmiyor. Ama kriz dönemleri daha da sarsıcı oluyor. Sokakta, evde, fabrikada herkes zamları, geçim sıkıntısını, borçlarını anlatıyor. Herkes geçinmenin nasıl da zorlaştığından şikâyet ediyor. Ama birçoğumuz artan sıkıntılarımızın gerçek nedenlerini, içinden geçtiğimiz dönemi anlamakta sıkıntı yaşıyoruz. İşler yolundayken ceplerini şişirenler, işler yolunda gitmediğinde arsızca bizlerden fedakârlık yapmamızı istiyorlar. Yani krizin faturasını biz işçi sınıfına çıkartıyorlar!

Biz işçiler gece gündüz çalışsak da iki yakamız bir araya gelmiyor. Ama kriz dönemleri daha da sarsıcı oluyor. Sokakta, evde, fabrikada herkes zamları, geçim sıkıntısını, borçlarını anlatıyor. Herkes geçinmenin nasıl da zorlaştığından şikâyet ediyor. Ama birçoğumuz artan sıkıntılarımızın gerçek nedenlerini, içinden geçtiğimiz dönemi anlamakta sıkıntı yaşıyoruz. İşler yolundayken ceplerini şişirenler, işler yolunda gitmediğinde arsızca bizlerden fedakârlık yapmamızı istiyorlar. Yani krizin faturasını biz işçi sınıfına çıkartıyorlar!

Kriz zamanlarında ilk olarak harcamalarımızı daha da kısmaya çalışırız. Alışverişlerde daha az gıda ürünü alırız. Ekmek ve makarnadan başka bir şey tüketmek adeta lüks haline gelir. Bir İşçi Dayanışması okuru, “benim çok kitap okumuşluğum yoktur ama krizin ne demek olduğunu en iyi biz kadınlar biliriz. Mutfakta tencereyi biz kaynatıyoruz” demişti. Emekçi kadınlar krizin açlık demek olduğunu, tencerelerin artık kaynayamaz hale geldiğini çok iyi bilirler. Peki, mutfakta tencereler kaynamazsa ne olur? Sorunun tek cevabının açlıktan ölmek olmadığı ortada değil mi? Gelin biraz eskilere gidelim ve tarihin o tozlu yapraklarının arasında sorumuza daha önce verilmiş yanıtlardan birine kulak verelim.

Şu günlerde Sarı Yelekliler’in isyanıyla gündeme gelen Fransa’da, 1911’de bir kriz yaşanıyordu. Sermaye sahipleri, sömürü düzeninin yol açtığı bu krizin yükünü taşımak istemiyorlardı. Kendi sermayelerine zarar gelmesin diye her önlemi alıyorlardı. Ama yoksul halkı zerre kadar umursamıyorlardı. Tam tersine her şeye zam yaparak, vergileri arttırarak yükü yoksulların üzerine yıkıyorlardı. Başta et ve süt olmak üzere tüm gıdalara fahiş zamlar yapıldı. Pazardan elleri boş dönen kadınlar, çocuklarını besleyemez hale gelmişti. Duruma tepki göstermek gerekiyordu. Açlıkla boğuşan, evlatlarını doyuramayan ev kadınları, zamların geri çekilmesi için mücadeleye atıldılar. Hayat pahalılığına tepkiliydiler ve emekçi halkın gıda ürünlerine ulaşmasının önündeki engelleri kaldırmaya kararlıydılar. “Ev kadınlarının grevi” böylece patlak verdi. Bir araya gelen öfkeli kadınlar sokaklara çıkıyor, eylem yapıyorlardı. Fiyatları düşürmeyen satıcıları pataklıyorlardı. Boykotlar yaparak süt, yağ ve yumurta fiyatlarının düşürülmesini sağlıyorlardı.

Kadınlar toplu olarak mahallelerinden çıkıyor, büyüyen bir kalabalıkla pazara inerek eylemler yapıyorlardı. Tutuklamalar olduğunda daha öfkeli, daha büyük kalabalıklar alanlara çıkıyordu. Hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısı nedeniyle başlayan ev kadınlarının bu grevi, işçi konfederasyonu olan CGT’nin grevleriyle birleşerek çığ gibi büyüdü. Artık on binlerce işçi greve çıkmıştı, sık sık yürüyüşler düzenleniyordu. Talepleri tutuklanan kadınların bırakılması ve artan fiyatların geri çekilmesiydi. Grevlerde ve yürüyüşlerde emekçi kadınların, işçilerin, işsizlerin, açların talepleri dile geliyordu. Jandarma işçi topluluklarının bir araya gelmesini engellemek için şehirlere giriş çıkışları engelliyor, asma köprüleri kaldırıyor, yürüyüşleri ve kalabalıkları şiddet kullanarak dağıtmaya çalışıyordu. Ama işçiler, emekçiler boyun eğmedi. Günlerce süren grevler, yürüyüşler Fransız hükümetine geri adım attırdı. Hükümet, askerleri kışlalara, et ve süt fiyatlarını geriye çekti. Ama iki CGT delegesi tutuklandığı için grevler iki gün daha devam etti.

İşçi sınıfının mücadeleci kadın önderlerinden Aleksandra Kollontay ev kadınları grevini şöyle anlatıyordu: “Başkaldıran mutfak köleleri, neşeli bir hava içindelerdi. Aralarında güç ve enerji dolu olağanüstü kadınlar vardı. Bazıları o güne dek hiç farkında olmadıkları bir konuşma yeteneğine sahiplerdi. Bu hareketi destekleyen işçiler, gıda maddelerinde sabit fiyatlara geçilmesi talebiyle greve gittiler.”

Ev kadınları kimsenin beklemediği bir biçimde ayağa kalkmış, haklı talepleri için kavga vermiş ve kazanmışlardı. Emekçi halkın, işçilerin mücadelesinin kıvılcımını onlar ateşlemişlerdi. 1911 Fransa’sında ev kadınlarını birleştiren, onları mücadeleye sevk eden, mutfakta kaynayan tencerenin, yiyeceğin azalmasına ve olmamasına duydukları öfkeydi. Emekçi kadınlar ve işçiler, kapitalist sınıfa şöyle sesleniyorlardı: Tek seçeneğimiz açlıktan ölmek değil! Kriz nedeniyle bize kestiğiniz ağır faturayı ödemeyeceğiz! İşte bugün de kapitalistlere verilmesi gereken cevap budur!

25 Aralık 2018

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • İşçilerin, emekçilerin, gençlerin kapitalist sömürü düzenine ve bu düzenin yarattığı sorunlara karşı öfkesi büyüyor. Dünya meydanlarında işçi sınıfının öfkeli sesi, talepleri, özlemleri yankılanıyor. Ne baskılar ne yasaklar ne de polis-asker şiddeti...
  • Bir lise öğrencisi: Bir öğrenci olarak az çok tahmin edeceğiniz masraflarım var, ancak aynı masrafları karşılamak için artık daha fazla para gerekiyor. Ailem ve ben okul masraflarının pahalılığından şikâyetçiyiz. Örneğin benim okulum devlet okulu...
  • Birçok ülkede, farklı tarihlerde “çocuk günü” vardır ve o günlerde çocuklar hatırlanır, iyi dileklerde bulunulur. UNICEF ise 191 ülke tarafından kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesinin imzalandığı gün olan 20 Kasımı Dünya Çocuk günü olarak kutluyor...
  • TÜİK’in Ağustos ayına ait işgücü istatistikleri, işsizliğin her geçen ay daha da arttığını gösteriyor. TÜİK’in rakamlarına göre, 2019 Ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre işsiz sayısı 980 bin kişi artarak 4 milyon 650 bine yükseldi....
  • UİD-DER’li bir emekçi kadın çalıştığı işyerinde kadın arkadaşlarıyla yaptığı bir sohbeti şöyle aktarıyor: “İsviçre’de kadınların eşit işe eşit ücret talebiyle yaptığı grev üzerine sohbet ediyorduk. Arkadaşlarımın bu grevden haberi yoktu....
  • DİSK’e bağlı işyerlerinde çalışan işçiler, yarım gün iş bırakarak “kıdem tazminatının gaspına hayır, vergi adaleti istiyoruz” sloganıyla Konak Meydanına yürüdü. 181 gündür işlerine dönmek için direnen Aliağa Belediyesi işçileri de kendi...
  • DİSK, Türk-İş ve Hak-İş genel başkanları, vergi adaletinin sağlanması talebiyle Türk-İş Genel Merkezinde bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş...
  • Başarıya giden yol nedir, hiç düşündünüz mü? Şimdi bu soruyu niye sordum merak ediyor olabilirsiniz. Kurbağalar ile ilgili bir hikâye okudum. Bu hikâye çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim. Üzerine biraz düşününce hayatımızda da bu...
  • İstanbul Fatih’te 6 Kasım Çarşamba günü dört kardeş evlerinde ölü bulundu. Tanıdıkları haber alamayınca evlerine gittiler ve kapıda “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu ile karşılaştılar. Notu gören kardeşlerin tanıdıkları polise...
  • Milyonlarca işçinin brüt ücretinden yapılan kesintiler, işçinin yıllık gelirine göre değişiyor. Geliri 18 bin liraya kadar olanlardan yüzde 15, 18 binle 40 bin lira arasında olanlardan yüzde 20, 40 binle 148 bin lira arsında olanlardan ise yüzde 27...
  • TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, beklenen büyük İstanbul depreminin olası sonuçlarına ilişkin 11 Kasımda bir çalıştay düzenledi. Düzce depreminin 20. yılında Kadıköy’de düzenlenen İstanbul Deprem Çalıştayında, 20 milyonluk mega kentin depreme...
  • Zeytinoğlu Grubu’na bağlı Entil Endüstri, Halpaki Döküm ve Tarkon Makine işçilerinin kıdem tazminatları ve 5 aylık ücretlerinin ödenmesi talebiyle 4 Kasımda başlattıkları nöbet eylemi devam ediyor. 3 fabrikada çalışan işçiler, taleplerini duyurmak...
  • 17 Ağustos depremini Kocaeli Karamürsel’de yaşamış birisi olarak, o gece ve sonrasında yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. O zamanlar eşim İstanbul’da çalışıyor, ben 1 yaşındaki kızım ve 4 yaşındaki oğlumla annemde kalıyordum. 17 Ağustos...