Navigation

Buradasınız

“Büyük Ülke”, Yoksul İşçi!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 107

Dünyanın tüm siyasi liderleri kendi ülkelerini büyüteceklerini vaat ediyorlar. Trump ABD’yi, Putin Rusya’yı, Nieto Meksika’yı, Ruhani İran’ı, Le Pen Fransa’yı büyütmekten bahsediyor. Ve elbette Erdoğan da Türkiye’yi… Bu liste böyle uzayıp gidiyor. Sanki ağız birliği etmişçesine hepsi aynı sözleri söylüyor. Elbette tüm bu liderler bir modayı benimsedikleri için söylemiyorlar bu sözleri. Bu sözlerin arkasında büyük tuzaklar var ve bu tuzaklar işçiler, yoksul emekçiler için kuruluyor.

Bir ülkenin büyümesi ne demektir? Siyasetçiler ve patronlar büyümenin herkese fayda getireceğini iddia ediyorlar. Refahın ve kişi başına düşen gelirin artacağını öne sürüyorlar. Bugün Türkiye eskisine göre çok daha büyük. Ama işçilerin payına bu büyümeden ne düşüyor? 1400 lira civarında ücret, sözleşmeli işçilik, taşeronluk, iş kazaları ve 12 saatin altına düşmeyen çalışma saatleri... Patronlara teşvik üstüne teşvik ve vergi kolaylığı sağlayan hükümet, sıra işçilere gelince “istemenin sonu yok, makul olun” diyor! Yani bu büyüme zenginlerin zenginliğini büyütüyor ama yoksulun ekmeğini küçültüyor!

Bir ülkenin büyümesinden patronların ve hükümetlerin anladığı şudur: O ülkedeki sermaye sahiplerinin büyük krediler çekebilmeleri, büyük yatırımlar yapabilmeleri, büyük pazarlara açılabilmeleri, büyük kârlar elde edebilmeleri! Bu da hem tek tek sermayedarlar arasında hem de devletler arasında büyük bir rekabet demektir. Rekabet etmek zorunda olan patronlar, sermayelerini büyütmek için işçilerin ücretini düşürmek isterler. Haliyle işçiler buna itiraz ederler. İşçilerin itirazını engellemek için işçilerin birliğini, sendikal örgütlülüğünü dağıtmaya çalışırlar.

Bir ülkenin büyümesinden patronların ve hükümetlerin anladığı şudur: O ülkedeki sermaye sahiplerinin büyük krediler çekebilmeleri, büyük yatırımlar yapabilmeleri, büyük pazarlara açılabilmeleri, büyük kârlar elde edebilmeleri! Bu da hem tek tek sermayedarlar arasında hem de devletler arasında büyük bir rekabet demektir. Rekabet etmek zorunda olan patronlar, sermayelerini büyütmek için işçilerin ücretini düşürmek isterler. Haliyle işçiler buna itiraz ederler. İşçilerin itirazını engellemek için işçilerin birliğini, sendikal örgütlülüğünü dağıtmaya çalışırlar. Örgütsüz işçiler taşeronlaştırma, iş kazaları, uzun çalışma süreleri, sosyal hakların kırpılması, emeklilik yaşının yükseltilmesi, fonların yağmalanması, işsizlik gibi büyük belalarla baş edemezler. Patronlar istedikleri gibi at koşturur, işçiliği daha da ucuzlatırlar. O ülkenin sermayesi böylelikle semirir, kendi işçi sınıfını ezerek daha büyük dış pazarlara açılmaya çalışır. Daha büyük sermaye daha büyük rekabet demektir.

Patronlar ve devletler arasında rekabet çok büyüdüğü zaman savaşlar kaçınılmaz hale gelir. Çünkü kapitalizm bir kurtlar sofrasıdır. Bir kapitalistin ya da devletin payı büyüyecekse diğerininki kaçınılmaz olarak küçülecektir. Hepsinin birden sorunsuzca büyümesi hayatın gerçekleriyle bağdaşmaz. Bugün içinde bulunduğumuz kriz koşullarında kurtlar sofrasındaki kavga fazlasıyla şiddetlendi. Hiçbir sermaye grubu, hiçbir kapitalist, hiçbir devlet sofradaki payını kaptırmak istemiyor, hiçbiri payına razı olmuyor, hiçbiri ava giderken avlanmak istemiyor. Bu nedenle bir yandan kendi ülkelerinin işçi ve emekçilerini daha fazla sömürüyorlar, bir yandan onları “büyük Türkiye” gibi yalanlarla kandırıyorlar, öte yandan da savaşı körüklüyorlar. Kendi çıkarları için ezip açlığa mahkûm ettikleri işçi sınıfını milliyetçilikle zehirleyerek savaşa sürüyorlar. Tıpkı geçmişte defalarca yaptıkları gibi…

Geçmişte Almanya, Hitler’in demir yumruğu altında İkinci Dünya Savaşını başlattı. Hitler, bütün yetkileri ve iktidarı kendi elinde topladı, bunu yaparken Alman halkını “büyük Almanya” hayalleriyle kandırdı. 1939’da Polonya’yı işgal ederek yeni bir dünya savaşı başlatan Alman sermayesi, kapıştığı diğer devletlerle birlikte 70 milyon insanın ölümüne neden oldu. Alman sermayesi, Fransız sermayesi, İngiliz sermayesi büyüsün diye 70 milyon insan öldü! “Büyük Almanya” hayallerine kanan Alman halkı, felaketlerin en büyüğünü yaşadı. Refah ve zenginlik yerine kurşunlar, bombalar ve kan banyoları gördü. Faşizm milyonlarca insanın canını aldı, hayatını kararttı. Büyük ülke hayallerinin emekçilere yıkım ve ölüm dışında bir şey vermediği tarihte defalarca kanıtlandı.

Sermaye devletinin büyük güç olmasıyla işçilerin yaşam düzeyinin iyileşmesi arasında bir ilişki yok. Bugün ABD dünyanın süper gücü… Ama dünyada en fazla evsiz ve aç insan ABD’de. Bu bile büyük ülke söyleminin kocaman bir yalan olduğunu ortaya koyar. Egemenler zenginlikleri kendilerine, yıkımı yoksul emekçilere reva görüyorlar.

Bu nedenle yoksulluktan kurtuluşun formülü “büyük ve güçlü Türkiye” masalı değildir. Asıl yapılması gereken; işçi sınıfının ürettiği zenginliklerden payını alabilmesi ve sömürüden kurtulabilmesi için birleşmesi ve patronlar sınıfının karşısına dikilmesidir.

18 Şubat 2017

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Kapitalist sömürü düzeni tarihinde eşi görülmemiş bir ekonomik krizle boğuşuyor. Sistemin efendileri ise bu krizin sosyal sonuçlarından bir süreliğine de olsa kurtulmanın, zaman kazanmanın şimdilik iyi bir formülünü bulmuş görünüyor: Koronavirüs!...
  • Neredeyse günün her saati konuşulan konu Covid-19! Salgından etkilenen ve ölen insanların sayıları adeta skorlar halinde gündemimize taşınıyor. İş öyle bir hal aldı ki hangi ülkeden kaç kişinin öldüğünü ve ülkemizdeki ölüm oranlarını konuşup sürekli...
  • Neredeyse tüm ülkelerde sağlık sistemi çökmüş durumda. Kapitalizm altında her şeyi paralı hale getiren patronlar sınıfı, sağlığa da aynı mantıkla yaklaşıyor. Hastanelere ticarethane, hastalara ise müşteri gözüyle bakıyorlar. Sağlık sistemlerinin...
  • Her yerde olduğu gibi bizim fabrikada da gündem koronavirüs. İlk haftalarda göstermelik bazı tedbirler alındı. Bir A4 kâğıdına yapılması ve yapılmaması gerekenler yazıldı. Tabi tek düşünceleri “işçinin sağlığı” olan patronlarımız bunlarla yetinmedi...
  • Patronların koronavirüs salgınını bahane etmelerine, fırsatçılığına şahit oluyoruz. Kapitalist sistemin debelendiği kriz çağındayız. Ekonomik kriz nedeniyle biz işçilerin, emekçilerin payına düşen hayat şartları daha da kötüye gidiyor. Bu da...
  • Kamu hastanesinde sağlık emekçisi olarak çalışıyorum. Tüm dünyanın ve özellikle sağlık emekçilerinin gündeminde olan Covid-19 salgınıyla ilgili işyerinde başka bir arkadaşımla yaptığım sohbeti aktarmak istedim. Bizler genelde nöbet çıkışlarında...
  • Kardeşler, bizler çeşitli sektörlerde sendikalı çalışan işçileriz. Sendikalarımızın bağlı olduğu konfederasyonların patron örgütleriyle birlikte aynı bildiriye imza attığını duyunca çok öfkelendik. Bu durumu size yazmak istedik. Sermaye sınıfı, “...
  • Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs gündemi ile birlikte sermaye sınıfı işçilerde, yoksul emekçilerde ve emekçi ailelerin çocuğu olan öğrencilerde tedirginlik ve korku oluşturmaya çalışıyor. Ne yapacağını bilemeyen örgütsüz kitleler bu korkunun...
  • Son günlerde malum herkesin tek bir gündem konusu var: Koronavirüs. Telefonlarda, sokakta, işyerinde, otobüslerde herkesin sadece bu konuyu konuşuyor. Gazetelerde, televizyonlarda tüm programlar koronavirüs üzerine. İnsanlar evden çıkmaya korkar...
  • Koronavirüse karşı önlem olarak söylenen “el yıkamak” Afrika’nın yoksul emekçileri açısından mümkün değil. Suya erişimin çok kısıtlı ve pahalı olduğu Afrika ülkelerinde hastaneler dahi sudan ve temel hijyen maddelerinden yoksun. Sağlık işçileri...
  • Patronlar ve hükümet, menfaatleri gereği, hangi yalana nasıl inanmamızı istiyorlarsa, bizi en kolay nasıl aldatacaklarsa öyle çevirip kıvırıyorlar. Bir şey anında tam karşıtına dönüşebiliyor. Yıllardır doğru olduğunu adımız gibi bildiğimiz şeyler...
  • Ben özel bir hastanede çalışan sağlık işçisiyim. Koronavirüsü bahanesiyle, üç haftadır arkadaşlarımız zorunlu yıllık izne veya ücretsiz izine çıkartıldı. İzne çıkartılırken “sizi korumak adına” diyen patronlar, virüs bahanesiyle krizin yükünü...
  • İçinden geçtiğimiz süreç tam anlamıyla at iziyle it izinin birbirine karıştığı bir dönemdir. Çok masum görünen şeylerin arkasında bile burjuvazinin kandırmacaları olabileceğini akıldan çıkarmamak gerekir. Burjuvazi ve temsilcileri, yaptıkları...