Navigation

Buradasınız

“Ekonomimiz Uçuyor”dan “Acı Reçete”ye

İşçi Dayanışması, No:152 Başyazı
Siyasi iktidar bin dereden su getiriyor ama ekonomik krizin varlığını kabul etmiyordu. İktidar sözcülerine göre Türkiye ekonomisi uçuyordu! Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak hiç çekinmeden toplumu aptal yerine koyan konuşmalar yapıyor; lira yaz sıcağındaki buz gibi erirken “dolarla ne işiniz var, ben dolarla ilgilenmiyorum” diyordu. Fakat ekonomik çöküşten kaynaklı birikip büyüyen sorunlar sonunda rejimin tepesinde gerilime yol açtı, Albayrak istifa etmek zorunda kaldı. Hemen ardından daha düne kadar “Türkiye’nin uçtuğunu” iddia eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “acı reçete”den söz etmeye başladı. Bu durum, iktidarın emekçilerin aklıyla alay ettiğinin, yalan söylediğinin, algı operasyonlarıyla toplumu oyalamak istediğinin itirafı değil mi?

Siyasi iktidar bin dereden su getiriyor ama ekonomik krizin varlığını kabul etmiyordu. İktidar sözcülerine göre Türkiye ekonomisi uçuyordu! Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak hiç çekinmeden toplumu aptal yerine koyan konuşmalar yapıyor; lira yaz sıcağındaki buz gibi erirken “dolarla ne işiniz var, ben dolarla ilgilenmiyorum” diyordu. Fakat ekonomik çöküşten kaynaklı birikip büyüyen sorunlar sonunda rejimin tepesinde gerilime yol açtı, Albayrak istifa etmek zorunda kaldı. Hemen ardından daha düne kadar “Türkiye’nin uçtuğunu” iddia eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “acı reçete”den söz etmeye başladı. Bu durum, iktidarın emekçilerin aklıyla alay ettiğinin, yalan söylediğinin, algı operasyonlarıyla toplumu oyalamak istediğinin itirafı değil mi?

Sermaye sınıfı palazlanırken, emekçiler ekonomik krizin ağır yükü altında eziliyor yani acı reçetenin bedelini ödüyor. Siyasi iktidar bugüne kadar “uçma” masallarıyla bu gerçeği gizlemeye çalıştı, yine çalışacak! Fakat durumu eskisi gibi idare edemiyor ve açıkça “acı reçete” yani “kemer sıkma programı” uygulayacağını söylüyor. Bunun anlamı yeterince açıktır: Önümüzdeki dönemde işçi sınıfı örgütlü bir karşı duruş gösteremezse, emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları daha da kötüye gidecek!

Ancak iktidarın emekçileri aldatma, oyalama, sindirme ve bu şekilde ömrünü uzatma stratejisinde hiçbir değişiklik olmamıştır. İktidar, ekonomik verileri çarpıtmaya, gerçek işsizlik ve enflasyon rakamlarını gizlemeye, dış siyasal gerilimleri kışkırtıp gündemi işgal etmeye, “müjde” haberleriyle algı operasyonları yürütmeye devam ediyor. Bu yolla hem tabanındaki kopuşu durdurmaya hem de toplumu oyalamaya çalıştı, çalışıyor. Fakat ekonomik kriz olmadığı ve her şeyin iyiye gittiği yalanını sürdürmek artık imkânsız hale gelmiş, çanak çömlek patlamıştır. Bu yüzden iktidar, emekçileri oyalayıp aldatmak için değişim ve reform söylemini tedavüle sokmuştur. Oysa iktidarın “reform” dediği şey, ulusal ve uluslararası sermayenin arzularını yerine getirmektir. Nitekim Erdoğan acı reçeteden söz ederken, Hazine ve Maliye Bakanlığına atanan Lütfü Elvan “piyasa dostu” bir program izleyeceklerini açıklamıştır. Ardından da faizler yükseltilmiştir. Faizlerin arttırılması ya da düşürülmesi bir sermaye politikasıdır; sermaye sınıfının çeşitli kesimlerinin çıkarlarıyla ilgilidir. Gerçek olan şu ki işgücünden başka satacak bir şeyi olmayan işçi sınıfı, her durumda bedel ödemektedir.

“Piyasa dostu” olmak sermaye dostu olmaktır. Peki, bu iktidar bugüne kadar farklı bir program mı izliyordu? Elbette hayır. Teşvik, ucuz kredi, hazine garantili ihale adı altında devlet kaynaklarını sermayeye aktaran bu iktidar değil mi? İşsizlik fonunu adeta yağmalayarak sermayenin cebine dolduran, grevleri yasaklayan, sendikaları baskı altına alan, işçilerin hakları için mücadele etmesinin önüne geçen yine aynı iktidardır! Sermaye sınıfı palazlanırken, emekçiler ekonomik krizin ağır yükü altında eziliyor yani acı reçetenin bedelini ödüyor. Siyasi iktidar bugüne kadar “uçma” masallarıyla bu gerçeği gizlemeye çalıştı, yine çalışacak! Fakat durumu eskisi gibi idare edemiyor ve açıkça “acı reçete” yani “kemer sıkma programı” uygulayacağını söylüyor. Bunun anlamı yeterince açıktır: Önümüzdeki dönemde işçi sınıfı örgütlü bir karşı duruş gösteremezse, emekçilerin çalışma ve yaşam koşulları daha da kötüye gidecek!

Türkiye işçi sınıfının özellikle son iki yılda yaşadığı yoksullaşma tartışılmazdır. Ardı ardına gelen krizlerden dolayı lira uçurumdan düşercesine değersizleşmiş, fiyatlar ve enflasyon yükselmiş, reel ücretler ve alım gücümüz düşmüştür. Yoksulluk skalasının üst sıralarından altlara doğru kitlesel bir kayış yaşanıyor. Her geçen gün daha fazla emekçi, mutlak yoksulluk basamağına itiliyor. Dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 2 bin 482 lira, yoksulluk sınırı ise 8 bin 86 liradır. Yani asgari ücret açlık sınırının bile altındadır ve bir işçi ailesinin bu ücretle geçinmesi imkânsızdır. İnanılmaz ama gerçek: Yılbaşından bu tarafa asgari ücret dolarla kıyaslandığında 800 lira değer kaybetmiştir. Asgari ücret 2012’de 413 dolar, 2013’te 423 dolar ederken, 2020’nin sonunda 300 doların altına gerilemiştir. Görüleceği gibi Türkiye’de ortalama işçi ücreti haline getirilen asgari ücret, geçen yıllar içinde ileriye gideceğine bir hayli geriye savrulmuştur. Öyleyse bizim cebimizden çıkan nereye gitti? Doğada ve evrende madde kaybolmaz, yalnızca dönüşür ve yeni bir biçim alır. Aynı şekilde, bizim cebimizden çıkan paralar buhar olup uçmadı, ister yerli isterse yabancı olsun patronlar sınıfının kasasına gitti. Çünkü reel ücretlerimizin düşmesi, işgücü maliyetinin de ucuzlaması ve patronların bizi daha ucuza çalıştırarak daha fazla sömürmesi, daha fazla kâr etmesi anlamına gelir.

AKP iktidarı yıllardır Türkiye’nin büyük güç haline geldiğini, uçtuğunu, öyle ki Avrupa’nın bile bizi kıskandığını propaganda ediyor. Ne var ki gerçek bambaşkadır. Türkiye 1990’da dünya ekonomi sıralamasında 19. sıradaydı. Aradan 30 yıl geçmesine rağmen, 2019 itibariyle yine aynı sıradadır ve üstelik bu yıl daha geriye düşmesi bekleniyor. Kişi başına gelir hesabına göre ise, yine aynı yıllar karşılaştırıldığında 49. sıradan 74. sıraya düşmüştür. Oysa aynı dönemde kişi başı gelir sıralamasında Kore, 42. sıradan 30. sıraya yükselmiştir. Kuşku yok ki kişi başına gelir hesabı bir burjuva ideolojisidir; ülkenin bir yıllık gelirini kâğıt üzerinde tüm topluma eşit şekilde paylaştırmaya dayanır. Ancak yine de bir ülkenin nereye gittiği hakkında fikir verir. Tablo, egemenlerin emekçilere gerçekleri söylemediğini gözler önüne seriyor.

Kaldı ki bir ülkenin ekonomik olarak büyümesi ve büyük güçler arasına girmesi, o ülke işçi sınıfının refaha ereceği anlamına gelmiyor. Çin ekonomisi son 30 yılda tam 35 kat büyüyerek dünyada ikinciliğe yükselmiştir. Fakat işgücünün son derece ucuz olduğu Çin, sermaye için yüksek kâr, işçi sınıfı içinse aşırı sömürü ve cehennem koşulları anlamına geliyor. Elbette bir ülkenin ekonomik olarak ne kadar geliştiği önemlidir ama gerçekte işçi ücretlerini ve işçi sınıfının yaşam standardını belirleyen şey verilen mücadeledir. İşçi sınıfı örgütlenip mücadele etmeden yaşam koşullarını daha iyiye doğru ilerletemez. 1980 askeri faşist darbesi Türkiye işçi sınıfının ekonomik ve demokratik haklarına ağır bir darbe vurmuştur. O günden beri işçi sınıfının hakları gerilemektedir. Bugün fazla mesaiye kalmadan, gece gündüz çalışmadan, bankalardan kredi çekip borç yükü altına girmeden ihtiyaç duyulan geçim araçlarına ulaşmak, onları çeşitlendirmek ve geçinmek imkânsız hale gelmiştir.

Gazetemizin üçüncü sayfasında okuyacağınız gibi, siyasi iktidar salgını bahane ederek çalışma yaşamını bir kez daha yeniden düzenliyor ve orman kanunlarını egemen kılmak istiyor. Ücretsiz izin ve kısa çalışma uygulaması sermaye sınıfının elinde tam bir sopaya dönüşmüştür. Bu uygulamayla sendikalaşan, hakkını arayan işçiler cezalandırılmakta, emeklilik süresi uzatılmakta ve milyonlarca insan asgari ücretin çok altında bir gelire mahkûm edilmektedir. İktidar, 25 yaş üstü ve 50 yaş altındaki işçileri esnek ve kıdem tazminatı olmadan çalıştırmanın yolunu açmak istemiş ama işçi örgütlerinden gelen baskı üzerine şimdilik geri adım atmıştır. Ancak ilk fırsatta yeniden saldırıya geçecektir. İktidar ve sermaye sınıfı, uzun zamandır Türkiye’yi “Çin gibi yapmak” yani ücretleri alabildiğine düşürmek, iş saatlerini uzatmak, esnek ve güvencesiz çalıştırmak istiyor.

10 milyondan fazla işçi işsiz, gençler geleceksiz ve umutsuzdur. İşsizlik, derinleşen yoksulluk ve çalışma yaşamında orman kanunlarının hâkim kılınması bizi vururken, sermaye sınıfının yüzünü güldürüyor. Bilmeliyiz ki bugün içine itildiğimiz kötü koşullar biz birleşmedikçe ve haklarımız için mücadele vermedikçe değişmeyecek.

26 Kasım 2020

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Siyah emekçilere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor. ABD’de geçtiğimiz Mayıs ayında George Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada emekçilerin adalet talebi yükselmiş, meydanlar ırkçı nefrete karşı dolup taşmıştı. Kıtadan kıtaya sıçrayan...
  • Sağlık sistemindeki çöküş salgınla birlikte daha görünür hâle geldi. Sağlık çalışanlarının yükü artarken, dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de sağlık işçileri bu duruma sessiz kalmıyor. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikasının (SES...
  • Çok şahit olmuşuzdur ilginç haber başlıklarına. “Emeklilere Müjde”, “Çalışanlara Müjde”, “Artık Herkes Kıdem Tazminatı Alacak” vs... Ama haber içeriğine baktığımızda hiç de müjdeli bir şeyle ya da başlıkta söylendiği gibi heyecan verici bir haberle...
  • “Bir adım öne geçme zamanı! 60 yıllık tecrübemizi çalışma hayatımızın yarınları için seferber ediyoruz. Ülkemizi geleceğin merkezi yapmak için teknoloji hareketini başlatıyoruz.” Metal Sanayicileri Sendikası MESS ilk ürününü paylaşmaktan gurur...
  • Sağlıklı bireyler olabilmek başta sağlıklı beslenmekten geçiyor. İyi beslenenler daha az hasta olurlar. Özellikle kanser gibi önemli hastalıklara yakalanma riskleri de düşer. Bağışıklık sistemleri güçlü olduğundan Covid-19 gibi bulaşıcı hastalıklara...
  • Koronavirüs salgını dünyanın her yerinde sağlık işçilerinin iş yükünü daha da arttırdı. Bu süreçte hayata geçirilen tüm uygulamalar bilim kisvesi altında yapılırken gelin biz de artan iş yükü ve gece mesailerini bilimsel çerçevede değerlendirelim....
  • Ah ah ne günlerdi! Hasta olmaktan ve iğnelerden korksam da hasta olunca yiyeceğim güzel yemeklerin hayalini kurardım çocukken. O zamanlar pek öyle dolabımız dolmazdı. Okula giderken yılda toplasan beş defa bile harçlık aldığımı bilmem. Alsak bile en...
  • Pandemi ortaya çıktığından beri biz işçilerin sırtına binen yük her geçen gün artıyor. Biz işçiyiz, yük hayvanı, bir alet ya da makine parçası değiliz. Bizlerin de yaşamları, aileleri ve özlemleri var. Ama öyle bir düzende yaşıyoruz ki, biz işçiler...
  • Dünyanın birçok ülkesinde ücret artışı, iş güvenliği önlemlerinin alınması, ağır çalışma koşullarının düzeltilmesi, sağlık alanında daha fazla istihdam gibi taleplerle sokaklara çıkan sağlık işçilerine İranlı sağlık işçileri de katıldı. İşçiler 2...
  • UİD-DER olarak, sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı yılbaşı akşamı ve takip eden üç gün boyunca yaptığımız yayın akışı sırasında dünyanın dört bir yanından sınıf kardeşlerimizin mücadelelerini hatırlattık. “Zamanı Karanlığa Boğanlara İnat Umut...
  • 2020 yılı işçi sınıfının haklarına yönelik büyük saldırıların gerçekleştiği bir yıl olarak geride kaldı. İşçilerin haklarını kırpmak, gasp etmek için her fırsatı değerlendiren sermaye sınıfı, koronavirüs salgınını da büyük bir fırsat olarak gördü ve...
  • Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş. Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar...
  • İş güvenliği önlemlerinin alınmaması nedeniyle sık iş cinayetlerinin gerçekleştiği sektörlerin başında gelen tersanelerde yine bir iş cinayeti yaşandı. İstanbul’da Tuzla Gemi Tersanesinde 9 Ocakta gerçekleşen iş cinayetinde 25 yaşındaki İsmail...

UİD-DER Aylık Bülteni