Navigation

Buradasınız

Fazla Mesailer Çözüm mü?

Kasım 2012, No: 56
İşçilerin ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri ve geçinebilmeleri patronların umurunda değildir. 739 lira asgari ücretle çalışan işçi, ay sonunu getirebilmek için gece gündüz demeden fazla mesai yapmasına rağmen, eline geçen para açlık sınırına ancak ulaşabiliyor.

Geçim sıkıntısı, işçilerin belini bükmeye devam ediyor. İşçilerin ücretleri yerinde sayarken ve işçilerin alım gücü düşerken, iğneden ipliğe her şeye fahiş zamlar yapılıyor. Hayat pahalılığı işçilerin yaşamını daha da kahredici hale getiriyor.

En temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için çırpınan işçiler, çıkış yolunu fazla mesailere kalarak gelirlerini arttırmakta görüyorlar. Patronlar, işçilere “daha fazla çalışın, siz de kazanın, biz de kazanalım” diyorlar. Ama bu boş bir yalandan başka bir şey değildir. Haftalık çalışma süresi yasalara göre 45 saat olmasına rağmen, fazla mesailerle birlikte haftalık çalışma 70-75 saate kadar çıkıyor. İşçiler sabahın kör karanlığında fabrikalara giriyor, gecenin bir yarısı evlerine dönüyor. Bazen, evlerine dönme şansı bulamadan sabahlamalara kalıyor; çocuklarının, eşlerinin yüzünü dahi göremez hale geliyorlar. İşçiler 7’li, 12’li, hatta 21’li vardiya sistemiyle fabrikalara hapsediliyor. Patronlar sermayelerine sermaye katarken, işçiler ise yoksullaştıkça yoksullaşıyor.

Adına kapitalizm denen bu sömürü sisteminde üretim, patronların kâr hırsı ve arzularına göre yapılıyor. Her şey buna göre kurgulanıyor. İşçilerin ihtiyaçlarını karşılayabilmeleri ve geçinebilmeleri patronların umurunda değildir. 739 lira asgari ücretle çalışan işçi, ay sonunu getirebilmek için gece gündüz demeden fazla mesai yapmasına rağmen, eline geçen para açlık sınırına ancak ulaşabiliyor. Sendikaların açıklamasına göre açlık sınırı 1000, yoksulluk sınırı ise 3000 liranın üzerindedir. İşçiler gece gündüz çalışıyorlar ama ne açlıktan ne de yoksulluktan kurtulabiliyorlar. Böylece karın doyurmanın bedeli, uzayan çalışma saatleri ve tükenen bedenler oluyor.

Ücretler düşük tutularak, işçiler uzun çalışma saatlerine mahkûm ediliyor. Çalışma saatlerinin uzunluğu nedeniyle bir robottan farkımız kalmıyor. Patronlar; ailemize, sevdiklerimize ve sosyal yaşantımıza ne kadar zaman ayıracağımıza, evdeki vaktimizi nasıl geçireceğimize kadar hayatımızın her alanını belirliyorlar. İş saatleri dışında kalan zamanda, ertesi gün işe gidebilmek ve yoğun tempoyla çalışmaya katlanabilmek için evden dışarı dahi çıkamıyoruz. Fazla mesailerden zaman kalsa bile cebimizde para olmuyor.

Patronlar, işçileri sadece fabrikalarda çalışan, sosyal bir yaşamı olmayan, aileleriyle, sevdikleriyle vakit geçiremeyen makineler gibi görüyorlar. Her defasında ailenin kutsallığından bahseden ikiyüzlü patronlar sınıfı, sıra siparişlerinin yetişmesine gelince bir anda ailenin kutsallığını unutuyorlar. İşçi Dayanışması’na sıkıntılarını anlatan bir işçi, 12 saat çalıştığı ve çocuklarının yüzünü göremediği için feryat ediyor. Bir taraftan üç kuruş daha fazla kazanabilmek ve çocuklarının karnını doyurabilmek için çalışıp didinirken, diğer taraftan çocuklarıyla zaman geçiremeden, onların büyüdüğünü göremeden yaşamı tükenip gidiyor. Tüm bunlar işçilerde telafisi mümkün olmayan ruhsal çöküntülere, psikolojik sorunlara yol açabiliyor. İntiharların, ailesini katledenlerin sayısının her geçen gün bu denli artması boşuna değildir.

Fazla mesailerle uzayan iş saatleri, kaçınılmaz olarak meslek hastalıklarını ve iş kazalarını da beraberinde getiriyor. 36 saat kesintisiz çalışmaya zorlanan işçiler varken patronlar, utanmadan iş kazalarının sebebini “işçinin dikkatsizliği” olarak gösterebiliyorlar. Günde birkaç saat uyku ile işe devam eden bir işçiden aynı dikkati sürdürmesi beklenebilir mi?

Çoğu işyerinde, iş başvurusuna giden işçiye daha en baştan “sabah giriş belli, akşam çıkış ise iş ne zaman biterse” deniliyor. Yani “mesaiye kalacaksan işbaşı yaparsın, yoksa sen bilirsin” diyorlar. Daha en baştan işçi fazla mesailere kalmaya mecbur ediliyor. Mesailere kalmayan işçilerse işten çıkartılmakla tehdit ediliyorlar. Hem patronların baskısı hem de düşük ücretler nedeniyle başka çaresi olmadığını düşünen işçi fazla mesailere itiraz edemiyor.

Oysa uzayan iş saatlerinden ve fazla mesailerden kurtulmanın yolu, bir araya gelmekten, ücretlerimizin yükseltilmesi ve iş saatlerinin kısaltılması için mücadele etmekten geçiyor. Bu pek çok işçi kardeşimize hayal gibi gelebilir. Ama mücadele verdiğimizde bir hayal olmadığını ve yeni hakların ancak mücadele ederek elde edilebileceğini görmüş oluruz. İş saatlerinin kısaltılması ve ücretlerimizin temel ihtiyaçlarımızı karşılayacak şekilde yükseltilmesi için, patronlar karşısında bir güç olmalıyız. İşçilerin gücü birliğinden gelir. İşçiler olarak birlik olduğumuzda ailelerimize, sevdiklerimize ve arkadaşlarımıza daha fazla vakit ayırabiliriz.

15 Kasım 2012

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Bir lise öğrencisi: Bir öğrenci olarak az çok tahmin edeceğiniz masraflarım var, ancak aynı masrafları karşılamak için artık daha fazla para gerekiyor. Ailem ve ben okul masraflarının pahalılığından şikâyetçiyiz. Örneğin benim okulum devlet okulu...
  • Birçok ülkede, farklı tarihlerde “çocuk günü” vardır ve o günlerde çocuklar hatırlanır, iyi dileklerde bulunulur. UNICEF ise 191 ülke tarafından kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesinin imzalandığı gün olan 20 Kasımı Dünya Çocuk günü olarak kutluyor...
  • TÜİK’in Ağustos ayına ait işgücü istatistikleri, işsizliğin her geçen ay daha da arttığını gösteriyor. TÜİK’in rakamlarına göre, 2019 Ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre işsiz sayısı 980 bin kişi artarak 4 milyon 650 bine yükseldi....
  • UİD-DER’li bir emekçi kadın çalıştığı işyerinde kadın arkadaşlarıyla yaptığı bir sohbeti şöyle aktarıyor: “İsviçre’de kadınların eşit işe eşit ücret talebiyle yaptığı grev üzerine sohbet ediyorduk. Arkadaşlarımın bu grevden haberi yoktu....
  • DİSK’e bağlı işyerlerinde çalışan işçiler, yarım gün iş bırakarak “kıdem tazminatının gaspına hayır, vergi adaleti istiyoruz” sloganıyla Konak Meydanına yürüdü. 181 gündür işlerine dönmek için direnen Aliağa Belediyesi işçileri de kendi...
  • DİSK, Türk-İş ve Hak-İş genel başkanları, vergi adaletinin sağlanması talebiyle Türk-İş Genel Merkezinde bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş...
  • Başarıya giden yol nedir, hiç düşündünüz mü? Şimdi bu soruyu niye sordum merak ediyor olabilirsiniz. Kurbağalar ile ilgili bir hikâye okudum. Bu hikâye çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim. Üzerine biraz düşününce hayatımızda da bu...
  • İstanbul Fatih’te 6 Kasım Çarşamba günü dört kardeş evlerinde ölü bulundu. Tanıdıkları haber alamayınca evlerine gittiler ve kapıda “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu ile karşılaştılar. Notu gören kardeşlerin tanıdıkları polise...
  • Milyonlarca işçinin brüt ücretinden yapılan kesintiler, işçinin yıllık gelirine göre değişiyor. Geliri 18 bin liraya kadar olanlardan yüzde 15, 18 binle 40 bin lira arasında olanlardan yüzde 20, 40 binle 148 bin lira arsında olanlardan ise yüzde 27...
  • TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, beklenen büyük İstanbul depreminin olası sonuçlarına ilişkin 11 Kasımda bir çalıştay düzenledi. Düzce depreminin 20. yılında Kadıköy’de düzenlenen İstanbul Deprem Çalıştayında, 20 milyonluk mega kentin depreme...
  • Zeytinoğlu Grubu’na bağlı Entil Endüstri, Halpaki Döküm ve Tarkon Makine işçilerinin kıdem tazminatları ve 5 aylık ücretlerinin ödenmesi talebiyle 4 Kasımda başlattıkları nöbet eylemi devam ediyor. 3 fabrikada çalışan işçiler, taleplerini duyurmak...
  • 17 Ağustos depremini Kocaeli Karamürsel’de yaşamış birisi olarak, o gece ve sonrasında yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. O zamanlar eşim İstanbul’da çalışıyor, ben 1 yaşındaki kızım ve 4 yaşındaki oğlumla annemde kalıyordum. 17 Ağustos...
  • Genç yaşlı, evli bekâr, köylü, şehirli, Avrupalı, Asyalı fark etmiyor. Dünyanın her yerinde baskı altına alınıyor, şiddet görüyoruz. Kadınların emek gücü ucuzdur. Bu düzende söz hakkımızı erkekler belirlemek istiyor. Çalışıyor ve ev geçindiriyoruz...