Navigation

Buradasınız

İşçi Sınıfı Alternatifsiz Değil!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 132
Ekonomik kriz her geçen gün, üreten ve alın teri döken emekçilerin canını daha fazla yakıyor. Şu ana kadar yüz binlerce işçi işini kaybetti. İşsiz sayısı son bir yılda bir milyondan fazla arttı. Resmi işsizlik oranı yüzde 13,5’a fırlarken, işsizlerin sayısı 4 milyonu aştı. Bu rakamlar TÜİK’e aittir ve iktidarın denetimindeki bu kurum işsizlik rakamlarını düşük gösteriyor. Gerçekte ise işsizlerin sayısı 7 milyondan fazladır. Yüz binlerce gencimiz, hayatlarının en verimli döneminde işsizlik bunalımıyla boğuşuyor.

Ekonomik kriz her geçen gün, üreten ve alın teri döken emekçilerin canını daha fazla yakıyor. Şu ana kadar yüz binlerce işçi işini kaybetti. İşsiz sayısı son bir yılda bir milyondan fazla arttı. Resmi işsizlik oranı yüzde 13,5’a fırlarken, işsizlerin sayısı 4 milyonu aştı. Bu rakamlar TÜİK’e aittir ve iktidarın denetimindeki bu kurum işsizlik rakamlarını düşük gösteriyor. Gerçekte ise işsizlerin sayısı 7 milyondan fazladır. Yüz binlerce gencimiz, hayatlarının en verimli döneminde işsizlik bunalımıyla boğuşuyor. Evine ekmek götürmek, evin geçimine ortak olmak isteyen milyonlarca kadın çalışacak iş bulamıyor. Urfa’da geçici iş için açılan bin kişilik kadroya 44 bin kişinin başvurması, bunun için şehir stadyumunda kura çekilmesi, işsizliğin nasıl can yakıcı bir sorun haline geldiğini gözler önüne seriyor.

İşçiler, emekçiler, kardeşler!

İşçiler işsizliğe, hayat pahalılığına, yoksulluğa, demokratik hakların yok edilmesine tepkililer, ama “alternatif yok” diyorlar. Pek çok işçi, çıkışsız olduğunu düşünerek ve korkutma politikasının etkisinde kalarak iktidarı destekleyebiliyor. Oysa kardeşler, mesele oy verilecek alternatif bir parti bulma meselesi değildir. Asıl mesele, işçi sınıfının örgütlenmesi, dayanışmasını güçlendirmesi, bir sınıf olarak hareket etmeyi başarmasıdır. Alternatif işçi sınıfının bizzat kendisi, örgütlü gücüdür!

Üstelik ekonomik veriler, önümüzdeki dönemde işsizliğin daha da artacağını gösteriyor. Krizden dolayı ekonomi küçülmeye başlamıştır ve 31 Mart seçimlerinden sonra krizin etkisinin daha da artacağı bir sır değildir. Ücretlerimiz artan enflasyon karşısında eridikçe eriyor. Bu yüzden evimize giren gıdanın miktarı azalmakla kalmıyor, kalitesi de düşüyor. İktidarın politikaları yüzünden tarım çökmüş durumda! Patatesi bile evimize götürmekte zorlanıyoruz, bibere ise camekânın arkasındaki pırlanta gibi uzaktan bakıyoruz. Bildiğimiz acı soğanı baş tacı eder hale geldik!

Üreten, alın teri döken milyonlar bu halde yaşarken, siyasi iktidar sorumluluğu üzerine almayarak, kendisinden başka herkesi suçluyor. Yıllarca “kuyrukları bitirdik” propagandası yapıp oy isteyenler, utanıp sıkılmadan tanzim satış kuyruklarına “bereket kuyruğu” diyebiliyorlar. Ancak iktidarın üreticiyi, halcileri, pazarcıyı, kendisini eleştiren muhalefeti suçlamasıyla, hatta “terörist” demesiyle sorun çözülmüyor. Mızrak çuvala sığmıyor. Bu yüzden, sıkışan ve toplumsal desteği eriyen iktidar, tüm gücüyle gündemi değiştiriyor ve gerçeklerin üzerini kapatmaya çalışıyor.

Kardeşler!

Her türlü yalanın bağıra bağıra söylendiği, gerçeklerin katledildiği, utanma arlanma duygusunun ayaklar altına alındığı, emekçilerin sahte gündemler etrafında kutuplaştırıldığı bir dönemden geçiyoruz. ABD’den Türkiye’ye kadar egemenler, dini inançlarımızı, ahlâk anlayışımızı, duygularımızı kendi çıkarları için tepe tepe kullanmaktan çekinmiyorlar.

İktidar sahipleri yalan söylerken son derece rahatlar. Çünkü toplumun ve emekçilerin örgütsüz olduğunu biliyorlar. Gazete ve televizyonlardan sosyal medyaya kadar muazzam bir gücü ellerinde tutuyorlar. Medyayı kullanarak aklımıza ket vurmak, her türlü düşünce sürecinin önünü kesmek ve hiçbir şeyi sorgulamayan robotlara dönüştürmek istiyorlar. Toplumdaki gerilimi tırmandırıyor, emekçileri kutuplaştırıyor, böylece krizin, işsizlik ve yoksulluğun üzerini kapatıyorlar. “Ben olmazsam kaos olur” diyerek bizi korkutmak, başka bir alternatif olmadığına bizi inandırmak, yoksulluğu ve zorbalığı gönüllüce kabullenmemizi istiyorlar. Peki, başka bir alternatif yok mu?

Ne yazık ki işçi sınıfı şu anda örgütlü olmadığı için siyaset sahnesine bir sınıf olarak çıkamıyor. Bu yüzden işçiler kendilerini yalnız hissediyorlar. İşsizliğe, hayat pahalılığına, yoksulluğa, demokratik hakların yok edilmesine tepkililer, ama “alternatif yok” diyorlar. Pek çok işçi, çıkışsız olduğunu düşünerek ve korkutma politikasının etkisinde kalarak iktidarı destekleyebiliyor. Oysa kardeşler, mesele oy verilecek alternatif bir parti bulma meselesi değildir. Asıl mesele, işçi sınıfının örgütlenmesi, dayanışmasını güçlendirmesi, bir sınıf olarak hareket etmeyi başarmasıdır. Alternatif işçi sınıfının bizzat kendisi, örgütlü gücüdür!

Bugün “yapacak bir şey yok” diyerek alternatifsizlikten şikâyet eden, örgütlenmekten uzak duran bir işçi, on yıllar geçse de sömürülmekten ve yoksulluktan kurtulamaz! Babası, dedesi, nenesi kurtulamadığı gibi! Kapitalist düzende zenginler daha fazla zenginleşirken, üreten milyonlar sömürülmeye ve yoksulluk koşullarında yaşamaya devam eder. Ta ki işçi sınıfı bu düzeni değiştirene kadar!

Kardeşler!

Dünya işçi sınıfının muazzam bir deneyimi var. İşçi sınıfı geçmişte büyük kavgalar verdi, direnişler sergiledi ve bu sayede pek çok hak kazandı. “Hak verilmez, alınır” özdeyişini tarihe kazıdı. Bir sınıf olarak hakları olduğunu patronlar sınıfına zorla kabul ettirmeyi başardı. Avrupa ve Amerika işçi sınıfı 14 saatlik işgününü önce 12 saate, sonra 10 saate ve daha sonra da 8 saate indirdi. Sermaye sınıfı “batıyoruz” diyerek kıyameti kopartıyordu ama işçi sınıfı bu yalana aldırmıyor, koşullarını düzeltmek için mücadeleyi sürdürüyordu. Bu sayede oy kullanma, sendika kurma, grev yapma haklarını dişiyle tırnağıyla kazandı. Sosyal sigorta sistemi oluşturulmasını sağladı, emeklilik hakkını elde etti. Ağır çalışma koşullarını ve kötü yaşam koşullarını düzeltmeyi başardı. Ücretlerini yükseltti, sosyal haklarını genişletti. Bugün tüm dünya işçi sınıfı, hâlâ geçmiş kuşakların verdiği bu destansı mücadelelerin mirasını yiyor.

Eğer işçi sınıfı oturup iktidardan kendisine bir şeyler vermesini bekleseydi, hiçbir şey alamazdı. Çünkü hangi ülkede olursa olsun sermayeden yana hükümetler, kapitalist sömürü düzenini savunurlar. Hükümetleri işçi haklarını tanımak üzere harekete geçiren işçi sınıfının örgütlü gücüdür, baskısıdır. Bugün işçi sınıfı güçlü olmadığı, AKP hükümeti işçilerin örgütlü basıncını hissetmediği için bu kadar keyfi davranabiliyor. Bizleri horlayıp aşağılayabiliyor. Milyonlarca EYT’linin haklarını gasp edip “türedi” diyebiliyor. Kutuplaştırıcı siyasetiyle emekçileri bölüp parçalamayı başarabiliyor. Krizin faturasını bize kesebiliyor.

Kardeşler, artık gözlerimizi açmanın ve yeter demenin zamanı geldi, geçiyor. “Alternatif yok” diyerek çaresizce beklemek yerine sendikalarımızda ve diğer işçi örgütlerimizde bir araya gelmeli, örgütlenmeli, dayanışmamızı güçlendirmeliyiz. Bunu yaparken, krizin faturasını bize kesen, haklarımızı gasp eden bu iktidara tepkimizi göstermekten geri durmayalım! İşsizliğe, yoksulluğa, tanzim satış kuyruklarına, aşağılanmaya, demokratik hakların yok edilmesine, kadına şiddete, iş cinayetlerine HAYIR diyelim!

20 Mart 2019

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Salgın… Sokağa çıkma yasakları, toplumun korkutulup eve hapsedilmesi… Kapanan restoranlar, mağazalar... Büyüyen online alışveriş firmaları… Bu firmalarda çalışanların ve kuryelerin artan iş yükü ve solan yaşamlar… Sokakta, caddede, her taraftan...
  • Çiftçiler Ayakkabı fabrikasında çalışan işçiler patronun keyfi uygulamalarına, yaptığı haksızlıklara karşı defalarca seslerini duyurmaya çalışmış, ancak yönetim duymazlıkdan gelmişti. Bu yaşananlar karşısında işçiler Deriteks sendikasında örgütlenme...
  • 2022 yılında Katar’da düzenlenecek Dünya Kupası için uluslararası müsabakalar yakın zamanda başladı. Müsabakalar sırasında ve sonrasında Almanya, Norveç, Hollanda ve İrlanda başta olmak üzere bazı ulusal ekiplerin gündeminde turnuvanın oynanacağı...
  • Nisan ayı başında çeşitli sektörlerden işçiler olarak buluştuk. Covid-19 pandemisi bahane edilerek patronların haklarımızı nasıl da fütursuzca gasp ettiğini konuştuk. Aynı zamanda yine bu süreçte mücadele ederek haklarını koruyabilen işçilerin...
  • ABD’nin Alabama eyaletinde Warrior Met şirketinin kömür madenlerinde çalışan 1100 maden işçisi greve çıktı. Amerika Birleşik Maden İşçileri Sendikası’na (UMWA) üye işçiler, talep ettikleri ücretin kabul edilmemesi karşısında 1 Nisanda iş bıraktı.
  • Gece-gündüz, salgın-hastalık demeden marketten evlere, restoranlardan işyerlerine her türlü ihtiyacı taşıyan kuryeler, motorlarını ve bisikletlerini bu kez adil bir ücret ve daha iyi çalışma koşulları için sürdü. Özellikle salgın sürecinde payına...
  • Üzgünüm çocuğum, üzgünüm./ Alamadığım oyuncaklara,/ Yaşayamadığın çocukluğa,/ Alışamadığın açlığa!/
  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.

UİD-DER Aylık Bülteni