Navigation

Buradasınız

İşçiler Vergi Adı Altında Nasıl Yolunuyor?

Kasım 2015, İşçi Dayanışması No:92

İşçilerin ücretleri düşük, çalışma koşulları ağır, hayat pahalılığı malûm… Temel besin maddelerine, elektrik, doğalgaz, su, meyve, sebze fiyatlarına her sene işçi ücretlerine yapılan zamdan daha fazla zam yapılıyor. İşçi ücretleri genellikle asgari ücret oranında arttırılarak düşük tutuluyor. Asgari ücret ise sefalet ücreti olarak kalmaya devam ediyor. Enflasyona bakarak ücretlerin hayat pahalılığı karşısında nasıl eridiğini net bir şekilde görebiliriz. Yani nereden bakarsak bakalım işçinin ekmeği küçülmeye devam ediyor.

Biz işçilerin yaşam koşulları böyle ama yine de patronlardan daha fazla vergi veriyoruz. Ekmeğin, suyun, sebzenin, çayın, peynirin, etin, giysinin, buzdolabı gibi beyaz eşyanın vb. fiyatına eklenen Katma Değer Vergisi (KDV) ile Özel Tüketim Vergisi (ÖTV), temel ihtiyaçların fiyatlarının artmasına neden oluyor. Bunun anlamı, temel ihtiyaçlardan bile kısmak zorunda kalmamız demektir.

KDV ve ÖTV’ye dolaylı vergi deniliyor. Bu şekilde alınan vergilerin oranları 1980’den bu yana her yıl arttı. Gelir, emlak ve kurumlar vergilerini kapsayan dolaysız vergiler ise düştü. Bu çok önemlidir. Çünkü gelir vergisinde oranların düşmesi demek patronlardan daha az vergi kesilmesi demektir. İşçileri sömürerek yüksek gelirler elde eden patronlardan düşük vergiler alınırken, dolaylı vergiler arttırılarak vergi yükü esas olarak toplumun çoğunluğunu oluşturan işçi-emekçilerin sırtına yıkılıyor.

Toplam vergi miktarı içindeki KDV gibi dolaylı vergilerin oranları son 35 yılda sürekli artarken, dolaysız vergi olan gelir vergisi oranları sürekli düştü. Örneğin toplanan vergi miktarı dikkate alındığında, 1980’de dolaylı vergi oranı yüzde 37, dolaysız vergi oranı yüzde 63’tü. 2014’te toplam vergi miktarı içinde dolaylı vergi yüzde 68’e çıkarken, dolaysız vergi yüzde 32’ye düştü. Yani paraya para demeyen patronlar daha az gelir vergisi ödemekle kalmıyor, aynı zamanda ekmeğe, suya, peynire, zeytine, yakıta asgari ücretle geçinen bir işçiyle aynı vergiyi ödüyor. Gelir vergisi adı altında işçi ücretlerinden kesilen vergilerin ne denli yüksek olduğunu da eklemek lazım. Eşitlik dedikleri de bu olsa gerek!

2015’in ikinci yarısı itibariyle, brüt 1273,5 lira olan asgari ücretin 363 lirası kesiliyor. 363 liranın 162 lirası gelir vergisi, yaklaşık 10 lirası da damga vergisi olarak kesiliyor. Asgari Geçim İndirimiyle birlikte ay sonunda işçinin eline net 1000 lira geçiyor. Sigortalı milyonlarca işçinin yüzde 41’i asgari ücretle geçinmeye çabalıyor.

Türkiye’de toplam vergi geliri içinde yüzde 70’e yaklaşan dolaylı vergi oranı, Avrupa Birliği ülkelerinde çok daha düşük. AB ülkelerindeki ortalama oran yüzde 33.

Emekçiler yüksek vergi ödüyorlar, ödedikleri vergiler üzerinden ülkenin bütçe kaynağının önemli bir bölümünü sağlıyorlar. Peki, verginin karşılığını hizmet olarak alabiliyorlar mı? Hayır! Sağlık, eğitim, ulaşım ve iletişim hizmetleri emekçilere parasız olarak sağlanıyor mu? Tabii ki hayır!

Aksine, bu hizmetlerin hepsi için ek ücretler ödemek zorundayız. Örneğin sağlık hizmeti alan bir sigortalı işçinin hastanenin türüne göre “muayene katkı payı”, ilaç için de yüzde 20 oranında katkı parası ödemesi gerekiyor. İşçiden sağlık sigortası primi kesen devlet, bunun karşılığında işçiye ücretsiz ve nitelikli sağlık hizmeti sunmayı vaat ediyor. Ancak işçi prim ödemekle kalmıyor, bir de “katkı payı” adı altında yolunuyor.

“Parasız” denilen eğitim hizmeti için de, okul yönetimleri okulun yakıt, temizlik vb. masraflarını ailelerden tahsil ediyor. Gerekçe ise devlet bütçesinden okullara yeterli kaynak ayrılmaması. Tümüyle parasız olması gereken ulaşım hizmeti de hem paralı hem çok pahalı.

İşçi sınıfı inşaatlarda, fabrikalarda, maden ocaklarında döktüğü alın teriyle dünyadaki bütün zenginlikleri üretiyor. Sefalet koşulları altında yaşamaya mahkûm edilen işçilerin, yaşam koşullarının iyileşmesi, çalışma koşullarının düzeltilmesi patronların insafa gelmesiyle gerçekleşmeyecek. Bugüne kadar en ufak kazanımını bile mücadeleyle elde eden işçilerin haklarını genişletmek için mücadele etmekten başka şansları yoktur.

19 Kasım 2015

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...
  • 30 yaşında üniversite mezunu bir işsiz kadın arkadaşımız KPSS’den barajın üstünde puan aldıktan sonra devlet memurluğuna başvuru için klavye kursuna gidiyor. Anlattıkları milyonlarca gencin hikâyesi. Bin bir hayalle üniversiteden mezun olduktan...
  • Fırat Eroğlu henüz 17 yaşındaydı, uzun kirpikleri, kara gözleriyle şirin mi şirin bir delikanlıydı. Motokurye olarak çalışıyordu. Ne yazık ki her gün iş kazalarında yaşamını yitiren onlarca işçiden biri oldu gençliğinin baharında. UİD-DER’li...
  • Kapitalistler sadece çeşit çeşit mallar, ürünler satmaz, olağanüstü başarı hikâyeleri de satarlar. Amazon, Microsoft, Disney, Apple, Tesla… Ya da yerli hikâyeler? Sabancı, Zorlu Holding veya Acun Medya… İmkânsızlıklardan doğan bu başarı...

UİD-DER Aylık Bülteni