Navigation

Buradasınız

Ayaklanan Arap Emekçileri Diktatörleri Alaşağı Etti

İsyan Ateşi Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da

Şubat 2011, No: 35

AKP hükümetinin meclisten geçirdiği “torba yasa”yla işçi sınıfının elindeki son kırıntılara da el konulacak, sömürü daha da katmerli hale gelecek. İşçi sınıfına dönük saldırılar giderek ağırlaşıyor. Hükümet ve patronlar “ekonomi büyüyor” diyorlar. Ekonomi büyüyor, ama işsizlik artıyor! Çalışma saatleri uzuyor, çalışma temposu hızlanıyor, reel ücretler giderek düşüyor, taşeronlaştırmayla kuralsız, güvencesiz çalışma alabildiğine yaygınlaşıyor, emekli olmak hayal oluyor, iş güvenliği önlemleri alınmadığı için her gün onlarca kaza oluyor ve birçok işçi bu kazalarda yaşamını kaybediyor. Patronların sermayesi büyürken işçi sınıfı kölece çalışma ve yaşama koşullarına mahkûm ediliyor. Ama patronlar sanmasınlar ki tüm bu saldırıları sineye çekeceğiz. Öfkemiz alttan alta birikiyor ve kabarıyor. İşçi sınıfı ve emekçi halk kitleleri hiç beklenmeyen bir anda patronların suratına silleyi indiriverecek. Meselâ Tunus ve Mısır’da emekçi halk yığınları hiç beklenmeyen bir anda diktatörleri alaşağı ettiler. Emekçilerin biriken öfkesi egemenleri titreten bir isyana dönüştü; on yıllardır zulüm gören Arap emekçileri egemenlerden hesap soruyorlar.

1990’larda dünyanın tüm kapitalistleri şunları söylüyorlardı: “Küreselleşme başladı, artık savaşlar olmayacak, ekonomi sürekli büyüyecek, refah paylaşılacak, patronlarla işçiler arasındaki mücadele bitti!” Bunların hepsi kocaman bir yalandı. Amaçları işçi sınıfının bilincini bulandırmaktı: “Örgütlenmeye ve mücadele etmeye ne gerek var” demek istiyorlardı. Tüm dünyada işçi sınıfının elindeki hakları gasp etmeye başladılar. Latin Amerika’dan Afrika’ya, Asya’dan Avrupa’ya kadar her yerde sermaye sınıfı, işçilerin sahip olduğu hakları yok etmek için “torba yasa” benzeri yasalar çıkarttı. Patronların önündeki engeller kaldırıldı, dizginsiz sömürünün önü açıldı. Kriz bitti derken, kapitalist sistem büyük bir ekonomik krize yuvarlandı. “Bir daha savaş olmayacak” diyen emperyalist sözcüler dünyayı yeniden paylaşmak için savaş naraları atmaya başladılar.

Ama işçi sınıfının da öfkesi birikiyordu. İşçi sınıfının, patronların sömürü düzenine karşı biriken öfkesi 2000’li yıllarda Latin Amerika’da patladı ve dalga dalga yayıldı. Arjantin’de, Ekvator’da, Bolivya’da, Meksika’da, Venezuela’da işçi sınıfı isyan etti, başkaldırdı. Birçok fabrikada üretimi ele alan, buna uygun örgütlenmelere giden Latin Amerikalı işçilerin yaktığı ateş sönmedi. Çok geçmeden Fransa’da göçmen işçiler isyan ettiler. Geçen sene bir kez daha Fransa dâhil birçok Avrupa ülkesinde işçiler ve öğrenciler çalışma koşullarının ağırlaştırılmasına, emeklilik yaşının yükseltilmesine, harçlara yapılan zamlara karşı genel grevler yaptılar, yüz binler halinde sokağa indiler. Derken isyan dalgası Yunanistan’a sıçradı. Yunanistan işçi sınıfı kapitalist krizin faturasını ödemeyi reddediyor. Peş peşe pek çok grev yaptı ve hayatı felç etti. Yunanistan işçi sınıfı mücadele etmeye devam ediyor.      

Şimdi isyan ateşi Kuzey Afrika ve Ortadoğu’yu sarmış durumda. On yıllardır açlıkla, yoksullukla, işsizlikle terbiye edilen, demokratik hak ve özgürlükleri elinden alınan Arap emekçileri, tarihe geçecek şanlı bir mücadele veriyorlar. Bundan iki ay önce mücadele kıvılcımını, iş bulamadığı için işportacılık yapan, ama tezgâhı elinden alındığı için kendini yakan Tunuslu genç Muhammed Buazizi çaktı. Muhammed’in kendini yakması kaynamak üzere olan kazanı taşırdı. Yılların biriken öfkesi patlamalı bir şekilde kendini açığa vurdu ve diktatör Bin Ali’nin “saltanatı” sallanmaya başladı. Ayağa kalkan Tunuslu emekçilerin önünde hiçbir güç duramadı. Ne tazyikli su, ne cop, ne gaz, ne kurşun… Tunus egemenleri sömürü düzenini kurtarmak için diktatörlüğün simgesi Bin Ali’ye yol verdiler. Ancak halk yığınları bu aldatmacayı görüyor, “diktatör gitti, diktatörlük yerinde duruyor” biçiminde haykırmaya devam ediyor.

Tunus’ta başlayan isyan kısa zamanda diğer Arap ülkelerine de sıçradı. Tunus’tan sonra Cezayir’e sıçrayan mücadele ateşi kısa bir süre sonra etkisini Mısır’da, Ürdün’de ve Yemen’de de göstermeye başladı. Fakat en büyük patlama Mısır’da yaşandı. Şurada burada başlayan gösteriler kısa zamanda kitleselleşti, ekmek ve özgürlük sloganları sokakları inletmeye başladı. Polisin halkın üzerine doğrudan ateş açmasına, yüzlerce insanın ölmesine, binlercesinin yaralanmasına rağmen emekçi kitleler evlerine dönmediler. Korku duvarı birden bire yıkıldı. 30 yıldır sıkıyönetim altında inletilen, sömürülen, özgürlükleri ellerinden alınan, onurları kırılan emekçi yığınlar tam anlamıyla sel olup meydanlara aktılar. Özellikle de isyanın üçüncü haftasından itibaren işçi grevleri giderek yaygınlaşmaya başladı ve etkili oldu.

Kitlelerin devrimci isyanının hedefinde Mübarek rejimi vardı. Kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla çocuğuyla, Müslümanıyla Hıristiyanıyla milyonlar, Mübarek rejiminin son bulması için ayağa kalktı. Milyonların ayağa kalkması sonucunda Mübarek istifa etmek zorunda kaldı, kitleler muazzam bir coşku yaşadılar, yaşıyorlar. Fakat Mübarek’in tüm yetkilerini orduya devrettiği Mısır’da, Mübarek rejimi henüz yerinde duruyor. Sokakları ve meydanları özgürlük alanları haline getiren emekçi kitleler yalnızca demokrasi istemiyorlar, aynı zamanda açlık, yoksulluk ve işsizliğin de son bulmasını istiyorlar. Meydanlarda, iş saatlerinin düşürülmesi, ücretlerin yükseltilmesi, sendikaların önünün açılması gibi işçi sınıfının talepleri de yükseliyor.

Şu anda kitlelerin hedefi Mübarek’le ya da Bin Ali’yle özdeşleştirdikleri diktatörlük rejimleri, ancak bir gün sıra tüm sömürücülerden hesap sormaya da gelecek. Fakat kapitalist sömürücülerden ve onların düzeninden hesap sormak için, işçi sınıfının bağımsız sınıf çıkarları temelinde örgütlenmesi gerekiyor. Böyle bir örgütlülük olmadan mücadele daha ileriye gidemeyecektir. Şurası kesin ki, ayağa kalkan milyonlarca Mısır ve Tunus emekçisi için bu isyan günleri unutulmayacak ve bu deney işçi sınıfının daha güçlü bir şekilde örgütlenmesinin önünü açacaktır. Ortadoğu’nun tüm emekçilerine örnek olacaktır.

İşçi sınıfının örgütsüz oluşundan güç alan, haklarımızı gasp eden, “torba yasa”ları meclisten geçiren, sömürüyü katmerli hale getiren Türkiye’deki egemenler sanmasınlar ki, devran hep böyle gider. Biz bilinçli işçiler biliyor ve inanıyoruz ki, işçi sınıfı er ya da geç sömürücülerden mutlaka hesap soracak! Bu nedenle hiçbir zaman umutsuzluğa yer yok! Tüm sınıf kardeşlerimizi derneğimiz UİD-DER çatısı altında yarınlara hazırlanmaya çağırıyoruz.

15 Şubat 2011

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Kardeşler, bizler çeşitli sektörlerde sendikalı çalışan işçileriz. Sendikalarımızın bağlı olduğu konfederasyonların patron örgütleriyle birlikte aynı bildiriye imza attığını duyunca çok öfkelendik. Bu durumu size yazmak istedik. Sermaye sınıfı, “...
  • Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs gündemi ile birlikte sermaye sınıfı işçilerde, yoksul emekçilerde ve emekçi ailelerin çocuğu olan öğrencilerde tedirginlik ve korku oluşturmaya çalışıyor. Ne yapacağını bilemeyen örgütsüz kitleler bu korkunun...
  • Son günlerde malum herkesin tek bir gündem konusu var: Koronavirüs. Telefonlarda, sokakta, işyerinde, otobüslerde herkesin sadece bu konuyu konuşuyor. Gazetelerde, televizyonlarda tüm programlar koronavirüs üzerine. İnsanlar evden çıkmaya korkar...
  • Koronavirüse karşı önlem olarak söylenen “el yıkamak” Afrika’nın yoksul emekçileri açısından mümkün değil. Suya erişimin çok kısıtlı ve pahalı olduğu Afrika ülkelerinde hastaneler dahi sudan ve temel hijyen maddelerinden yoksun. Sağlık işçileri...
  • Patronlar ve hükümet, menfaatleri gereği, hangi yalana nasıl inanmamızı istiyorlarsa, bizi en kolay nasıl aldatacaklarsa öyle çevirip kıvırıyorlar. Bir şey anında tam karşıtına dönüşebiliyor. Yıllardır doğru olduğunu adımız gibi bildiğimiz şeyler...
  • Ben özel bir hastanede çalışan sağlık işçisiyim. Koronavirüsü bahanesiyle, üç haftadır arkadaşlarımız zorunlu yıllık izne veya ücretsiz izine çıkartıldı. İzne çıkartılırken “sizi korumak adına” diyen patronlar, virüs bahanesiyle krizin yükünü...
  • İçinden geçtiğimiz süreç tam anlamıyla at iziyle it izinin birbirine karıştığı bir dönemdir. Çok masum görünen şeylerin arkasında bile burjuvazinin kandırmacaları olabileceğini akıldan çıkarmamak gerekir. Burjuvazi ve temsilcileri, yaptıkları...
  • Sermaye sınıfının hizmetindeki siyasi iktidar, 2018’de ülkenin yeni bir krize sürüklenmesiyle, Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği Yönetmeliğinde yaptığı değişikliklerle işverenlerin bu uygulamadan yararlanmasını kolaylaştırdı. Bu kez dünya...
  • Tüm dünyada egemen sınıf bir olmuş, koronavirüs üzerinden korku salıyor. Fakat öte yandan en basit önlemleri bile almıyorlar. Bu nasıl ikiyüzlülük? Üstelik bu süreç kapitalizmin nasıl vicdansız ve aşağılık bir sistem olduğunu başka bir noktadan da...
  • Kapitalist sistem çürümeye başladı ve yaşadığı büyük krizin içerisinde çırpınıp duruyor. Sermaye sınıfı, uzun süredir bu büyük krizi atlatma politikaları üretip, kendini aklama derdinde. Son aylarda adını bol bol duyduğumuz Covid-19’u bahane ederek...
  • Her sabah felaket senaryoları ile açıyoruz gözlerimizi. Yakın çevremizden, ailemizden aldığımız haberlerden ücretsiz izinlerin ve işten atmaların yaygınlaştığını, çalışma koşullarının ağırlaştığını ve haklarımızın git gide ellerimizden alındığını...
  • Hollywood filmlerine taş çıkartan senaryolarla küresel bir tantananın kopartıldığı, muazzam bir ikiyüzlülüğün sergilendiği günlerden geçiyoruz. Her gün yeni sayılar açıklanarak koronavirüs salgınının nasıl da hızlı yayıldığı ilan ediliyor, panik...
  • Dünyanın dört bir yanında koronavirüs salgını bahanesiyle patronlar sınıfı toplu işten atmalara başladı. Daha şimdiden dünya genelinde 20 milyonun üzerinde işçi işsiz kaldı. Henüz işten atılmayanlar ise ya ücretsiz izne çıkarılıyor ya da esnek...