Navigation

Buradasınız

Kadına Şiddetin Bahanesi Çok!

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 113

Dünyanın her yerinde kadına yönelik şiddet giderek artıyor. Türkiye’de de durum çok vahim. Son yıllarda Türkiye’de emekçi kadının üzerindeki yük ve baskı katlanılmaz biçimde ağırlaşıyor, şiddet çığırından çıkıyor.

İktidar erkek şiddetini kışkırtırken emekçi halkı duyarsızlaştırmak, yozlaştırmak, vicdanını köreltmek istiyor. Tüm bunlardan sadece pislik ve zulüm türüyor. Durum buyken ezilen, sömürülen, şiddete, baskıya maruz kalan emekçi kadınlar için zincirleri kırmaktan, birlik olmaktan başka çıkar yol yoktur.

Özgecan’ın katledilmesinden sonra emekçi sınıfın kadınları “bu son olsun” dediler ve kadına yönelik şiddetin durdurulmasını istediler. Ama her şey daha kötüye gitti, bu vahşi cinayetten sonra şiddet daha da arttı. Neden? Çünkü iktidarın söylemi ve eylemi, kadına şiddeti normalleştiren bir hava yaratıyor. İktidardakilerin erkek-egemen zihniyeti ve şiddeti körükleyen politikaları neticesinde, bazı erkekler kendilerinde kadınlara her türlü zalimliği yapma hakkını görüyorlar. Ne yazık ki kadına şiddet uygulamanın bahaneleri sınırsız biçimde çeşitleniyor.

Örneğin şort giyen bir kadın, otobüste suratına tekme yedi. Başbakan Binali Yıldırım, “tekmeleyeceğine mırıldanırsın” diyerek şort giyen kadına tepki göstermenin haklı olduğunu ima etti. Bu açıklama ve benzeri tutumlar aynı tarzda şiddet olaylarının tekrarlanmasına sebep oldu. Saldırgan serbest bırakıldı. Parkta yürüyüş yapan hamile bir kadın saldırıya uğradı. Nişanlısı şort giyen kadın saldırıya uğradı. Parkta gezen bir başka kadın güvenlik görevlisinin saldırısına uğradı… “Namus” gerekçesiyle katledilen kadınların katilleri mahkemelerde “iyi hal indirimi” aldı, cezasız bırakıldı ve başka katliamların önü açıldı. Hükümetin koruduğu, kolladığı Ensar Vakfı’nda tacizler, tecavüzler ortaya çıktı. Emekçi, yoksul insanların çocukları cinsel istismara uğradı. Devletin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, “bir kereden bir şey olmaz” demeye getirdi. Suriyelilere gözdağı veren Başbakan Yıldırım, “Suriyelilerden taşkınlık çıkaran varsa gerekeni yapın, güvenlik güçlerine bildirin, gerekirse ülkelerine göndeririz” açıklamasında bulundu. İki gün sonra gözü dönmüş iki cani, Suriyeli hamile bir kadına tecavüz ettiler, onu, karnındaki bebeğini ve 11 aylık bebeğini katlettiler. Kadına yönelik şiddet, hükümetin cesaretlendirmesi ve teşvikiyle işte bu denli boyutlanmış, çığırından çıkmıştır.

Kadının sakız çiğnemesi, giyimi, makyajı, kahkaha atması, gülmesi, sigara içmesi, hamileyken sokağa çıkması, geç saatte dışarıda olması, parkta gezmesi, kürtaj hakkını istemesi, sezaryeni tercih etmesi, erkek arkadaşıyla el ele tutuşması, kızlı-erkekli okuması, 25 yaşına geldiği halde evlenmemiş olması, çocuk doğurmaması, boşanmak istemesi ve daha pek çok şey devletin “sorunu” haline geliyor. İktidardakiler kadını itaatkârlık ve kanaatkârlık kalıbının içine sokmaya, ona kendi ahlâk anlayışlarını dayatmaya çalışıyorlar. Oysa çok açık ki kadınlara ahlâk dersi vermeye çalışan iktidarın kendisi ahlâksızlık üretiyor! Medyadan yansıyan şiddet, taciz, tecavüz ve istismar haberlerindeki artış bir yana, geçtiğimiz sene hükümetin çıkarmak istediği ve tecavüzcünün mağdurla evlenmesi durumunda hapis cezasının ertelenmesini öngören yasa taslağı bu gerçeği kanıtlıyor. Kız çocuklarını tecavüzcüsüyle evlenmeye zorlayan, tecavüzcüyü affeden ve hatta ödüllendiren bu zihniyet de bu ahlâk anlayışı da emekçi kadının düşmanıdır.

Toplumu yapay temelde bölüp kutuplaştırarak tabanını sağlamlaştıran AKP hükümeti, şimdi de müftülere nikâh yetkisi meselesini gündeme getirdi. Oysa toplumda böyle bir sorun yok. Ancak iktidar böyle bir sorun yaratarak toplumu daha fazla kutuplaştırıyor ve müftü nikâhı istemeyen kadınları saldırının hedefi haline getiriyor. Yani hükümetin derdi yine kadınların ezilmesi, susturulması, “yeri geldiğinde” dövülmesi, öldürülmesi değil nikâhın nasıl kıyılacağı! Böylelikle toplum dindarlık görüntüsü altında kindarlığa doğru sürüklenirken, kadınlar toplumdan soyutlanarak saldırıların daha fazla hedefi haline getiriliyor.

İktidar erkek şiddetini kışkırtırken emekçi halkı duyarsızlaştırmak, yozlaştırmak, vicdanını köreltmek istiyor. Tüm bunlardan sadece pislik ve zulüm türüyor. Durum buyken ezilen, sömürülen, şiddete, baskıya maruz kalan emekçi kadınlar için zincirleri kırmaktan, birlik olmaktan başka çıkar yol yoktur. İşçi sınıfının saflarında oluşturulacak birlik ve mücadele zalimlerin egemenliğini başlarına yıkacak, karanlıkları aydınlatacak, çürüyen toplumdan pırıl pırıl bir gelecek yeşertecektir!

21 Ağustos 2017

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • İşçiler, 4 Kasımda kent merkezindeki ESPARK önünde başlattıkları nöbet eylemini Eskişehir Organize Sanayi Bölgesindeki Entil fabrikasının önüne taşıdılar. Savcılıklara yaptıkları suç duyurularının sonuç vermediğini, bakan ve bakan yardımcılarının...
  • “Hüseyin amca sizin döneminizde işçilik nasıldı?” diye soruyorum bu kez. “Kızım, bizim dönemimiz başkaydı. Fabrikaya adamlar girdi. ‘Sizin patronunuz kim, nerde?’ diye sordular. Gösterdik, bir baktık ki patronun kulağından tutmuşlar getirdiler orta...
  • İşçilerin, emekçilerin, gençlerin kapitalist sömürü düzenine ve bu düzenin yarattığı sorunlara karşı öfkesi büyüyor. Dünya meydanlarında işçi sınıfının öfkeli sesi, talepleri, özlemleri yankılanıyor. Ne baskılar ne yasaklar ne de polis-asker şiddeti...
  • Bir lise öğrencisi: Bir öğrenci olarak az çok tahmin edeceğiniz masraflarım var, ancak aynı masrafları karşılamak için artık daha fazla para gerekiyor. Ailem ve ben okul masraflarının pahalılığından şikâyetçiyiz. Örneğin benim okulum devlet okulu...
  • Birçok ülkede, farklı tarihlerde “çocuk günü” vardır ve o günlerde çocuklar hatırlanır, iyi dileklerde bulunulur. UNICEF ise 191 ülke tarafından kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesinin imzalandığı gün olan 20 Kasımı Dünya Çocuk günü olarak kutluyor...
  • TÜİK’in Ağustos ayına ait işgücü istatistikleri, işsizliğin her geçen ay daha da arttığını gösteriyor. TÜİK’in rakamlarına göre, 2019 Ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre işsiz sayısı 980 bin kişi artarak 4 milyon 650 bine yükseldi....
  • UİD-DER’li bir emekçi kadın çalıştığı işyerinde kadın arkadaşlarıyla yaptığı bir sohbeti şöyle aktarıyor: “İsviçre’de kadınların eşit işe eşit ücret talebiyle yaptığı grev üzerine sohbet ediyorduk. Arkadaşlarımın bu grevden haberi yoktu....
  • DİSK’e bağlı işyerlerinde çalışan işçiler, yarım gün iş bırakarak “kıdem tazminatının gaspına hayır, vergi adaleti istiyoruz” sloganıyla Konak Meydanına yürüdü. 181 gündür işlerine dönmek için direnen Aliağa Belediyesi işçileri de kendi...
  • DİSK, Türk-İş ve Hak-İş genel başkanları, vergi adaletinin sağlanması talebiyle Türk-İş Genel Merkezinde bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş...
  • Başarıya giden yol nedir, hiç düşündünüz mü? Şimdi bu soruyu niye sordum merak ediyor olabilirsiniz. Kurbağalar ile ilgili bir hikâye okudum. Bu hikâye çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim. Üzerine biraz düşününce hayatımızda da bu...
  • İstanbul Fatih’te 6 Kasım Çarşamba günü dört kardeş evlerinde ölü bulundu. Tanıdıkları haber alamayınca evlerine gittiler ve kapıda “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu ile karşılaştılar. Notu gören kardeşlerin tanıdıkları polise...
  • Milyonlarca işçinin brüt ücretinden yapılan kesintiler, işçinin yıllık gelirine göre değişiyor. Geliri 18 bin liraya kadar olanlardan yüzde 15, 18 binle 40 bin lira arasında olanlardan yüzde 20, 40 binle 148 bin lira arsında olanlardan ise yüzde 27...
  • TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, beklenen büyük İstanbul depreminin olası sonuçlarına ilişkin 11 Kasımda bir çalıştay düzenledi. Düzce depreminin 20. yılında Kadıköy’de düzenlenen İstanbul Deprem Çalıştayında, 20 milyonluk mega kentin depreme...