Navigation

Buradasınız

MESS, Fazla Mesai, Hak ve Gelecek

Malum, sözleşme sürecindeyiz. İşverenleri temsilen MESS ile üç ayrı konfederasyona bağlı üç ayrı işçi sendikası taslaklar üzerinden görüşmeler yapıyor. Yani karşı tarafta birleşmiş, örgütlenmiş bir patron örgütü, MESS var. Bu tarafta ise malum üç konfederasyona bağlı üç ayrı sendika. Bu süreçte biz metal işçileri için çok önemli şeyler olacağını biliyoruz.

Merhaba arkadaşlar, ben metal işkolunda çalışan bir işçiyim. Malum, sözleşme sürecindeyiz. İşverenleri temsilen MESS ile üç ayrı konfederasyona bağlı üç ayrı işçi sendikası taslaklar üzerinden görüşmeler yapıyor. Yani karşı tarafta birleşmiş, örgütlenmiş bir patron örgütü, MESS var. Bu tarafta ise malum üç konfederasyona bağlı üç ayrı sendika. Bu süreçte biz metal işçileri için çok önemli şeyler olacağını biliyoruz. Çünkü MESS Grup Toplu İş Sözleşmeleri her işçi evine, her işçinin sofrasına, her işçi ailesinin huzuruna, her işçi çocuğunun geleceğine, sağlık haklarımıza etki ediyor. İşçiler adına kazanım elde edersek milyonlarca işçi ve ailesi bugünden daha iyi olacak. Ya da kazanım görüntülü kayıplar olursa çoluk çocuğumuzla bugünden daha kötü olacağız. Bunun farkında olmalıyız.

Bizim çalıştığımız işkolu ağır ve tehlikeli sanayi işkolu diye geçiyor. Adından da anlaşılacağı gibi biz metal işçileri çok zorlu ve tehlikeli koşullarda ekmek parası kazanmaya çalışıyoruz. Yeri geliyor binlerce derecelik fırınlar önünde, ölmeden cehennem kazanlarının karşısındaymışçasına, litrelerce su kaybederek çalışıyoruz. Yeri geliyor tonlarca basınç uygulayan devasa preslerde, çeliği eğip büken, dilimleyen kocaman ve bir o kadar da tehlikeli makinelerle üretim yapıyoruz. Çalıştığımız ortamlarda çok fazla toz ve duman oluyor. Zaman zaman nefes almakta bile zorluk çekiyoruz. Dökümhanede çalışan işçiler iş bitiminde dökümhaneden kapkara bir şekilde çıkarlar. Yıl içerisinde karşılaştığımız iş kazaları ve meslek hastalıkları sebebiyle bizim işkolumuzda yılda ortalama 100-150 işçi kardeşimiz hayatını kaybediyor. Bu yaşananların benzerlerini veya fazlasını yaşayan farklı işkollarından işçi arkadaşlarım vardır şüphesiz. Asıl anlatmak istediğim nasıl oluyor da bizler bu koşullara rağmen, üstelik çoğu zaman da “gönüllü” olarak 10 saat, 12 saat, yeri geliyor 16 saat çalışıyoruz? Eşimizin, çoluk çocuğumuzun yanında olmak, sevdiklerimizle vakit geçirmek ya da yeterince dinlenmek varken, zamanımızın çoğunu çalışarak tüketiyoruz.

Elbette bunun en önemli nedeni ekonomik sıkıntılar. Metal işçileri olarak zorunlu ihtiyaçlarımızı karşılamaya bile yetmeyen ücretlere çalışıyoruz. Elimize geçen ücretle sağlıklı ve kaliteli beslenmemiz, giyinme ve barınma gibi ihtiyaçlarımızı istediğimiz gibi karşılamamız, çocuklarımızı doğru düzgün okutmamız, tatil yapmamız veya sosyal faaliyetlere katılmamız imkânsız. Bu can yakan durumu bir nebze azaltmak için elimizden gelen tek şey olan fazla mesailere yükleniyoruz. Sanki yoksulluğumuzun sebebi yeterince çalışmamamızmış, biz işçiler tembel insanlarmışız gibi normal çalışmanın üzerine günde 4 saat, bazı günler 8 saat fazla çalışarak ekmeğimizi büyütmeye uğraşıyoruz. Yoksulluğumuzun asıl nedeni bizim tembel oluşumuz ya da yeterince çalışmıyor olmamız değildir. Biz işçiler sabahın erken saatlerinden akşam karanlığına kadar çalışıyoruz. Bayramda çalışıyoruz, resmi tatilde çalışıyoruz, hafta sonları çalışıyoruz. Demek ki çalışmakla ilgili bir problemimiz yok ama yine de yoksuluz.

Ama öyle bir basınç yaratılıyor ki fazla mesaiyle ekmeğimizi büyütebileceğimizi zannediyoruz. Kısa vadede biraz daha para kazanıyoruz ama orta ve uzun vadede hep kaybediyoruz. Patronlar, onların hizmetindeki hükümetler, medyayı da kullanarak sürekli olarak işçilerin kazanılmış haklarına saldırıyorlar. Örgütsüz ve dağınık oluşumuzu bize karşı silah olarak kullanıyorlar. Nitekim yıllardır süren saldırılar sonucunda, sosyal haklarımız büyük ölçüde ortadan kaldırıldı. Bir avuç sendikalı ya da istisna bazı işyerleri dışında sosyal haklardan söz etmek artık mümkün değil. Alım gücü hesaba katıldığında görülecektir ki, aslında ücretler düşmüştür ve düşmektedir. Milyonlarca işçi 1829 lira asgari ücrete mahkûm edildi. Oysa açlık sınırı 2017 liranın üzerinde. Yoksulluk sınırı ise 6 bin 976 liradır. Ücretlerimiz görüntüde, rakam olarak yükseliyor ama alım gücümüz yani reel ücretlerimiz giderek düşüyor.

İşçi sınıfının sendikal ve siyasal örgütlülüğü zayıfladığı zamanlar, patronlar timsah gibi hiç beklemeden işçilerin haklarına saldırır ve ortadan kaldırmaya çalışırlar. Fakat işçi sınıfının örgütlü olduğu dönemlerde işçi ücretleri ve sosyal hakları, yaşantıları her zaman daha iyi olmuştur. Patronlar sınıfı daima kazanılmış haklarımızı elimizden almak için saldıracak, biz de bu haklarımızı korumak ve geliştirmek için mücadele edeceğiz. Unutmayalım, hatırlayalım, bugün için çoğu elimizden alınan sosyal hakları geçmiş işçi kuşakları büyük mücadeleler vererek kazanmıştı. Ücretleri yükseltmenin ve sosyal haklarımızı geri almanın yolu işçilerin örgütlenmesinden ve mücadele etmesinden geçiyor. Şimdi içerisinden geçtiğimiz MESS Grup Toplu İş Sözleşmesi sürecine bu bağlamda yaklaşmalıyız. MESS’in dayatmalarına karşı işkolu gözetmeden birlikte mücadele etmeliyiz.

27 Eylül 2019

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Sermaye sınıfının hizmetindeki siyasi iktidar, 2018’de ülkenin yeni bir krize sürüklenmesiyle, Kısa Çalışma ve Kısa Çalışma Ödeneği Yönetmeliğinde yaptığı değişikliklerle işverenlerin bu uygulamadan yararlanmasını kolaylaştırdı. Bu kez dünya...
  • Tüm dünyada egemen sınıf bir olmuş, koronavirüs üzerinden korku salıyor. Fakat öte yandan en basit önlemleri bile almıyorlar. Bu nasıl ikiyüzlülük? Üstelik bu süreç kapitalizmin nasıl vicdansız ve aşağılık bir sistem olduğunu başka bir noktadan da...
  • Kapitalist sistem çürümeye başladı ve yaşadığı büyük krizin içerisinde çırpınıp duruyor. Sermaye sınıfı, uzun süredir bu büyük krizi atlatma politikaları üretip, kendini aklama derdinde. Son aylarda adını bol bol duyduğumuz Covid-19’u bahane ederek...
  • Her sabah felaket senaryoları ile açıyoruz gözlerimizi. Yakın çevremizden, ailemizden aldığımız haberlerden ücretsiz izinlerin ve işten atmaların yaygınlaştığını, çalışma koşullarının ağırlaştığını ve haklarımızın git gide ellerimizden alındığını...
  • Hollywood filmlerine taş çıkartan senaryolarla küresel bir tantananın kopartıldığı, muazzam bir ikiyüzlülüğün sergilendiği günlerden geçiyoruz. Her gün yeni sayılar açıklanarak koronavirüs salgınının nasıl da hızlı yayıldığı ilan ediliyor, panik...
  • Dünyanın dört bir yanında koronavirüs salgını bahanesiyle patronlar sınıfı toplu işten atmalara başladı. Daha şimdiden dünya genelinde 20 milyonun üzerinde işçi işsiz kaldı. Henüz işten atılmayanlar ise ya ücretsiz izne çıkarılıyor ya da esnek...
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Biz Bize Yeteriz” adıyla başlattığı bağış kampanyası “hayırsever” patronlar ve siyasetçiler tarafından büyük destek gördü! Açılışı yedi aylık maaşını bağışlayarak bizzat Cumhurbaşkanı yaptı. Hemen ardından MHP Genel Başkanı...
  • Son günlerde gündemde olan tek bir konu var, o da koronavirüs. Belli ki bu virüs daha uzun süre gündemde olmaya devam edecek. Hal böyle olunca fabrikalarda, işyerlerinde, evlerde sadece bu konu konuşuluyor. Toplumun büyük bir çoğunluğu adeta...
  • Malum koronavirüs salgını hayatımızın her alanını sarmış durumda. Bu virüsün fiziksel açıdan vereceği zarardan ziyade psikolojik ve ideolojik açıdan zararlarına, saldırılar ve hak gaspları için bahane edilmesine dikkat etmeliyiz. Patronlar sınıfının...
  • Merhaba dostlar! Son zamanlarda koronavirüs sebebiyle biz işçi sınıfı ve emekçi çocukları olarak zor dönemlerden geçiyoruz. Haftalardır süren salgın haberleri, açıklamalar, sosyal medya paylaşımları insanları içinden çıkması hayli zor bir korku ve...
  • “Sakin ol şampiyon, evdeyim!” Bu lafı sosyal medyadan duymuşuzdur muhakkak. Zengin muktedir, tuzu kuru bir emek sömürücüsü, bir takipçisi “neden dışarıdasınız?” deyince böyle bir yanıt verdi. Yalısının boğaz manzaralı bahçesinde spor yapıyordu. Ne...
  • Sermaye sınıfı, ekonomik krizin üzerini örtmek ve faturayı işçi sınıfına kesmek için muazzam bir bahane keşfetmiş durumda: Koronavirüs salgını! Yıllardır bağıra çağıra geliyorum diyen ekonomik kriz, daha öncekileri adeta mumla aratırcasına sonunda...
  • Türkiye’de koronavirüsün tespit edilmesinin üzerinden iki haftadan fazlaca bir zaman geçti. Bu süre zarfında, televizyon ekranlarından sürecin açık ve şeffaf bir şekilde yürütüldüğü, tüm bilgilendirmelerin yapıldığı, önlemlerin alındığı ileri...