Navigation

Buradasınız

MESS Nedir, İşçiler MESS’e Karşı Nasıl Mücadele Etmelidir?

Mart 2011, No: 36

İki yılda bir işçi sendikaları ile patronların sendikası olan MESS arasında toplu iş sözleşmesi yapılıyor. Metal işçilerinin büyük bir bölümü, 12 Eylül darbesinden sonra DİSK Maden-İş kapatıldığı için gangster Türk Metal sendikasına üye olmaya zorlanmıştır. O günden bugüne toplu iş sözleşmesi (TİS) görüşmelerinde son sözü MESS ile çıkar birliği yapan Türk Metal söyledi.

Madeni Eşya İşverenleri Sendikası (MESS), 2010 Aralık ayında başlayan TİS sürecinin Türk Metal ayağını bu sendikayla el ele verip kısa sürede sonuçlandırdı. Çelik-İş de bir süre sonra aynı sözleşmenin altına imza attı. Metal işkolunda örgütlü sendikalardan sadece Birleşik Metal-İş bu sözleşmenin altına imza atmayarak greve gideceğini açıkladı. BMİS’in grev kararını işyerlerine asmasından hemen sonra MESS lokavt ilan etti. MESS’e bağlı fabrikalarda işçiler büyük oranda grev kararına destek veriyorlar.

İşçilerin grev kararına karşı lokavtla cevap veren MESS, 1980 öncesinde de benzeri tutumlar alıyordu. 70’li yıllarda, metal işçilerinin ezici çoğunluğu, sınıf sendikacılığı anlayışını benimseyen Kemal Türkler başkanlığındaki DİSK/Maden-İş’te örgütlüydü. Bugün en büyük metal sendikası olan Türk Metal, bu tarihlerde ağırlıkla devlet fabrikalarında örgütlüydü.

MESS, 14 Ekim 1959’da kuruldu. MESS’in kuruluş amaçlarından biri, artık sayısı artmaya başlayan ve haklarını mücadele ederek almaya girişen işçiler karşısında patronların birliğini sağlamaktı. Patronlar gelişecek işçi hareketini örgütlü bir şekilde bastırmak istiyorlardı. Kuruluş bildirgesinde bir yandan adil bir ücret sisteminden, iyi bir çalışma ortamından, çalışma barışını korumaktan dem vuran MESS, öte yandan işçi ücretlerinin arttırılması, sosyal hakların geliştirilmesi, çalışma saatlerinin düşürülmesi, iş güvencesinin sağlanması gibi talepleri toplu sözleşme masasında müzakere etmeye bile yanaşmıyordu. MESS, gelişen işçi hareketinin önünü kesmek amacıyla kurulacak olan Devlet Güvenlik Mahkemelerini (DGM) hararetle savundu. Fakat mücadeleci işçiler kararlılıkları sayesinde patronların hevesini kursaklarında bıraktılar. Demokratik haklarını kullanarak yürüttükleri mücadelenin sonunda DGM tasarısının yasalaşmasına engel oldular. MESS, DGM direnişleri nedeniyle işten çıkartılan Maden-İş üyesi işçilerin yeniden işe alınmasına engel olsa da mücadeleyi bastıramadı. İşçiler DGM ve Profilo direnişlerinden sonra yeni hedeflerini açıklamışlardı: “DGM’yi Ezdik Sıra MESS’te!”

MESS, önce 15-16 Haziran 1970 direnişinde sonra da 1976’daki DGM direnişlerinde mücadeleciliğiyle öne çıkan ve DİSK’in kuruluşuna öncülük eden Maden-İş’i yenilgiye uğratmak, sınıf sendikacılığına darbe vurmak için elinden geleni yaptı. Bu tarihlerde MESS’in başındaki isimlerden biri de, daha sonra başbakan ve cumhurbaşkanı olacak olan Turgut Özal’dı.

MESS’in işçi düşmanı tavrı 1977’de doruğuna çıktı. Toplu sözleşme tıkanmış ve süreç grev aşamasına gelmişti. İşçilerin grevde uzun süre dayanamayacağını sanan MESS, uzlaşmaz bir tutum takındı. Greve çıkılacak işyerlerinde lokavt ilan ederek birçok işçiyi işten çıkardı. Bu saldırı işçilerin grev kararlılığını kıramadı. Çünkü işçiler her işyerinde bölümlere varıncaya değin komitelerde örgütlenmiş ve grev kararını ortak almışlardı. İşçiler sendikalarına sahip çıktılar. Metal işçileri kurdukları grev çadırlarında, sendikalarının sınırlı maddi olanaklarına rağmen, 8 ay boyunca sürdürdükleri grevi kazanımla sonuçlandırdılar. Askeri darbenin gerçekleştiği 1980’e kadar toplu sözleşmeler, benzer şekilde işçilerin taleplerinin büyük oranda kabul edilmesiyle sonuçlandı.

İşçi sınıfının örgütlülüğüne ağır bir darbe indiren 12 Eylül 1980 faşist darbesinden sonra MESS azgınca saldırıya girişti. DİSK ve Maden-İş darbeyle birlikte kapatılmıştı. Ama Türk-İş’e bağlı işbirlikçi Türk Metal’e dokunulmamıştı. MESS, 1983’te yasalarda yapılan değişikliklerden hemen sonra, Maden-İş üyesi bütün işçilerin kayıtlarını işbirlikçi Türk Metal’e verdi ve işçilerden habersiz, Türk-İş’e bağlı Türk Metal’e üye olmalarını sağladı. 

O günden beri toplu sözleşme görüşmeleri esas olarak çoğunluğu elinde tutan Türk Metal ile MESS arasında yürütülüyor. Türk Metal çetesi MESS’in her dayatmasına boyun eğiyor. Bu iki sendika on binlerce metal işçisine ortak eğitim seminerleri veriyorlar. İşçilere uslu olmalarını, maaşlarını alıp seslerini çıkarmamalarını nasihat ediyorlar. Patron ne kadar kazanırsa işçi de o kadar kazanır yalanını yutturmaya çalışıyorlar. Amaçları, metal işçilerinin yeniden mücadeleci bir çizgiye dönmelerine engel olmak ve onları kontrol altında tutmaktır.

Patron sendikası MESS geçmişte çok daha ağır saldırılar gerçekleştirdi. Gangster Türk Metal o zaman da desteğini esirgemedi. Ama MESS’in saldırılarını geçmişte metal işçileri nasıl geri püskürttülerse bugün de püskürtebilirler. Metal işçilerinin geçmişinde şanlı mücadeleler var. Metal işçileri aynı geçmişteki gibi MESS’in karşısına dikilmelidirler.

15 Mart 2011

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • İşçi sınıfının, emekçi kadının mücadelesi bastırılamaz, yok edilemez. İşçi sınıfının devrimci önderlerinin açtığı yollar kapatılamaz, kurduğu köprüler yıkılamaz. O köprülerin geleceğe uzanması engellenemez. Yayın akışımızın hemen başında yer...
  • Üç günlük yayın akışında gördüğümüz gibi, işçi sınıfı ve emekçi kadınlar sayısız sorunla boğuşuyor. Ancak tüm bu sorunlara karşı durmanın yolu bir araya gelmek ve dayanışma içinde olmaktır. İşte UİD-DER Kadın Komitesi bunun için var. Kapitalist...
  • Bulutlar Adam Öldürmesin… İnsanın içine işleyen sözler Nâzım Hikmet’e ait. Dostu Zekeriya Sertel, Nâzım’ın bu şiirinin yazılma hikâyesini aktarır anılarında. Ona “bilir misin barış için yapılacak bir propagandada türkülerin ne büyük bir rolü...
  • Türkiye’de işçi sınıfının sorunları büyüyor, emekçi kadınların sorunları ise daha da büyüyor. Özellikle pandemi sürecinde kadınların sorunları katlanarak arttı. Koronavirüs perdesiyle örtülen ekonomik krizin yıkıcı etkileri, siyasi iktidarın baskı...
  • Japon sınıf kardeşlerimiz, dayanışma duygularını ve 8 Mart coşkusunu bizlerle paylaşıyorlar görüntülerde. Başkent Tokyo’da ve diğer 5 büyük şehirde Demokratik Kadınlar Kulübü öncülüğünde gerçekleştirdikleri eylemlerde Japon işçi sınıfının içinde...
  • Yasaklar, baskılar, zorba ve faşizan yönetimler ya da koronavirüs… Emekçi kadınların şiddete, cins ayrımcı politikalara, eşitsizliğe, ağır çalışma ve yaşam koşullarına karşı mücadelesi devam ediyor. Kıtadan kıtaya emekçi kadınlar cesaretle...
  • Evet, hiçbir zaman tam karanlık değildir gece. Yıldızlar parıldadıkça, güneş doğuncaya, gün ışıyıncaya kadar karanlıkta yol gösterirler bize. Karanlıkta o yıldızlara bakarız, yönümüzü kaybetmekten ve umutsuzluğa düşmekten kurtuluruz. Aynı şekilde...
  • İlerici, mücadeleci kadınların baskısıyla Birleşmiş Milletler 1975 yılını “Dünya Kadın Yılı” ilan etti. Ama 1977’de de 8 Mart’ı gerçek özünden koparmak üzere hamlesini yaptı. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününü, kadınlara hediyeler alınarak...
  • 1970’lerle birlikte işçi sınıfı toplumsal ilerlemenin motor gücü olmuştu. Umudun kaynağı olmuştu. Sanatçılar, aydınlar, öğrenciler yüzlerini işçi sınıfına dönüyorlardı. O yıllarda üniversite işgalleri, grevler, fabrika işgalleri giderek yayılıyor,...
  • 1950’lerden itibaren Türkiye’de köyden kente göç katlanarak artıyordu. Milyonlarca insan kent yaşamına uyum, iş bulma, barınma yani yaşamını sürdürebilme sorunuyla yüz yüze kalıyordu. Yoksulluk ve kent yaşamı kadınların da sanayiye katılmasının...
  • 1917’nin Şubat ayında, yıkılmaz sanılan ve topluma korku salan Çarlık düzeni yerle bir oldu. Çarlığın çökmesine giden yolu, emekçi kadınlar açmıştı. Toplumda biriken öfke, Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlamalarında patlamıştı. İşçi kadınların...
  • Dünden bugüne sayısız bilim insanı, sayısız aydın, sayısız işçi önderi kendini insanlığın mutluluğuna adadı. Onlar insanlığın çalışkan ve vefakâr evlatlarıydılar. Dikildiler kötülüğün yani sömürü düzeninin karşısına ve yol gösterdiler insanlığa!...
  • Neruda’nın dizeleriyle “ölümün ve tasanın çemberinden geçmiş analar” onlar. Toplanmışlar yine bir perşembe günü Plaza de Mayo yani Mayıs Meydanı’nda, evlatlarını kaybeden darbecilerden, egemenlerden hesap soruyorlar. Kaybedilen evlatlarının ve...

UİD-DER Aylık Bülteni