Navigation

Buradasınız

Örgütlü Olursak Bir Islıkla Şalterler İner!

Nisan 2011, No: 37

Son dönemlerde birçok işyerinde işçiler haksızlıklara karşı mücadeleye girişiyorlar. Bu nedenle direnişlerin sayısı artıyor. Ancak bu direnişlerde pek çok eksiklik göze çarpıyor. Oysa geçmişte birçok deneyim yaşandı ve bu deneyimlerin genç işçi kuşaklarına aktarılması gerekiyor. Eski bir deri işçisi olarak yaşadığım deneyimleri genç işçi kardeşlerimle paylaşmak istiyorum.

Deri fabrikasında işe başladığımda çocuk denecek yaştaydım. İşe başladığım ilk dönemlerde bir gün, ansızın makineler susmuştu. Fabrika karanlığa ve sessizliğe gömülmüştü. Pencereyi açıp dışarı baktığımda bir işçi ıslık çalıyordu. Merak içindeydim. Ustam omzuma dokunarak, “Bak genç adam, burada bir fabrikadan bir işçi atıldığında diğer fabrikadaki işçilere haber vermek için ıslık çalınır. Makineler susmadan patronlar taleplerimizi kabul etmiyorlar. Birazdan işçilerin işten atıldığı fabrikanın önüne gideceğiz” demişti. Açılan bir pankartın arkasında yürümeye başlamıştık. Ustam pankartın önünde slogan attırıyordu. Yanımdaki bir işçiye pankartta ne yazdığını sordum. “Derma Deri Fabrikasının Yiğit İşçileri” yazıyor demişti. Fabrikanın önüne gittiğimizde binlerce işçi toplanmıştı, birçok pankart vardı. Böylece örgütlü olduğumuzda ne kadar güçlü olduğumuzu, işçiliği ve mücadeleyi grev ve direniş yaşayarak öğreniyordum.

1987 yılına geldiğimizde ise İstanbul’da ve İzmir’de patronların saldırılarına karşı mücadele veriyorduk. On binlerce deri işçisi üretimi durdurarak alanlara çıkmıştı. Üstelik biz bu mücadeleyi, 12 Eylül 1980 darbesinin toplumun diline kelepçe vurduğu, gözüne perde çektiği, kulakları sağır ettiği bir dönemde veriyorduk. Bir fabrikada grev veya direniş başladığında o fabrikadaki işçi kardeşlerimizin taleplerini kendi taleplerimiz olarak sahipleniyor, kabul edilmesi için bütün fabrikalarda şalterleri indiriyorduk. Patronlar taleplerimizi kabul etmek zorunda kalıyorlardı.

Bu yıllarda çalıştığım fabrikaya sendika getirmek için aylarca sessiz sedasız örgütlendik. Fakat nihayetinde örgütlendiğimizi haber alan patron benim de aralarında bulunduğum üç işçiyi işten attı. İşten atma saldırısına karşılık üretimi durdurarak cevap verdik. Bir işçi arkadaşımız fabrikanın balkonundan diğer fabrikalardaki işçilere sesleniyordu. Bu sefer ıslık bizim için çalınıyordu. Yarım saat sonra diğer fabrikalardan işçiler pankartlarıyla bizim çalıştığımız fabrikanın önünde toplanmışlardı. İşçi kardeşlerimizin coşkusu öyle yoğundu ki, hepimize güç ve moral veriyordu. Patronumuz iki gün sonra sendikamızla görüşmeyi kabul etmek zorunda kaldı. Bizler işimize döndük. Mücadele etmiş ve kazanmış olmanın haklı onuruyla çalışıyorduk.

1990 yılında ise çalıştığım fabrikada toplu iş sözleşmesi görüşmeleri başlamıştı. Sözleşme taslağını bütün işçilerin katılımıyla hazırlamıştık. Fabrikanın yemekhanesinde yapılan toplu sözleşme görüşmelerine işçiler de katılıyordu. Bir tarafta işçiler, temsilciler ve sendikacılar, diğer tarafta ise patron ve temsilcileri vardı. Bir keresinde patronumuz bizim sözleşme taslağını kaldırarak, “Ben sizin bütün taleplerinizi kabul edersem sendikalı olmayan fabrikalarla rekabet edemem. Gidin sendikasız fabrikaları da sendikalı yapın. Benden de yüzde iki yüz zam isteyin” demişti. Bizim temsilcilerden biri de “Patron, orasını sen bize bırak, imzayı at. Yakında sendikayı oralara da sokacağız” demişti. Daha sonra, diğer fabrikalara da mücadeleyle sendikayı kabul ettirdik.

Bugün de işçilerin yapması gereken örgütlü mücadeleyi yükseltmektir. Patronların karşısına hep birlikte ve sınıfımızın gücüne güvenerek çıkmalıyız. O zaman ıslıkları yeniden çalabiliriz. O zaman şalterleri tekrar indirebiliriz.   

16 Nisan 2011

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş ile patron örgütü MESS arasında süren toplu iş sözleşmesi (TİS) süreci devam ediyor. ABB Power Grids, Schneider Enerji, Schneider Elektrik, Grid Solutıons Enerji ve Arıtaş Kriyojenik işyerlerinde...

  • Bir tarafta Aralık ayı için açıklanan yüzde 14,6 resmi enflasyon oranı, diğer tarafta tüm emekçilerin bildiği, evlerini ve ceplerini yakan gerçek hayat pahalılığı… Bir tarafta asgari ücret zammı, bir tarafta neredeyse her gün, her şeye gelen “fiyat...
  • “Pusulası olmayan toplum ve sınıflar meçhule giden bir gemi gibidir.” Böyle yazıyordu İşçi Dayanışması gazetemizin 153. sayısındaki başyazısında. Bu kısacık cümle ne kadar da çok şey anlatıyor değil mi? Gerçekten de pusulası olmayan milyonlarca işçi...
  • Yıllardır her sonbaharda grip aşısı yaptırıyordum. 2020’nin Ekim ayının son günlerinde Aile Sağlık Merkezine gittim. Kapının dışında uzun mu uzun bir insan kuyruğa vardı. Kimse birbiriyle konuşmuyordu. Aralarında en az beş adım vardı. Sıra bana...
  • Kapitalizm eşitsizliğe ve adaletsizliğe dayalı bir sistemdir ve kaç zamandır bağrında biriken büyük sorunlar patlıyor. Bu sistem alabildiğine çürümüş ve çıkmaza saplanmıştır. Tam da bu yüzden en küçük sorunu bile çözemiyor. Tersine, küresel...
  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde Ekim 2020 dönemi için işsizlik verilerini açıkladı. Rakamlarla oynayarak istediği değerleri elde etme konusunda ustalaşan TÜİK, mucizesini yine gösterdi. Açıklanan verilere göre 15 ve üzeri...
  • Kalyon Holding’in İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Kuleleri inşaatında çalışan işçilerin öğle yemeğinden hamamböceği çıktı ve işçiler bu durumu protesto etti. Şantiyede tüm uyarılara karşın düzeltilmeyen kötü koşullara duyulan öfke...
  • Hükümetin medya kalemleri aralarında işbölümü yapmış; kimisi tetikçi, kimisi akıl hocası, kimisi muhalif olanlara karşı karalama görevini üstlenmiş. Bazıları da yılın 365 günü “emekliye müjde” başlığıyla her gün gazetede, televizyon ekranında,...
  • Hindistanlı işçilerin ve tarım emekçilerinin mücadelesi 50 günü aşkın bir zamandır sürüyor. Kötü hava koşullarına, su baskınlarına rağmen bir araya geldikleri ve kamp kurdukları eylem alanlarından ayrılmayan tarım emekçileri protesto gösterilerine...
  • Somalı madenciler 13 Mayıs 2014’te gerçekleşen ve 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan büyük maden faciasının ardından maden ocaklarının kapanmasıyla işsizliğe mahkûm edilmiş, tazminat ve alacakları da ödenmemişti. Bağımsız Maden-İş ve işçilerin...
  • Nisan 2020 itibariyle siyasi iktidar pandemi nedeniyle işten çıkarma yasağı getirdiğini “müjdelemişti”. Oysa gerçekler söylenenlerin tam tersiydi. İşten atma yerine ücretsiz izin uygulaması hayata geçirildi. Böylece patronların inisiyatifine...
  • Kayı İnşaat Cezayir’deki askeri hastane ve tesislerin inşaat şantiyelerinde çalıştırdığı işçilerin 1 yıllık ücretlerini ödemedi. İnşaat-Sen’de örgütlenen işçiler, 2019’un Aralık ayında ücretlerinin ödenmesi talebiyle Cezayir’de grev yaptılar, dava...
  • Genç işsizliğin yüzde 30’lara çıktığı, yoksulluğun her geçen gün arttığı Tunus’ta emekçilerin haklı öfkesi sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Hükümetin, emekçilere hiçbir güvence vermeden salgına karşı önlem adı altında sadece sokağa çıkma...

UİD-DER Aylık Bülteni