Navigation

Buradasınız

Örgütlülük Kötü müdür?

İşçi Dayanışması, No: 153
Adana Arkeoloji Müzesi’ni gezen bir ziyaretçi paleolitik ve neolitik çağlara ait buluntuların sergilendiği bölüme geldiğinde, şu satırların yazdığı panoyla karşılaşır; “Değişken iklim koşulları, yanardağ patlamaları ve seller gibi doğal afetler yüzünden insan soyu sürekli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Mağara tipi yerlerde yaşamaya çalışan insanlar, doğal felaketler yüzünden yok olmuşlar; ancak daha örgütlü olan insan grupları bu olumsuzluğa karşı direnç göstermişlerdir.”

Adana Arkeoloji Müzesi’ni gezen bir ziyaretçi paleolitik ve neolitik çağlara ait buluntuların sergilendiği bölüme geldiğinde, şu satırların yazdığı panoyla karşılaşır; “Değişken iklim koşulları, yanardağ patlamaları ve seller gibi doğal afetler yüzünden insan soyu sürekli yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Mağara tipi yerlerde yaşamaya çalışan insanlar, doğal felaketler yüzünden yok olmuşlar; ancak daha örgütlü olan insan grupları bu olumsuzluğa karşı direnç göstermişlerdir.” Bu satırlar tarihten süzülen sayısız örnekle ispatlanabilir. Örgütlülük insanlığın yaşamsal davranışlarının başında gelir ama bu topraklarda egemenler bu kavramı “öcü” haline getirmişlerdir. Neden?

Organize olmak, ortaklaşa hareket etmek, kenetlenmek, imece kurmak, tek vücut olmak, güç birliği oluşturmak… Nasıl telaffuz etmek istersek öyle olsun! Bilelim ki örgütlülük tarih boyunca insan yaşamının ve ilerlemenin vazgeçilmez bir parçası olmuştur. Tarihte bir yolculuk yapalım ve beş bin yıl önceye gidelim ve Nil nehrinin kenarında yaşayan insan topluluklarını düşünelim. Nehrin sularının tarım arazilerine ulaşmasını sağlayan koca koca su kanalları, suyun depolanmasını sağlayan barajlar el birliği olmadan, yani örgütlü bir faaliyet olmadan yapılabilir miydi?

Tarih yolculuğumuzda daha da gerilere uzanalım. Dilin gelişimi mesela, organizasyon ihtiyacından doğmuştur. Gelişen dil sayesinde insan toplulukları karşılıklı iletişim kurabildi ve plan yaparak daha iyi organize olabildi. Böylece yaşamsal faaliyetlerin sürdürülebilmesi, ihtiyaçların karşılanabilmesi daha mümkün hale geldi. Çeşitli doğal felaketler karşısında insanların hayatta kalma şansları arttı.

İnsanlık beslenme ve barınma gibi temel ihtiyaçları karşılamanın ötesine geçerek doğaya hükmetmeye başlamışsa bu örgütlülüğü sayesinde olmuştur. Şehirler kurarak büyük insan toplulukları halinde yaşayabilmişse ve bugün ulaştığımız gelişkinlik düzeyine çıkan basamakları birer birer tırmanabilmişse bu insanlığın örgütlü hareket etmesi sayesinde olmuştur. Sözün özü örgütlenme sayesinde hayatta kaldık, ilk günden bugüne muazzam bir yol aldık, medeniyetler inşa edip ileri teknolojiyi geliştirdik.

Aslında örgütlülüğün önemini anlamak için tarihte yolculuk yapmamıza da gerek yok. Kapitalist üretimin bizzat kendisi bir örgütlenme değil midir? Patronlar sınıfı, daha fazla mal (meta) üretmek ve işçinin bir dakikasını bile boşa harcamamak için fabrikalardaki çalışmayı baştan sona nasıl da örgütlüyor düşünelim. Üretimin nasıl bir sıralamayla yapılacağı, kimin hangi işin ne kadarını yapacağı, kaç işçiye ihtiyaç olduğu, kimlerin ekip halinde ya da nasıl bir iş bölümü temelinde çalışacağı bellidir. Fabrikada çalışmaya başlayan işçi, örgütlü bir sistemin içine dâhil olur ve o sistemin bir parçası olarak hareket etmek dışında bir seçeneği yoktur. Fabrikalarda örgütlü bir disiplinle çalışan işçilerin, sıra hak aramaya geldiğinde bireysel davranması büyük bir çelişkidir. Sebebi ise patronlar sınıfının çeşitli araçlarla gerçekleri çarpıtması, zihnimizi ve düşünce sistemimizi de örgütlüyor olmasıdır.

Kapitalist düzende patronlar sınıfı kıran kırana rekabet ederler, çünkü rekabet sermayenin doğasında var. Ama kendi düzenlerinin bekası söz konusu olduğunda derhal bir sınıf olarak birleşir, örgütlü hareket ederler. Kendi sendikaları, dernekleri ve çeşitli örgütleri vardır. Bununla kalmaz, eğitimden kültüre yaşamın her alanını da kapitalist düzenin çıkarları temelinde örgütleyerek topluma kendi fikirlerini aşılarlar. Emekçi kitleleri örgütlülüğün kötü bir şey olduğuna, hiçbir şey kazandırmadığı gibi zarar verdiğine, asıl olanın toplumculuk değil bireycilik olduğuna inandırmak isterler. “Gemisini kurtaran kaptandır”, “her koyun kendi bacağından asılır” gibi bireyci düşüncelerin örgütsüz emekçilerin geneline sirayet etmiş olması tesadüf değildir. Çünkü en büyük korkuları işçi sınıfının örgütlü gücünün farkına varmasıdır.

Gerek insanlık tarihine baktığımızda gerekse de sınıfımızın, işçi sınıfının tarihine baktığımızda örgütlülüğün ne kadar önemli olduğunu görürüz. Sigortalı çalışma hakkından grev hakkına, oy hakkından işsizlik maaşına ve 8 saatlik işgünü hakkına kadar, bugün sahip olduğumuz tüm haklar geçmişte işçi sınıfının verdiği örgütlü mücadele sayesinde elde edilmiştir. Tek başına, örgütsüz davranmak ise işçilere bugüne kadar hiçbir kazanım sağlamadığı gibi aksine zarar vermiştir. Dolayısıyla kötü olan, zarar veren örgütlülük değil örgütsüzlüktür! İşçi sınıfının tepeden tırnağa örgütlü olan kapitalist sömürücüler karşısında örgütlenmekten ve omuz omuza mücadeleyi büyütmekten başka şansı yoktur.

6 Ocak 2021

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • 8 Mart, işçi sınıfının uluslararası mücadelesinin ürünü, dünya işçi sınıfının kadınlarının ekmek ve gül mücadelesinin sembolü… UİD-DER, 8 Mart ruhunu yaşatmak, uluslararası işçi dayanışmasını güçlendirmek için coşkuyla emek veren işçilerin örgütü… 8...
  • Kapitalist üretim biçiminin hâkim olması ve sanayinin üretim sürecine girmesiyle, o güne kadarki toplumsal yapı altüst oldu. Günde 14 ile 16 saat çalışma sonrasında işçiler, tümüyle bitkin düşüyorlardı. Çalışma koşulları özellikle kadınları ve...
  • Emekçi kadınlar, Paris Komünü yönetimine giden süreçte ve işçi iktidarının savunulmasında en ön saflarda mücadele ettiler. Kadınlar politika alanında kendilerini var etmeye başlamışlardı. Çeşitli kulüpler kuruyor, toplantılarda konuşmalar yapıyor ve...
  • Kapitalizm, kadını erkekle eşit görmeyen, ikinci sınıf sayarak aşağılayan erkek egemen toplumsal yapıya dokunmadı. Ama sanayinin gelişmesi ve kadınların çalışma hayatına katılmasıyla, geleneksel ilişki ve düşünce biçimleri zorunlu olarak değişmeye...
  • İlk ateş yakıldığında/ İlk kez yarıldığında karanlıklar/ İnsanlar sevinçten coşarak haykırmışlar.../ Bugün de / Bu yaşlı dünyamızda/ Karanlıkların yırtıldığı yerde/ Aynı coşkuyla insanlar/ Özgürlük türküsü yakıyorlar/ Bana sorarsanız derim...
  • Gözümüzün gördüğü tüm zenginlikler doğanın ve emeğin çocuklarıdır. Ama kapitalist sömürü düzeni altında sermaye sınıfının elinde zenginlik, işçi sınıfının saflarında yoksulluk birikiyor, doğanın, yaşamın güzellikleri solgunlaşıp yok oluyor....
  • Tuzla Serbest Bölgede bulunan CPS Otomotiv’de, patronlar arasındaki sorunlar nedeniyle işçiler yemek, servis ve ücret konusunda mağdur edilmiş ve işe gidememişti. Son olarak gelinen aşamada şirketin alacaklıları kapıya dayanmış ve makinelere el...
  • Dizde azalan sıvıyı takviye etmek için eklem sıvısı iğneleri var. Bir tanesi 600-700 lira. Yine kök hücre tedavisi yapılıyor hastanede, dışarıdan bir firma gelip yapıyor, hastanede yok. O da 1500 lira. Ben devlet hastanesinde çalışıyorum. Güya...
  • Kocaeli Şekerpınar’daki Migros deposunda çalışan işçiler, çalışma koşullarının iyileştirilmesi için Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası DGD-SEN’e üye olmuşlardı. Önce ücretsiz izin silahını kullanan patron, haklarını arayan işçileri...
  • Tekirdağ/Çorlu’da faaliyet gösteren Tekgıda-İş sendikasının örgütlü olduğu Fransa sermayeli Bel Karper’de işçiler hakları için mücadele ediyor. Sendikal faaliyetlerinden ötürü baştemsilcinin işten atılması, 12 işçinin ise ücretsiz izne çıkarılması...
  • Mart ayında koronavirüs hayatımıza gireli bir yıl olacak. Bu bir yıl yine patronlara yarayıp emekçilere zehir oldu. Bu süreci öyle bir kullandılar ki rahatça örgütsüz insanları yalanlarına inandırabildiler ve hâlâ da devam ediyorlar. Öncelikle tüm...
  • 3 Mart 1992, karaelmas diyarı Zonguldak ve 263 madenci… Bundan tam 29 yıl önce Zonguldak’ın Kozlu ilçesindeki Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun (TTK) İncirharmanı Maden Ocağı, 263 madencinin toplu mezarına dönüştü. Gece vardiyası henüz birkaç saat önce...
  • 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 9. maddesine göre işveren, iş akdi sona eren işçinin durumunu 10 gün içinde SGK’ya bildirmekle yükümlüdür. İş akdinin hangi gerekçeyle sona erdiği bir kod ile belirtilir. Her kodun...

UİD-DER Aylık Bülteni