Navigation

Buradasınız

Siyaset Nedir, Kimler Siyaset Yapar?

Mart 2010, No: 24

Başbakan Erdoğan yaptığı birçok konuşmada, sanki Tekel işçileri suç işlemiş gibi, “siyaset yapıyorlar”, “ideolojik” davranıyorlar diyerek onları suçlu göstermeye kalktı. Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu ise, 17 Ocak günü Tekel işçileriyle yapılan dayanışma mitinginde, “ben kefilim, vallahi billahi işçiler siyaset yapmıyorlar” dedi. Şu işin garipliğine bir bakın kardeşler: İşçilerin haklarını savunması gereken bir sendika başkanı ile sermayenin çıkarlarını güden hükümetin başı işçilerin siyaset yapmaması konusunda hemfikirler. Onlara göre işçiler siyaset yapmamalılar! Peki kardeşler, siyaset nedir ve işçilerin siyaset yapması gerçekten kötü müdür? Siyaset yapmak sadece kravatlı birtakım adamların tekelinde midir?

Başbakan, bakanlar ve sendika bürokratlarının yapmayın dediği siyaset, işçilerin ortak çıkarları için yaptığı eylem ve gösterilerdir. Tekel işçileri 4/C statüsünde çalışmaya karşı durarak, güvenceli çalışma hakkı için çeşitli eylemler yaptılar. Birleşerek kurdukları çadırlarında günlerce direndiler. Direnişlerini toplumun geneline yaymaya çalıştılar. Polisin saldırısı işçileri yıldıramadı, birleşen işçilerin eylemleri sokaklara taşmaya başladı ve dayanışma grevleri hayatı etkiledi. Böyle olunca, tıpkı CHP ve MHP gibi patronların siyasetini yapan AKP, halkın gözünde yıprandığı için korkmaya başladı. Sıkışan hükümet, Tekel işçilerini “yetim hakkı yiyorlar”, “yan gelip yatıyorlar” karalamalarıyla suçlayarak, işçilerin toplumda kazandığı saygınlığı yok etmeye girişti. Tekel direnişi, işçilerin ellerindeki hakları bir bir almaya alışkın olan patron siyasetçilerini korkuttu. Zira Tekel işçileri, oy verdikleri partilere ve güvendikleri siyasetçilere artık güvenmiyorlardı, mücadele içinde onların gerçek yüzlerini görmeye başlamışlardı.

Bugüne kadar sermaye yanlısı siyasetçiler, biz işçileri cahil yerine koyarak, siyaseti bilmediğimizi söylediler. Onlara göre biz “sürü”, kendileri ise “çoban”dı. İşçi ve emekçiler kendi kendilerini yönetemediklerinden, ortak hareket edemediklerinden ve iyi ile kötüyü ayıramadıklarından dolayı bizleri yönetmek için çeşitli partiler kurup, siyaset yapıyorlarmış! Güya kendi sınıflarının çıkarları için değil de, “halka hizmet” için siyasete soyunmuşlar! Patronlar sınıfının siyasetçileri bunları söyleyerek, “siyaseti bize bırakın, siz işçiler siyasete bulaşmayın, biz sizin adınıza da siyaset yaparız” diyorlar. Kendilerine “saadet”, “ak”, “doğru yol”, “cumhuriyet”, “anavatan”, “milliyetçi” gibi değişik adlar veriyorlar. Bu sıfatlarla biz işçilerin zihnini bulandırmak ve peşlerine takmak istiyorlar. Aslında hepsi de işçi ve emekçileri oy deposu olarak görüyorlar. Bizden istedikleri her beş yılda bir sandık başına giderek, kendilerine oy atmamızdır.

Siyaseti, patron partilerine sadece “oy vermek” olarak düşünürsek, çok büyük hata yapmış oluruz işçi kardeşler. Patronların siyaseti sürdükçe, biz işçiler ezilmeye devam ederiz. İşsizlik ve yoksulluk artarken, biz, patron partileri gelsin bizi kurtarsın diye boş yere umut ederiz. Sermaye yanlısı siyasetçiler bizlere yalan söylüyorlar. Onların siyaseti kâr, sömürü ve soygun siyasetidir. İşçi ve emekçiler için değil, patronlar için siyaset yaparlar. Patronların düzeni ilelebet sürsün, bir avuç para babası bu sömürü düzeninin keyfini sürsün diye bizi siyasetten uzak tutuyorlar. İstiyorlar ki, biz işçiler birbirimize güvenmeyelim, patronların kurduğu sağ veya sözde sol partilerden birine oy vererek birbirimize düşman olalım, onların yalan ve vaatlerine kanarak yıllarca boş yere durumumuzun düzeleceğine inanalım! Patron siyasetçilerinin bu ve benzeri yalanlarına karşı çıkarak demeliyiz ki, “sizlerin siyasetine de, yalanlarına da karnımız tok, biz bundan böyle patronların değil kendi siyasetimizi yapacağız.”

Biz işçiler haklarımızı ancak kendi bağımsız sınıf çıkarlarımız temelinde siyaset yaparak alabiliriz. Biz işçilerin siyaset derken anladığı, bütün işçilerin ortak talepleridir, ortak çıkarlarıdır. Bizler yaşadığımız toplumda işsizliğin, yoksulluğun, açlığın ortadan kalkmasını istiyoruz. Her işçinin iş güvencesine sahip olmasını, iş kazalarında ölmemesini, meslek hastalıklarına yakalanmamasını istiyoruz. Hepimiz asgari ücretin sefalet ücreti olmaktan çıkartılmasını istiyoruz. Fabrikalarda sendikalı, sigortalı ve daha insanca çalışma hakkına sahip olmak istiyoruz. Aldığımız ücretin zam ve vergilerle tekrar elimizden alınmasını istemiyoruz. Bizler de insanca yaşamak, sosyal faaliyetlere katılmak, sevdiklerimize zaman ayırmak istiyoruz. Biz işçilerin savunduğu bu talepleri, patronların düzeninden yana olan hiçbir parti ve siyasetçi savunamaz. Bu taleplerin hayat bulması için çalışmazlar, kendi efendileri olan patronlarla karşı karşıya gelmezler. O nedenle biz işçiler, siyasete katılmalı ve siyasetimizi kendi sınıf örgütlerimizde yükseltmeliyiz. Bizler insanın insan gibi yaşadığı, sömürünün ortadan kalktığı, herkesin eşit olduğu bir dünya kurmak için iktidarı kendi ellerimize almalıyız. Tüm bunları başarabilmek için, biz işçilerin bağımsız sınıf çıkarları temelinde birleşip örgütlenmesi gerekiyor. İşçi sınıfının siyaset yapmasının önüne konulan tüm yasaklar kaldırılmalıdır. Sendikalarda, UİD-DER gibi işçi örgütlerinde, işyerlerinde, mahallelerde, okullarda, kısacası hayatın her alanında sınıfımızın ve çıkarlarımızın siyasetini yapmalıyız.

15 Mart 2010

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Bir lise öğrencisi: Bir öğrenci olarak az çok tahmin edeceğiniz masraflarım var, ancak aynı masrafları karşılamak için artık daha fazla para gerekiyor. Ailem ve ben okul masraflarının pahalılığından şikâyetçiyiz. Örneğin benim okulum devlet okulu...
  • Birçok ülkede, farklı tarihlerde “çocuk günü” vardır ve o günlerde çocuklar hatırlanır, iyi dileklerde bulunulur. UNICEF ise 191 ülke tarafından kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesinin imzalandığı gün olan 20 Kasımı Dünya Çocuk günü olarak kutluyor...
  • TÜİK’in Ağustos ayına ait işgücü istatistikleri, işsizliğin her geçen ay daha da arttığını gösteriyor. TÜİK’in rakamlarına göre, 2019 Ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre işsiz sayısı 980 bin kişi artarak 4 milyon 650 bine yükseldi....
  • UİD-DER’li bir emekçi kadın çalıştığı işyerinde kadın arkadaşlarıyla yaptığı bir sohbeti şöyle aktarıyor: “İsviçre’de kadınların eşit işe eşit ücret talebiyle yaptığı grev üzerine sohbet ediyorduk. Arkadaşlarımın bu grevden haberi yoktu....
  • DİSK’e bağlı işyerlerinde çalışan işçiler, yarım gün iş bırakarak “kıdem tazminatının gaspına hayır, vergi adaleti istiyoruz” sloganıyla Konak Meydanına yürüdü. 181 gündür işlerine dönmek için direnen Aliağa Belediyesi işçileri de kendi...
  • DİSK, Türk-İş ve Hak-İş genel başkanları, vergi adaletinin sağlanması talebiyle Türk-İş Genel Merkezinde bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş...
  • Başarıya giden yol nedir, hiç düşündünüz mü? Şimdi bu soruyu niye sordum merak ediyor olabilirsiniz. Kurbağalar ile ilgili bir hikâye okudum. Bu hikâye çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim. Üzerine biraz düşününce hayatımızda da bu...
  • İstanbul Fatih’te 6 Kasım Çarşamba günü dört kardeş evlerinde ölü bulundu. Tanıdıkları haber alamayınca evlerine gittiler ve kapıda “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu ile karşılaştılar. Notu gören kardeşlerin tanıdıkları polise...
  • Milyonlarca işçinin brüt ücretinden yapılan kesintiler, işçinin yıllık gelirine göre değişiyor. Geliri 18 bin liraya kadar olanlardan yüzde 15, 18 binle 40 bin lira arasında olanlardan yüzde 20, 40 binle 148 bin lira arsında olanlardan ise yüzde 27...
  • TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, beklenen büyük İstanbul depreminin olası sonuçlarına ilişkin 11 Kasımda bir çalıştay düzenledi. Düzce depreminin 20. yılında Kadıköy’de düzenlenen İstanbul Deprem Çalıştayında, 20 milyonluk mega kentin depreme...
  • Zeytinoğlu Grubu’na bağlı Entil Endüstri, Halpaki Döküm ve Tarkon Makine işçilerinin kıdem tazminatları ve 5 aylık ücretlerinin ödenmesi talebiyle 4 Kasımda başlattıkları nöbet eylemi devam ediyor. 3 fabrikada çalışan işçiler, taleplerini duyurmak...
  • 17 Ağustos depremini Kocaeli Karamürsel’de yaşamış birisi olarak, o gece ve sonrasında yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. O zamanlar eşim İstanbul’da çalışıyor, ben 1 yaşındaki kızım ve 4 yaşındaki oğlumla annemde kalıyordum. 17 Ağustos...
  • Genç yaşlı, evli bekâr, köylü, şehirli, Avrupalı, Asyalı fark etmiyor. Dünyanın her yerinde baskı altına alınıyor, şiddet görüyoruz. Kadınların emek gücü ucuzdur. Bu düzende söz hakkımızı erkekler belirlemek istiyor. Çalışıyor ve ev geçindiriyoruz...