Navigation

Buradasınız

Tarih Bize Bugünü de Anlatır!

İşçi Dayanışması Bülteni, No:97

1922’de, İtalya’da Mussolini, 1933’te Almanya’da Hitler seçimle iktidara gelmişti. Tüm iktidar yetkisini kendisinde toplayan Hitler, faşist bir rejim kurmuştu. Hitler halka, Alman milletinin tüm Avrupa’ya hükmedeceğini vaat etmişti. Hitler’in demir yumruğu altında, Büyük Alman İmparatorluğu kurulacaktı. İtalya’nın faşist başkanı Mussolini de İtalyan milletine Roma İmparatorluğunu yeniden canlandırmayı vaat etmişti. Her ikisi de kibirli birer ruh hastası olan bu faşist liderler, “büyük millet”, “güçlü devlet” efsaneleri ile kandırdıkları on milyonlarca insanı peşlerinden sürüklemeyi başarmışlardı.

Kendi çocuklarını her tür tehlikeden uzak tutan, onları zenginlik ve sefahat içinde yaşatan egemenler, yoksulların çocuklarına göz dikiyorlar. Yoksul sınıfların gençlerini, kendi iktidarları için savaşlarda harcayabilecekleri kıvama getirmeye uğraşıyorlar.

İnsanlar faşist liderlerinin başka ülkelere diklenmesiyle gururlanıyordu. Her iki diktatör de devletin tüm yetkilerinin kendi ellerinde toplanmasını sağlayacak bir başkanlık sistemi için uğraşmıştı. Kendilerinin “milli iradeyi” temsil ettiklerini söyleyen bu zalimler, kendilerinden olmayan herkesi “gayrı milli” olmakla suçluyorlardı. Ülkelerinin iç ve dış tehditler altında olduğu yalanına inandırılan milyonlarca insan, bu faşist siyasetçilerin arkasından sürüklenmişti. Hitler Alman ırkının üstün, diğerlerinin ise aşağı ırk olduğunu söylüyordu. Devlet eliyle ırkçılık pompalanıyor, diğer halkların düşman olduğu propaganda ediliyordu. Bu korkunç gidişatı durdurmaya uğraşan muhalifler vatan hainliğiyle suçlanarak susturulmuş ya da hapsedilmişti. Binlerce yazar, aydın, akademisyen vatandaşlıktan çıkartılarak sınırdışı edilmişti. Basın, devlet gücünü ele geçiren faşist çetenin kontrolü altına alınmıştı. Gerçekler halktan gizleniyordu. Faşist liderleri destekleyen yandaş patronlar hızla zenginleşirken, faşist siyasetçiler ülkenin hızla kalkındığını propaganda ediyorlardı.

Avrupa’nın ortasında, Almanya’da ve İtalya’da yaşanan bu karanlık dönem 70 milyon insanın can verdiği 2. Dünya Savaşının bitiminde son buldu. “Büyük devlet olma”, “imparatorluk kurma”, “zengin olma” hayalleriyle kandırılan Alman ve İtalyan halkları, faşist liderlerin peşinden gitmenin bedelini çok büyük acılar çekerek ödediler. Milliyetçilik duyguları kabartılarak savaşa ikna edilen İtalyan ve Alman halkları, gençlerini düğün bayram havasında, coşkuyla savaş cephelerine göndermişlerdi. Savaşın ilk yıllarında Alman ve İtalyan orduları Avrupa kıtasının büyük bölümünü fethetmişti. Bu fethedilen bölgelerdeki araziler, madenler, fabrikalar Hitler ve Mussolini yandaşı büyük patronların ganimetiydi. Gençlerini savaşa gönderen Alman ve İtalyan işçilerinin-emekçilerinin payına düşen ise kan, acı ve gözyaşı oldu. Cephelerde ölenler kahraman ilan ediliyor, sözde “vatanları için” ölenlere methiyeler düzülüyordu. Oysa milyonlarca genç faşist liderlerin hırsları ve yandaş patronların kârları için can vermiş ya da sakat kalmıştı.

Tüm Avrupa korkunç bir yıkım yaşadı. Alman ve İtalyan halkları, daha sonra, kendilerine ve diğer halklara bu yıkımları yaşatan faşist liderlere lanet ettiler. O faşist liderlere kanmış olmanın utancını yaşadılar. Avrupa halkları faşizmin bir insanlık suçu olduğunu savaşın acılarını yaşayarak, milyonlarca insanını yitirerek öğrendi.

Faşizm maalesef tarihin karanlık sayfalarında kalmadı. Günümüzde de “Büyük Türkiye” vaatleriyle, Osmanlı İmparatorluğunu diriltme efsaneleriyle, İslam dünyasının liderliğini üstlenme safsatalarıyla halkı kandıran, gençliğin beynini yıkayan siyasetçiler var. Ülkesi ve insanları için yararlı olmak gibi olumlu düşünceler taşıyan genç insanlarımız, diğer halklara karşı kin ve düşmanlık duygularıyla zehirleniyorlar. Kendi çocuklarını her tür tehlikeden uzak tutan, onları zenginlik ve sefahat içinde yaşatan egemenler, yoksulların çocuklarına göz dikiyorlar. Yoksul sınıfların gençlerini, kendi iktidarları için savaşlarda harcayabilecekleri kıvama getirmeye uğraşıyorlar. Kendi başlattıkları ya da kışkırttıkları savaşları “vatan savunması” diye topluma yutturmaya çalışıyorlar.

Kardeşler,

Gençlerimizin güzel umutları ve gelecek hayalleri var. Çocuklarımızın önünde, barış içinde yaşayabilecekleri bir ömürleri var. Çocuklarımızın, gençlerimizin kin ve düşmanlıkla beyinlerinin yıkanmasına, ölmeye ve öldürmeye hazır hale getirilmesine razı mısınız? Yandaş patronlar daha zengin olsun diye, diktatörlerin hırsları ve çıkarları için çocuklarımızı, gençlerimizi kurban etmeye razı olabilir miyiz?

İşçi ve emekçilerin düşmanı, başka ülkelerdeki işçiler ve halklar değildir. Ülkeyi savaş bataklığına sürükleyen diktatörlük heveslilerinin oyununa gelmeyelim.

20 Nisan 2016

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • Bir lise öğrencisi: Bir öğrenci olarak az çok tahmin edeceğiniz masraflarım var, ancak aynı masrafları karşılamak için artık daha fazla para gerekiyor. Ailem ve ben okul masraflarının pahalılığından şikâyetçiyiz. Örneğin benim okulum devlet okulu...
  • Birçok ülkede, farklı tarihlerde “çocuk günü” vardır ve o günlerde çocuklar hatırlanır, iyi dileklerde bulunulur. UNICEF ise 191 ülke tarafından kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesinin imzalandığı gün olan 20 Kasımı Dünya Çocuk günü olarak kutluyor...
  • TÜİK’in Ağustos ayına ait işgücü istatistikleri, işsizliğin her geçen ay daha da arttığını gösteriyor. TÜİK’in rakamlarına göre, 2019 Ağustos döneminde, geçen yılın aynı dönemine göre işsiz sayısı 980 bin kişi artarak 4 milyon 650 bine yükseldi....
  • UİD-DER’li bir emekçi kadın çalıştığı işyerinde kadın arkadaşlarıyla yaptığı bir sohbeti şöyle aktarıyor: “İsviçre’de kadınların eşit işe eşit ücret talebiyle yaptığı grev üzerine sohbet ediyorduk. Arkadaşlarımın bu grevden haberi yoktu....
  • DİSK’e bağlı işyerlerinde çalışan işçiler, yarım gün iş bırakarak “kıdem tazminatının gaspına hayır, vergi adaleti istiyoruz” sloganıyla Konak Meydanına yürüdü. 181 gündür işlerine dönmek için direnen Aliağa Belediyesi işçileri de kendi...
  • DİSK, Türk-İş ve Hak-İş genel başkanları, vergi adaletinin sağlanması talebiyle Türk-İş Genel Merkezinde bir araya gelerek ortak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay ve Hak-İş...
  • Başarıya giden yol nedir, hiç düşündünüz mü? Şimdi bu soruyu niye sordum merak ediyor olabilirsiniz. Kurbağalar ile ilgili bir hikâye okudum. Bu hikâye çok hoşuma gitti ve sizlerle paylaşmak istedim. Üzerine biraz düşününce hayatımızda da bu...
  • İstanbul Fatih’te 6 Kasım Çarşamba günü dört kardeş evlerinde ölü bulundu. Tanıdıkları haber alamayınca evlerine gittiler ve kapıda “Dikkat siyanür var, polisi arayın, içeri girmeyin” notu ile karşılaştılar. Notu gören kardeşlerin tanıdıkları polise...
  • Milyonlarca işçinin brüt ücretinden yapılan kesintiler, işçinin yıllık gelirine göre değişiyor. Geliri 18 bin liraya kadar olanlardan yüzde 15, 18 binle 40 bin lira arasında olanlardan yüzde 20, 40 binle 148 bin lira arsında olanlardan ise yüzde 27...
  • TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, beklenen büyük İstanbul depreminin olası sonuçlarına ilişkin 11 Kasımda bir çalıştay düzenledi. Düzce depreminin 20. yılında Kadıköy’de düzenlenen İstanbul Deprem Çalıştayında, 20 milyonluk mega kentin depreme...
  • Zeytinoğlu Grubu’na bağlı Entil Endüstri, Halpaki Döküm ve Tarkon Makine işçilerinin kıdem tazminatları ve 5 aylık ücretlerinin ödenmesi talebiyle 4 Kasımda başlattıkları nöbet eylemi devam ediyor. 3 fabrikada çalışan işçiler, taleplerini duyurmak...
  • 17 Ağustos depremini Kocaeli Karamürsel’de yaşamış birisi olarak, o gece ve sonrasında yaşadıklarımı sizlerle paylaşmak istedim. O zamanlar eşim İstanbul’da çalışıyor, ben 1 yaşındaki kızım ve 4 yaşındaki oğlumla annemde kalıyordum. 17 Ağustos...
  • Genç yaşlı, evli bekâr, köylü, şehirli, Avrupalı, Asyalı fark etmiyor. Dünyanın her yerinde baskı altına alınıyor, şiddet görüyoruz. Kadınların emek gücü ucuzdur. Bu düzende söz hakkımızı erkekler belirlemek istiyor. Çalışıyor ve ev geçindiriyoruz...