Navigation

Buradasınız

Tarihsel Bir Deneyim: İşçiler Dayanışma İle Kazanır

Türkiye işçi hareketinde uzun yıllar boyunca süren suskunluk, 60’ların ilk yarısından başlayarak yerini güçlü bir gelişmeye bırakır. Yenilgi ve zaferlerle dolu işçi sınıfının mücadele tarihi, mücadeleyi zafere ulaştıracak nice derslerle doludur. Sınıf mücadelesi bir deniz gibidir. Suların yükseldiği, dalgaların hırçınlaştığı dönemler olduğu gibi suların geri çekilip denizin durgunlaştığı dönemler de vardır. Yükselen mücadele yıllarında ölü toprağı silkinip atılır. Birbirinden kopuk işçileri birbirine bağlayan oldukça güçlü bir bağ kurulur. Böylesi dönemlere damgasını vuran bağ her daim dayanışma ruhu olmuştur. Türkiye işçi sınıfının 60’lı-70’li yıllarda verdiği mücadele buna örnektir.

Kavel, Derby, Demir Döküm, Sungurlar gibi sınıfımızın mücadele tarihinde önemli yer tutan bu fabrika direnişlerinin başarısı, sınıf dayanışmasının sonucudur. İşçiler o dönemde yalnızca kendi fabrikalarında mücadele etmiyor aynı zamanda diğer fabrikalarda süren direnişler için de dayanışma eylemleri örgütlüyorlardı. Kazanılacak bir mücadelenin tüm sınıfın kazanımı olacağını bilen işçiler, fabrikalar ve sendikalar arasında eylem ve güç birliğini, dayanışmayı örüyorlardı.

Onlarca fabrikanın olduğu Haliç ve etrafındaki mahalleler de (Alibeyköy, Silahtar, Eyüp, Sütlüce, Gaziosmanpaşa, Küçükköy vd.), o şanlı mücadelelere tanıklık edecekti. İki kıyısına sıralanmış Nur Metal, Tersaneler, Arçelik, Genel Makine Sanayi (Küçük Kazan), Demir Döküm, Sungurlar Kazan (Büyük Kazan) gibi onlarca fabrika ile o dönemde İstanbul’un sanayi merkeziydi Haliç. Döküm fabrikalarının bacasından çıkan dumanın karıştığı kasvetli bir havası vardı. Sabahın kör karanlığında telaşlı ve uykusuz adımlarla işe koşturan, gecenin kör karanlığında ise yorgun adımlarla evlerine dönerlerdi. Fabrikalardaki ağır çalışma koşulları, yoğun baskı ve sömürü, sarı sendikaların ihanetiyle birleşerek işçilerin öfkesini daha da artırıyordu. Bu dönemde yükselen mücadelenin öncüsü, metal işçilerinin örgütlü olduğu Maden-İş’ti. Kemal Türklerin başında bulunduğu DİSK/Maden-İş, patronların korkulu rüyası, işçilerin ise umudu olmuştu. Birçok fabrikada işçiler Maden-İş’e geçmişlerdi, bir kısmı ise örgütsüzlüğün getirdiği çaresizlikten dolayı korkuyor ve işbirlikçi sendikaya karşı ne yapacaklarını bilemiyorlardı:

“Başımızdaki sendikanın kötü olduğunu ben de biliyorum ama işin doğrusu ne yapabileceğim konusunda hiçbir fikrim yok, tanıdığım işçi arkadaşlar da aynı durumda. Herkes kendi başının çaresine bakıyor. Geçmişte iki arkadaşımız işten atıldı bu yüzden, kimsenin umurunda olmadı. Yetmedi korku yerleşti yüreklere. İşten atılma korkusu. Kimsenin yanındaki arkadaşını düşündüğü yok. Bulaşmak istemiyorlar bu türlü işlere. Çoğu ezildiğinin, haksızlığa uğradığının farkında ama karşı çıkmaya gelince ben karışmayayım, bana zarar gelmesin de kim ne yaparsa yapsın diyor herkes. Bana gelince madem öyle kimse tehlikeyi göze almıyor, herkes kendini kurtarma sevdasında, öyleyse ne halleri varsa görsünler ben de boşu boşuna tehlikeye atmam kendimi.”

Bu satırlar, kendisi de bir işçi olan Nejat Elibol’un 1970’lerde Alibeyköy ve Haliç çevresinde yaşanan işçi mücadelelerinden kesitler sunduğu ‘Direnen Haliç’ kitabındaki baş karakterlerinden biri olan Birol’a ait. Nejat Elibol bu kitabıyla, mücadele içerisinde bir işçinin nasıl dönüştüğünü ve o dönemde yaşanan direnişlerin başka direnişlerle birleştiğinde nasıl zafere ulaştığını aktarıyor.

Küçük Kazan fabrikası, ustabaşıların, müdürlerin yoğun baskıları ve ağır çalışma koşulları altında işten başını kaldıramayan yaklaşık 200 işçinin çalıştığı bir fabrikaydı. Birol, bu fabrikada kaynakçılık yapan evden işe, işten eve giden kendi halinde bir işçiydi. Fabrikadaki baskı ve ağır çalışma koşulları canını sıkıyor fakat işsizlik korkusuyla sesini çıkaramıyordu. Çalışma arkadaşlarına güvenemiyor, mücadeleye atılmak istemiyordu. Ancak 70’lerin işçiden yana esen rüzgârı, o dönemin diğer işçilerinin olduğu gibi Birol’un da korkularını savurup atmıştı. Patronun Küçük Kazan fabrikasında Maden-İş için çalışma yürüten işçileri işten atmasıyla, 70’lerin mücadele ruhu bu fabrikada da can bulmuştu. Birol ise, dönemin ortaya çıkardığı öncü işçilerden biri halini almıştı. 1975’in 5 Ağustosunda Küçük Kazanda patlayan direniş, bir hafta sonra (11 Ağustosta) Büyük Kazana (Sungurlar Isı Kazan) sıçramıştı. 800 işçi 115 gün direnmiş ve kazanmıştı.

Geçmiş mücadelelerden dersler çıkaran deneyimli işçiler, Küçük Kazan’daki direnişin Büyük Kazan (Sungurlar Isı Kazan) fabrikası direnişe geçmeden başarıyla sonuçlanmayacağını biliyorlardı. Büyük Kazan’ın uzun süre direnişe geçmemesi, direnişte olan fakat iyi bir şekilde örgütlenememiş Küçük Kazan işçilerini umutsuzluğa sürüklüyordu. Direnişin öncüsü Birol’un, işçileri bir arada tutması zorlaşıyordu:

“İşçi arkadaşları tek başına yönetmek imkânsız. Hazırlıksız olduğumuz bir anda geçtik direnişe. İşçi arkadaşlar türlü zorluklar çıkarıyor, yardımcı olmuyorlar. İnsan bazen umutsuzluğa düşüyor.”

Küçük Kazan’da direniş zayıflarken, çevredeki başka fabrikaların mücadeleci işçilerinin dayanışma ziyaretleri Küçük Kazan’ın işçilerine yeniden güç kazandırıyordu. Beko fabrikasından üç otobüs dolusu işçinin dayanışma ziyareti işçilerin umutsuzluklarını bir kenara atmış, atılan sloganlarla birlikte söylenen marşlar, yüreklerinde nasıl büyüdüğünü kendilerinin bile fark edemediği sımsıcak dostluk duyguları oluşturmuştu:

“Geliyoruz zincirleri kıra kıra hey! Burjuvazinin kafasına vura vura hey!”

Ancak direnişin ilerleyen süreçlerinde eksiklikler yeniden kendini göstermeye başlamıştı. Öte yandan Büyük Kazan patronu, fabrika içine silahlı adamlarını sokarak işçilerin direnişe geçmesini engellemeye çalışıyordu. Artık iyice umutsuzluğa düşülmüştü ki Büyük Kazan fabrikasındaki işçilerin öfkesi patladı. Patronun başlarına diktiği silahlı adamlara rağmen onlar da direnişe geçtiler. Bu direniş, Küçük Kazan işçileriyle beraber direnişin başını çeken Birol’u da silkeleyip kendine getirmişti. Bu değişimi şöyle betimliyor Elibol:

“Ana fabrikanın direnişe geçmesi Küçük Kazan için yeni bir umut kaynağı oldu. Bu umut onları güçlendirdi, taze bir soluk almışlardı yeniden. O güne kadar nehrin deli gibi akan sularında sürüklenmişlerdi. Hiç tanımadıkları bir nehirdi bu ve yüzme de bilmiyorlardı. Birden bire ta dibine yuvarlandılar suyun. Sonra bir güç yukarı itti onları, bu güç Büyük Kazan işçileriydi. Bir gün önce fabrikanın içinde kaybolacakları sonsuz bir boşluk varken şimdi o boşluğun yerini dayanışma duygusu almıştı.”

Patronun direnişi bitirmeye yönelik her türlü ayak oyununa, işçilerin asker zoruyla fabrikadan çıkarılmasına, direnişçi işçilere silahlı saldırılar düzenlenmesine rağmen işçiler kararlı bir şekilde mücadeleye devam etmişlerdi. Birliktelikleri, zorlukların üstesinden gelmelerini sağlamıştı. Nihayetinde, yürekleri aynı anda atan iki fabrikanın işçileri, mücadeleyi başarıyla sonuçlandırmış, başarılarını ise Türkiye işçi sınıfına armağan etmişlerdi.

“Şimdi ortak yazgıları yalazlar çıkararak yanan ateşten daha fazla ısıtıyordu onları. Yüreklerindeki her şeyin hafiflediğini hissediyorlardı. Askerler kovaladığında aynı korkuyu aynı acıyı iki fabrika aynı anda tatmıştı. Ayrılmak bir yana birbirlerine daha çok sokuluyorlardı git gide. İnsanları birbirinden uzak tutan sınırlar yıkılmış, onları birbirine düşüren yanları küçük birer ayrıntı olmuştu.”

Bugün işçi sınıfı dil, din, ırk ayrımı altında yapay sorunlarla bin bir parçaya bölünüyor. Ancak bu ayrımlar üzerinden saltanatını sürdürebilen kapitalist düzen, öte yandan bütün dünyanın işçilerinin kaderini ortaklaştırıyor. Sınıf mücadelesini başarıya ulaştırmanın yolu sınıfın birliğinden, dayanışmasından geçiyor. İşçi sınıfının mücadele geçmişi gösteriyor ki ancak sınıf dayanışmasını güçlendiren işçiler, patronlar karşısında dik durabilmiş ve bir tarih yazabilmişlerdir. Dünya işçi sınıfı uluslararası mücadelesi ve dayanışmasıyla 1 Mayıs’ı ve 8 Mart’ı yarattı. Türkiye işçi sınıfı ise 15-16 Haziran Genel Direnişi ve peşi sıra gelen direnişlerde ortaya koyduğu sınıf dayanışması ile patronlara kök söktürdü. Mücadele okulunda yetişen işçi sınıfı, gücünün birliğinden geldiğini görmeli, sınıf dayanışmasını güçlendirmeli ve yeni tarihler yazmalıdır!

28 Mart 2017

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • 6 Ekimde ulaşım fiyatlarına gelen %4’lük zam sonrasında Başkent Santiago’da başlayan protesto gösterileri devam ediyor. Hayat pahalılığının ve eşitsizliğin her geçen gün artması emekçilerde giderek büyüyen bir hoşnutsuzluğa neden oluyordu. Hükümetin...
  • 17 Ekimden bu yana Lübnan sokakları son yılların en büyük eylemleriyle sarsılıyor. Eylemlerin “Whatsapp” kullanımlarına getirilen ek vergilere karşı başladığı iddia edilse de, emekçiler meydanlarda bundan çok daha fazlasını dillendiriyorlar....
  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde Eylül ayına ait enflasyon rakamlarını açıkladı. 26 aylık uzun bir aradan sonra, enflasyonun tekli hanelere düştüğünü ilan etti. Açıklanan rakamlara göre, tüketici fiyat endeksi (TÜFE) geçen yılın...
  • Hangi güzel şey var ki tek başına yapılabilsin? Yarına kalacak, onlarca, yüzlerce yıl yaşayacak hangi umutlu şey var ki ortak çaba ve mücadele olmadan başarılabilsin? Bireysel kurtuluş düşüncesinin, bencilliğin, umursamazlığın kışkırtıldığı bugünün...
  • Yaşanan büyük korkuya rağmen patronlar depremi de kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktan geri durmuyorlar. Medya da patronların bu amaçlarını desteklemeye devam ediyor. Depremin yaşandığı gün, sermaye sınıfının zihniyetini örnekleyen bir haber...
  • Afrika zengin, varlıklı Afrika... Güneşten parlak bir elmas çıkacaksa bu dünyadan, onun derinliklerindedir. Afrika zengin, varlıklı Afrika... Platin, uranyum, petrol, altın... Bütün cevherleri biriktirmiştir kara Afrika, bereketli bağırsaklarında....
  • Bizler kimi kamuda, kimi özel sektörde çalışan bir grup öğretmeniz. Bugün bizler açısından en yakıcı gündemlerden biri ekonomik krizdir. Ekonomik krizin tüm işçi ve emekçilerin ortak gündemi ve sorunu olduğunu biliyoruz. Ekonomik kriz hayat...
  • Geçtiğimiz günlerde İstanbul, 5,8 büyüklüğünde depremle ve buna eşlik eden yüzlerce artçıyla sallandı. Herhangi bir can kaybı yaşanmasa da meydana gelen depremler, İstanbul’un olası bir faciaya ne kadar hazırlıksız olduğunu bir kez daha gösterdi....
  • 1977-1978 “büyük grev”inden önce toplu iş sözleşmesi görüşmelerinin hazırlıkları aylar öncesinden başlamış, talepler bizzat işçiler tarafından belirlenmiş ve Maden-İş de büyük bir kararlılık ve özveriyle grev diyerek süreci kazanımla...
  • Birkaç hafta önce, kamu hastanelerine ayrılan bütçenin kısılması yüzünden bazı hastanelerde ameliyatların ertelendiğini anlatan bir haber görmüştüm. Haberde ayrıca bu kesintilerin makam araçlarına milyonlarca lira harcandığı bir dönemde yapıldığı da...
  • Tarihin derslerini unutmak, insanlığı felakete sürüklüyor. Aslında tarih, insanın en büyük rehberidir. Ama unutmak istemeyen ve bu rehberin izinden gidenler için… Eğer işçi sınıfı ve emekçiler örgütlü değillerse, büyük acılar pahasına öğrendiklerini...
  • Doğduğumuz andan itibaren başlar bu sistem bizi içine çekmeye. Yürümeye başladığımız zaman başlar hayat bizi sınamaya. Okula başladığımızda hayat ilk darbeyi çoktan vurmuştur. Devletin vermiş olduğu, daha doğrusu vermemiş olduğu eğitim hakkı okula...
  • Asıl müjdeyi toplantının sonlarına doğru veren bakanın müjdesini dinleyemeyenler için veriyorum: “Yılda 60-100 milyar lira büyüklük sağlayacak tamamlayıcı emeklilik sistemi sosyal tarafların mutabakatıyla kurularak, özellikle sermaye piyasalarını...