Navigation

Buradasınız

UİD-DER’in Faaliyetleri Bütün Coşkusu ve Disipliniyle Sürüyor

Eylül 2011, No: 42

Derneğimizin yürüttüğü faaliyetler bütün coşkusu ve disipliniyle sürüyor. Yaz boyunca yaz sineması kapsamında işçilerin sorunlarını ele alan film gösterimleri yaptık. Eylül ayına da Beynelmilel filmini göstererek girdik. Film, 12 Eylül 1980 darbesini trajikomik bir dille anlatıyor. Nükleer santrallerin kapatılması için başlattığımız kampanya, 12 Eylül darbecilerinden hesap sorulması için yapılan miting çalışmasıyla devam etti. Temsilciliklerimizde 12 Eylül darbesinin işçi sınıfının örgütlülüğünü nasıl dağıttığı, işçilerin mücadelesinin önüne nasıl geçtiği ve darbecilerden neden hesap sormak gerektiği üzerine bir seminer yaptık. Fabrika önlerinde, duraklarda ve işçi mahallelerinde 12 Eylül’ün asıl mağduru olan işçilere bildiriler dağıttık ve mitinge çağrı yaptık. 11 Eylülde ise, çeşitli bölgelerden, işyerlerinden ve mahallelerden gelen işçi kardeşlerimizle birlikte, işçi sınıfının disiplinine yakışır bir şekilde miting alanında yerimizi aldık.

Japonya’da yaşanan deprem ve tsunami sonrasında patronlar sınıfının ve onların hükümetlerinin onca övdüğü nükleer santraller patladı. Santrallerden sızan radyasyon havaya ve tüm yiyeceklere karışarak insanlığı tehdit etmeye başladı. Onlarca Japon işçi, nükleer santrallerin kapatılması sırasında öldü. Çernobil’den sonra Japonya’da patlak veren nükleer santral kazası son olmayacaktır. Nitekim Fransa’da meydana gelen patlama bunun açık bir kanıtı. Nükleer santrallerin kapatılması için Japon işçi sendikaları, Tüm Nükleer Santraller Derhal Kapatılsın şiarıyla bir imza kampanyası başlatmış bulunuyor. Türkiye’de ise bu kampanyayı derneğimiz UİD-DER yürütüyor. Bu kapsamda birçok kentte ve İstanbul’un çeşitli bölgelerinde stantlar kurarak, fabrikalara, işçi evlerine, kahvelere, çevre örgütlerine ve sendikalara giderek imza topluyoruz. Gittiğimiz her yerde nükleer santrallerin insanlık için nasıl bir felaket olduğunu anlatıyoruz.  

Şu ana kadar binlerce insan imza verdi. İnsanların önemli bir kısmı kendiliğinden gelip imza veriyor. Ama korkanlar, milliyetçi temelde karşı çıkanlar ya da umutsuz olanlar da yok değil. Meselâ kimi emekçi kardeşlerimiz “neden nükleer santrallere karşı çıkıyorsunuz, Türkiye’nin buna ihtiyacı var, ülkemizin gelişmesini istemiyor musunuz?” diye itiraz ediyor. Biz de bu kampanyanın uluslararası bir kampanya olduğunu, tüm devletlere aynı çağrının yapıldığını, nükleer santrallerin insanlığın düşmanı olduğunu, insanlığa yararlı alternatif enerji kaynakları bulunduğunu, ama çok kârlı olmadığı için patronların ve devletlerin buralara yatırım yapmadığını anlatıyoruz. Nükleer santrallerin kustuğu ölümün dünyadaki tüm insanları tehdit ettiğine, Türk, Alman, Rus diye ayırmadığına dikkat çekiyoruz.

Kimi işçi kardeşlerimiz de “bir imzadan ne olacak ki, imza toplamakla nükleer santrallerin kapatılacağına inanıyor musunuz?” diye soruyorlar. Biz de “bir imza vermekle keşke nükleer santraller kapatılsaydı” diyerek şunları anlatıyoruz: Bir imzayla nükleer santraller kapatılmayacak, ama bu kampanya sayesinde ne kadar çok insana ulaşırsak o kadar çok insan nükleer santraller hakkında bilgilenmiş olacak, duyarlılığı artacak. Bu kampanyanın amacı insanları düşünmeye ve duyarlı olmaya çağırmaktır. Siz de duyarlı olun, bu kampanyayı yayın. Duyarlı olan insanların sayısının artması demek, nükleer santrallere karşı toplumun ses vermesi demektir. Ama bu da yetmez. Nükleer santrallerin tüm dünyada insanlığa ölüm kusmaması için mücadele etmeliyiz. Emekçiler toplumsal muhalefeti yükseltmediği ve mücadele etmediği müddetçe hiçbir devlet nükleer santral kurma sevdasından vazgeçmeyecektir. Biz şu ya da bu millet ve devlet demeden tüm dünyada santrallere karşı çıkıyoruz.

Tüm bu anlattıklarımız karşılığını buluyor. UİD-DER, adına yakışır bir şekilde uluslararası kampanyanın bir parçası. İnsanların sömürülmediği, açlık ve yoksulluğun olmadığı, savaşların yaşanmadığı, nükleer santrallerin ölüm kusmadığı bir dünya kurmak için çalışmak, ter akıtmak gerekiyor. İşte UİD-DER’li işçiler de bunu yapıyorlar. Tüm işçi kardeşlerimizi bu çalışmanın bir parçası olmaya çağırıyoruz!

15 Eylül 2011

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Genç işsizliğin yüzde 30’lara çıktığı, yoksulluğun her geçen gün arttığı Tunus’ta emekçilerin haklı öfkesi sokaklarda yankılanmaya devam ediyor. Hükümetin, emekçilere hiçbir güvence vermeden salgına karşı önlem adı altında sadece sokağa çıkma...
  • Geçtiğimiz haftalarda, çok bilindik bir program olan “Güldür Güldür”de işçi sınıfının örgütlülüğünün dağıtılarak yıllar içinde nasıl sorgulamayan işçiler yaratıldığı anlatıldı bir skeçle. İzlediklerimiz komik bir şekilde ele alınmıştı ancak bir kez...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş Sendikasında örgütlendikleri için işten atılan ve 43 gündür fabrika önünde direnişte olan Ekmekçioğulları Metal işçileri 19 Ocak günü Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla görüşmek için Ankara’ya gittiler....
  • Dünya işçi sınıfı 2021’i sermaye sınıfının yoğunlaşan sömürüsü, baskısı ve yasaklarıyla karşıladı. İşten atma saldırıları, ücret kesintileri, hak gaspları artarak devam ediyor. Ancak işçiler de bu saldırılara karşı birleşmekten, direnmekten,...
  • Arkadaşlarla bir hafta sonu bizim evde buluşma ayarladık. Sokağa çıkamadığımızdan dolayı evde zaman geçirmek istedik. Herkes bir fikirle gelmişti. Bir arkadaşım kutu oyunu getirmişti. Oyunun adı “Monopoly.” Oyunun amacı şu; banka sana hayatta...
  • Geçtiğimiz günlerde koronavirüs önlemlerinin alınıp alınmadığını denetlemek için işyerimize kamu görevlileri geldi. Tabi bu denetimin nedeni bir arkadaşımızın işyerinde koronavirüse karşı yeterli önlemlerin alınmadığına dair yaptığı şikâyetmiş. Bir...
  • Kapitalist sistemin yarattığı büyük çelişkiler, eşitsizlikler, adaletsizlikler, derinleştirdiği toplumsal sorunlar her geçen gün daha fazla can yakıyor. 21’inci yüzyılın teknolojik gelişmişlik ve üretim düzeyine rağmen yüz milyonlarca insan açlık...
  • “Biz ekmeğimizin peşindeyiz.” Ne çok duyarız bu sözleri çalıştığımız fabrikalarda, işyerlerinde, grev ve direnişlerde. Kimi zaman yapılan bir yanlışın üzerini örtmek, bahane bulmak için kullanılır. “Bakma yapmak istemezdim ama işte ekmeğimizin...
  • Krizin ve Covid-19 salgınının yükü işçi ve emekçilerin üzerine yıkılmaya devam ediyor, yoksullaşma derinleşiyor. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in Covid-19 Döneminde İşsizlik Sigortası Fonu Raporu, İşsizlik Sigortası Fonunun...
  • Tüm dünya yeni bir yıla “merhaba” dedi. Çeşitli dillerde, farklı tonlarda çıktı bu merhabalar. İnsanlar yeni yılda yeni dilekler dilediler. Kimisi milyarlarına milyar istedi yüzü kızarmadan, mücevher takımına yeni yeni mücevherler istedi. Kimisi iş...
  • Otomotiv sektörüne plastik araba parçaları üreten bir fabrikada çalışıyorum. Covid-19 salgınıyla birlikte çalıştığımız fabrikada bir panik havası vardı. Televizyonlardan, internetten yayılan korku ve panik havası hemen herkesi çok etkiledi. Toplum...
  • Bir yılı daha geride bıraktık. 2020’nin ilk aylarında hayatımıza giren pandemiyle birlikte yaşamımız içinden çıkılmaz hale geldi. İşsizlik, yoksulluk derken bir de üstüne gelen yasaklarla beraber nefes alamaz olduk. Biz işçiler için zor bir yıldı....
  • Siyah emekçilere yönelik ırkçı saldırılar devam ediyor. ABD’de geçtiğimiz Mayıs ayında George Floyd’un katledilmesi üzerine tüm dünyada emekçilerin adalet talebi yükselmiş, meydanlar ırkçı nefrete karşı dolup taşmıştı. Kıtadan kıtaya sıçrayan...

UİD-DER Aylık Bülteni