UİD-DER youtube Web TV Twitter'da UİD-DER facebook'ta UİD-DER

Kriz Fırsatçılığı Nasıl Yapılır?

Tuzla’dan bir işçi

Krizin etkisiyle birçok işyerinde işten çıkarmalar, ücretsiz izinler yaşanıyor. Benim çalıştığım işyerinde ise durumlar tam tersi yönde. İşlerin azalması bir yana sene başından beri fazla mesailer yoğun bir tempoda devam ediyor. Hafta içi 12 saat çalıştığımız yetmiyormuş gibi Pazar günü ve resmi tatillerde de mesai yaptırılıyor.

Diğer taraftan da Ocak ayı ile birlikte toplu sözleşme dönemimiz başlıyor. Bir önceki toplu sözleşmemiz yapılan ilk sözleşme olduğu için haliyle kazandığımız haklar da düşük oldu. Bu durumdan hiçbirimiz memnun değiliz. Yeni toplu sözleşme süreciyle birlikte ülkede yaşanan ekonomik krizi kullanan işveren tam bir kriz fırsatçılığı yapıyor. Nasıl mı? Çalıştığım işyerinde yaşanan durumu şöyle anlatayım size: Yazın işyerinde işler çok yoğun olduğu ve mesaili çalışma yapıldığı için iki hafta olan yıllık izinlerimizi bir hafta olarak kullandırmak istediler. Biz işçiler ise bu durumu kabul etmeyerek iznimizi iki hafta kullanmak için direnç gösterdik. İşçilerden gelen basınç nedeniyle işveren yıllık izinlerimizi iki hafta kullandırmak zorunda kaldı. İş yoğunluğu o derece fazla ki her yıl düzenli yapılan bakımlar bu yıl yapılmayarak ertelendi. Yazın yıllık izindeyken kriz ve dolardaki ani artış nedeniyle avanslarımızı yatıramayacaklarına dair bize mesaj attılar. Oysaki bırakın krizden etkilenmeyi biz sürekli mesaili çalıştığımız halde işler hep yetişmiyor ve yine yetişmiyordu.

Krizinin etkilerinin günden güne artmasıyla birlikte işveren işyerinde her fırsatta krizden, dolardaki artıştan bahsetti. Ve sonuç olarak işimize sahip çıkmamızı, özverili çalışmamızı öğütleyip durdu. Toplu sözleşme sürecinin yaklaşmasıyla birlikte işyerindeki tüm işçi arkadaşların gündemi sözleşme oldu. Her fırsatta bunu konuşuyoruz. Alım gücümüz düştükçe ve cebimizdeki para iyice yetmez oldukça bizim için toplu sözleşmeden elde edeceğimiz haklar daha bir önem kazandı. Diğer taraftan çevrede işten atmaları, çarşı pazarda artan fiyatları gördükçe işçi arkadaşlarımın moralleri bozuluyor. İşveren temsilcilerinin bu güne kadar her fırsatta köpürttüğü “kriz var, biz de etkileniyoruz” bombardımanının da etkisinde kalıyorlar. İşçi arkadaşlarım umutsuzluğa kapılmaya, “kriz var, bu süreçte çok da bir şey yapamayız, işçi çıkarmasın da gerekirse hakkımızı düşük alırız, ne yapalım…” diye konuşmaya başladılar. Bu düşünce tarzı tam da patronların istediği şeydir. Bir kez böyle düşünmeye başladık mı bunun sonu yok, sürekli taviz veren taraf biz oluruz. Oysa patronlar sürekli kâr ettiler ve şimdi kârlarından biraz ödün versinler, işçileri işten atmasınlar. Üstelik kriz bizim fabrikayı etkilemiş de değil. Yoğun bir şekilde çalışıyoruz. Toplu sözleşmede elde edeceğimiz yeni kazanımlardan vazgeçemeyiz. Arkadaşlarım işverenin kriz fırsatçılığı yaptığı konusunda bana hak veriyorlar. Ama aradan bir süre geçtikten sonra yine sıra sözleşmeye geldiğinde işçi arkadaşları benzer şekilde “ya nasıl olacak, ülkenin durumu ortada” diye umutsuzluk içinde buluyorum. Tekrar tekrar işverenin toplu sözleşmede bizi daha düşük haklara razı etmek için krizi kullandığını söylüyorum. Kaldı ki kendi sebep oldukları krizden etkilenip etkilenmemeleri patronların sorunudur.

İşte işverenler tam da benim çalıştığım işyerinde olduğu gibi fırsatçılık yapıyorlar. Patronlar sınıfının krizden etkilenip kârından zarar edeni de tam tersine zarar etmeyip kârını katlayanı da biz işçilere yüklenerek fırsatçılık yapıyorlar. Biz işçiler, yalanlarla üstü örtülemeyecek bir kriz varken “kriz yok” diyen egemenlere mi inanalım? Yoksa kârını günden güne katlarken “kriz de kriz” diye ağlayana mı inanalım? Biz işçi sınıfının patronların bu yalan bombardımanına karşı uyanık olması lazım. Gerçekleri ters yüz edip bizi en kötüye razı etmelerine izin vermemeliyiz. Biz işçilerin, egemenlerin oyununa gelmeyip mücadele etmek dışında ikinci bir çıkış yolumuz yok.

15 Aralık 2018






Son Eklenenler

UİD-DER Aylık Bülteni

Share this