Navigation

Buradasınız

Bir Mob Hikâyesi

Kısa bir süre önce bir markette işe başladım ve dikkatimi çeken durumlar oldu. Bunları sizlere de aktarmak istedim. İş herkesin bildiği gibi ekstra bir bilgi veya tecrübe gerektirmeyen bir iş. Yapılan işler; reyon toplamak, ortalığı süpürmek, kasaya bakmak, güvenliği sağlamak, stok sayımı yapmak, yerlere paspas ya da mob atmak. Kasada da öyle matematik falan bilmeye gerek yok. Müşteriden aldığın parayı yazıyorsun, kasa ne kadar para üstü vereceğini söylüyor zaten. Makro ekonomi bilgisi ya da iyi bir matematik lazım değil yani. Hal böyleyken insan zannediyor ki rahat rahat çalışacağım, kasılmayacağım işime bakacağım. Gel gör ki durum hiç de öyle olmuyor.

Kısa bir süre önce bir markette işe başladım ve dikkatimi çeken durumlar oldu. Bunları sizlere de aktarmak istedim. İş herkesin bildiği gibi ekstra bir bilgi veya tecrübe gerektirmeyen bir iş. Yapılan işler; reyon toplamak, ortalığı süpürmek, kasaya bakmak, güvenliği sağlamak, stok sayımı yapmak, yerlere paspas ya da mob atmak. Kasada da öyle matematik falan bilmeye gerek yok. Müşteriden aldığın parayı yazıyorsun, kasa ne kadar para üstü vereceğini söylüyor zaten. Makro ekonomi bilgisi ya da iyi bir matematik lazım değil yani. Hal böyleyken insan zannediyor ki rahat rahat çalışacağım, kasılmayacağım işime bakacağım. Gel gör ki durum hiç de öyle olmuyor.

Daha ilk görüşmede anlamıştım zaten işin o kadar da basit olmayacağını. Gittim iş görüşmesine ve ilk olarak sorumlu kişinin “niye tıraş olup resmi giyinmedin?” sorusuyla karşılaştım. Tabii “markette çalışacağım, ne resmi kıyafeti, ne tıraşı?” diyemedim. Sonra da klasik iş görüşmesi soruları sorulmaya başlandı: “Marketimizde kariyer yapmayı düşünüyor musun?”, “Okuldan sonra da devam edecek misin?”, “Neden biz?” gibi sorular soruldu. Ben de işe alınmak için mecbur istedikleri gibi cevaplayıverdim. Gülmeyin ama örneğin “okuldan sonra bizimle devam edecek misin?” sorusuna “Tabi ki, ben zaten okuduğum bölümü sevmiyorum, mümkünse burada kalıp sizin bünyenizde yükselmek istiyorum” dedim. Ama bir yandan da düşünüyorum: “Yahu arkadaş, markette çalışacağım ben, bu sorulara ne gerek var şimdi?” Kariyer diyor, gelecek diyor, biz kocaman bir aileyiz diyor… Neler vaat ediyor neler… Bu trajikomik görüşmeden çıktıktan sonra, “market için iş görüşmesi böyleyse daha büyük bir yere iş görüşmesine gidersem yandım ben” diye düşünerek uzaklaştım oradan. Biraz zaman geçti, sonra da bir tanıdık vasıtasıyla işe aldılar beni ve başladım çalışmaya. Yukarıda da dediğim gibi normal market işleri yapıyoruz. Koli indirip istif yapıyoruz, reyon diziyoruz, transpaletle yük taşıyoruz, kasaya bakıyoruz vs. Anlayacağınız her işi yapıyoruz. Hatta paranın ve ürünlerin çalınmaması için “güvenlik” görevini de biz yapıyoruz. Ben işe başlamadan önce birkaç kez hırsızlık olmuş ve yakalamışlar hırsızlık yapanları, sonra da depoya indirip dövmüşler. Bunu da kasıla kasıla anlatıyorlar. “Kimin malını koruyorsun kardeşim? Niye dövüyorsun insanları? Verdikleri üç kuruş para için değer mi bu yaptığınız?” diyemedim. Kızabilirsiniz bunları demediğim için, haklısınız, benim de içimde kaldı ve bir daha konusu açılınca söyleyeceğim.

Güvenlik işini yaptığımız gibi marketin temizliğini de biz yapıyoruz. Yerleri ve rafları siliyoruz, yerlere mob atıyoruz. Şimdi diyeceksiniz ki “bu arkadaş bunları neden anlatıyor?” Diyeyim size hemen. Yerlere mob atmaktan, fayansları silmekten gocunmuyorum elbette, yapıyorum, hatta en iyi ben temizliyorum. Çünkü zaten antrenmanlıyım bu konularda. Ama saydığım bu işleri yaparken, mesela paspas atarken çalışanlar birbirine “Ahmet Bey arka tarafa da paspas atar mısınız?”, “Bitince söyleyin Ayşe Hanım da arkanızdan mob atsın”, “Hakan bey rafları dizdiniz mi?” şeklinde hitap ediyorlar. Sanırsın ki lüks bir plazada toplantıdayız… Ama değil işte, markette paspas atıyoruz paspas! Bu sefer “ya arkadaşlar paspas atıyoruz, reyon diziyoruz, kan ter içinde kalıyoruz. Ne gerek var Bey’e, Hanım’a” dedim. “Biz kurumsal bir firmayız, böyle olması gerekiyor, kural budur” dediler. Beni de kattılar Bey’ler kervanına gidiyor bakalım nereye kadar…

Bir market bile olsa ki bu market büyük bir market, şimdi hakkını yemeyelim dişiyle tırnağıyla insanları sömürüp bu günlere gelmişler, hakkını vermek lazım. Fakat işin acı yönü şu ki, gencecik insanlar rekabete sürükleniyorlar, yapmacık ve karşılığı olmayan hitap şekilleri ile aralarındaki samimi arkadaşlık bağları kurulamıyor. Patronlar böyle sinsi oyunlarını oynayıp bizleri birbirimizden koparıyorlar ve örgütlü bir güç haline gelmemizi engelliyorlar. Bu anlattığım oyunun küçük bir parçası, patronların daha birçok oyunu var. Biz bunları UİD-DER sayesinde öğreniyoruz. Oyunlara gelmeyelim ve örgütlü bir şekilde mücadele edelim. O zaman dilimize pelesenk ettikleri beylerin de patronların da egemenlikleri, sömürüleri son bulur.

12 Kasım 2020

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Sermaye sınıfı palazlanırken, emekçiler ekonomik krizin ağır yükü altında eziliyor yani acı reçetenin bedelini ödüyor. Siyasi iktidar bugüne kadar “uçma” masallarıyla bu gerçeği gizlemeye çalıştı, yine çalışacak! Fakat durumu eskisi gibi idare...
  • Patronlar işçilerin haklarını gasp ediyor, sendikalı olmak isteyen işçileri işten atarak ya da ücretsiz izne çıkararak cezalandırıyor, kazanılmış tazminat haklarını ödemiyor. Bu duruma itiraz eden, hakkını arayan; ücretsiz izinlere ve işten atmalara...
  • Kadına yönelik şiddet artarak devam ediyor. Özgecanlar, Şuleler, Helinler, Emineler, Cerenler, Nadiralar, Gülistanlar, Pınarlar… son bulmuyor. Hayatlar kararıyor; “artık yeter” haykırışları, kadınların yardım çığlıkları, anaların, babaların,...
  • Systemair HSK, Özer Elektrik ve Baldur fabrikalarında işten atılan direnişçi işçiler, sendikaları Birleşik Metal-İş’le birlikte işten atma ve ücretsiz izin saldırılarına tepkilerini göstermek, seslerini duyurmak, taleplerini dile getirmek için 24...
  • Orta Amerika ülkesi Guatemala’da emekçi kitlelerin sabrı taştı! Hükümetin 2021 için hazırladığı bütçede kamu harcamalarında kesintiye gidilmesine öfkelenen emekçiler 21 Kasımda sokaklara döküldü. Sağlık ve eğitim başta olmak üzere kamu...
  • Geçtiğimiz günlerde Ekim Devriminin 103. yıldönümünde uidder.org’da yayınlanan “İşçiler Devrim Yaptı, Ayaklar Baş Oldu” programını heyecanla, coşkuyla takip ettik. Bu programı takip ederken sık sık içinde yaşadığımız sistemi, koşulları, Ekim Devrimi...
  • Dünyanın ve ülkemizin içinden geçmekte olduğu salgın hastalık süreci, birçok alanda olduğu gibi eğitim ve öğretim alanını da sekteye uğrattı. Milyonlarca öğrenci gibi ben de bu “yeni düzene” uyum sağlama konusunda ciddi sıkıntılar yaşadığımı...
  • Kriz ve koronavirüs salgınıyla birlikte tüm dünyada işçi ve emekçilerin yaşam ve çalışma koşulları daha da zorlaştı. Bu süreçten en çok etkilenenler ise sağlık emekçileri oldu. Egemenler yeterli güvenlik önlemlerini almıyor, yeterli işçi...
  • Ekonomik krizin etkilerini en ağır biçimiyle yaşadığımız malumunuz. Tablo gittikçe kötüleşiyor. Haklarımıza dönük saldırıların dozunu arttıran egemenler bir kez daha krizden çıkışın faturasını işçi sınıfına kesiyorlar. İlk olarak koronavirüs salgını...
  • “Evde kal” derler, ama kalamayız. İşçi işine gitmezse aç kalır, hasta olan hastaneye gitmezse ayağına ne doktor gelir ne yurtdışına uçup tedavisini yaptırabilir. Hastanedeyim. O sürekli tekrar ettikleri “maske, mesafe, hijyen” üçlüsünden maske...
  • Evvel zamanlardan birinde, bir çiftlikte duvardaki çatlaktan bakan fare, çiftlik sahibi ile karısının bir paket açtıklarını gördü. “İçinde yiyecek mi var?” derken, bir baktı ki paketten çıkan bir fare kapanıydı. Hemen bahçeye koşup alarm verdi: “...
  • Pandemi sürecinde siyasi iktidarın ve patronların salgını nasıl kullandıklarını, önlem alma konusunda ne kadar samimiyetsiz olduğunu defalarca gördük, görmeye de devam ediyoruz. Temizlik-mesafe-maske söylemini dillerinden düşürmezken, bağışıklık...
  • Ben bir işçiyim / Soyum belki Spartaküs/ Bilmem belki de Bedreddinlere uzanır./ Çalışırım yaşamak için/ Yarını görmek için bugün çalışmam gerek./ Yarının bugün gibi olmaması için / Bugün çalışmam gerek.

UİD-DER Aylık Bülteni