Navigation

Buradasınız

Doğanın Dengesini Bozan Kim?

İşçi Dayanışması Bülteni, No: 137
Ormanı, tabiatı, yeşiliyle; denizi, gökyüzü, sonsuz mavisiyle dünyamız müthiş güzellikte bir gezegen. Ancak hızlı bir biçimde değişen dünyamızda, yeşil ve mavinin yerini koyu, puslu bir grilik alıyor. İklim değişiklikleriyle doğanın dengesi geri dönüşsüz bir biçimde bozuluyor; seller, kuraklık, orman yangınları gibi çevre felaketleri sıklaşıyor. Peki, doğanın dengesi neden bozuluyor?

Ormanı, tabiatı, yeşiliyle; denizi, gökyüzü, sonsuz mavisiyle dünyamız müthiş güzellikte bir gezegen. Ancak hızlı bir biçimde değişen dünyamızda, yeşil ve mavinin yerini koyu, puslu bir grilik alıyor. İklim değişiklikleriyle doğanın dengesi geri dönüşsüz bir biçimde bozuluyor; seller, kuraklık, orman yangınları gibi çevre felaketleri sıklaşıyor. Peki, doğanın dengesi neden bozuluyor?

Dağların, denizin, toprağın bağrı deliniyor, maden ve petrol çıkarılıyor. Coşkun akan nehirlerin yönü değiştiriliyor, barajlar kuruluyor. Ormanlar yok edilerek yeni yerleşim bölgeleri kuruluyor, gökdelenler ve yollar inşa ediliyor. İnşaat yıkıntılarından asbest gibi zehirler etrafa yayılıyor. Çöp yığınları, fabrika atıkları toprağı, havayı ve suyu kirletiyor. Milyonlarca insanın yaşadığı kentler beton ormanları haline getiriliyor.

Sermaye sahipleri nasıl daha fazla kâr için işçileri iliklerine kadar sömürüyorlarsa, aynı şekilde doğayı da daha fazla kâr uğruna yağmalıyor, tarumar ediyorlar. Kâr ve zenginlik hırsıyla gözü dönen kapitalistler için ne insanın ne de bir parçası olduğu doğanın kıymeti vardır. Son yıllarda sıklıkla tanık olduğumuz felaketler bunun kanıtıdır.

Gediz Nehri kurudu. Akkuyu’da yapılan nükleer santralin temelinde çatlak oluştu. Pendik’te yapılacak Millet Bahçesi için yıkılan fabrikadan çevreye asbest yayıldı. Karadeniz’de inşa edilen otoyollar ve HES’ler nedeniyle oluşan seller nice can aldı. Dalaman’dan Fethiye Göcek’e, oradan Eskişehir ve Marmara Adasına uzanan ormanlar yangına teslim oldu… Bu felaketler, sadece birkaç örnek. Eskiden balık tutulan, yüzülen, Ege Bölgesinin sulamadaki en büyük can damarı olan Gediz Nehri, bugün sadece atık su kanalı işlevi görüyor. Organize sanayi bölgelerinin kimyasal atıklarını boşaltması sonucu nehir artık simsiyah akıyor. Bölgedeki kanser oranlarında ciddi bir artış var. 2018’de temeli atılan ve henüz inşası sürerken temeli iki kere çatlayan Mersin Akkuyu nükleer santralinin barındırdığı tehlikeye ne demeli? Santralin gelecekte nasıl felaketlere yol açabileceğini görmek için Çernobil ve Fukuşima’da yaşanan felaketler hatırlanmalıdır.

26 Nisan 1986’da Ukrayna’nın Pripyat kentindeki Çernobil Nükleer Santralinde reaktör patladı ve çevreye çok büyük miktarda radyasyon yayıldı. Felaket, güvenlik testlerinden geçemeyen reaktörlerin çalıştırılmaya devam ettirilmesinin bir sonucuydu. Egemenlerin yalanları patlamanın ve felaketin büyüklüğünün üzerini örtmeye yetmedi. Pripyat’ta ve yakın kentlerde yaşayanlar tahliye edildi. Ama tehlike Ukrayna’yı aşıyordu. Ukrayna’nın çok uzağındaki ülkelerde bile yüksek seviyelerde radyasyon olduğu tespit edildi. Yüzlerce insan yaşamını yitirdi, binlerce insanın yaşadığı kentler boşaltıldı. Karadeniz’de kansere yakalanan insanların sayısındaki artışın nedeni de bu felaketti.

Elbette bu felaket son olmadı. 2011’de Japonya’da yaşanan deprem ve tsunaminin ardından Fukuşima’da da nükleer “kaza” meydana geldi. Daiçi Nükleer Santralindeki reaktör eridi. Japon sermayedarlar da, önceliği kazayı örtbas etmeye ve gerçek radyasyon değerlerini gizlemeye verdiler. Ama felaket o kadar büyüktü ki bunu başaramadılar. Binlerce insanın hayatını kaybettiği kazada, yüz binlerce insan havaya, toprağa ve suya yayılan radyasyona maruz kaldı ve bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Radyasyonun suya, havaya karışması, kanser vakalarının sıçramalı bir şekilde artması nedeniyle panik yaşayan, yaşamları alt üst olan, sevdiklerini, sağlıklarını kaybeden insanlar santrali çalıştıran iktidara tepki gösterdiler. Japon yetkililerse bu tepki karşısında insanları tehlikenin çok da büyük olmadığı yalanına inandırmak için kameraların önünde su içerek şov yaptılar. Tıpkı Çernobil’den sonra kameraların karşısında çay içen, “zaten radyasyon kaynayınca geçiyor” diyen Türkiyeli siyasiler gibi…

Dağların, denizin, toprağın bağrı deliniyor, maden ve petrol çıkarılıyor. Coşkun akan nehirlerin yönü değiştiriliyor, barajlar kuruluyor. Ormanlar yok edilerek yeni yerleşim bölgeleri kuruluyor, gökdelenler ve yollar inşa ediliyor. İnşaat yıkıntılarından asbest gibi zehirler etrafa yayılıyor. Çöp yığınları, fabrika atıkları toprağı, havayı ve suyu kirletiyor. Milyonlarca insanın yaşadığı kentler beton ormanları haline getiriliyor. Açık ki yaşanan felaketler bir “doğa olayı”, “kaza” değildir. Doğanın dengesini bozan kapitalizmdir, yaşanan yıkımın ve tahribatın tek sorumlusu bu sömürü düzenidir!

İşte bu nedenle çarpıtmalara karşı uyanık olmalı, gerçekliklerin farkına varmalıyız. Doğamızı ve yaşamımızı kurtarmak için önce kapitalizmden kurtulmalıyız.

25 Ağustos 2019

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Pandemiyi işçilerin haklarını gasp etmenin fırsatına çeviren patronların elindeki en kullanışlı silahın Kod 29 olduğunu sürecin başından beri vurguluyoruz. Zaman içinde emekçilerin gözünde teşhir olan Kod 29’a yönelik Aile, Çalışma ve Sosyal...
  • Pandemi süreci başladığından beri Kod 29 ile işten çıkarılan işçilerin sayısı 200 bini buldu. İşçi sınıfına karşı genel bir saldırıya dönüşen Kod 29’a karşı mücadele sürüyor. İstanbul’da PTT, Sinbo, Tur Assist ve Bayrampaşa Belediye işçileri,...
  • İnsan, toplumsal iletişim aracı olarak dil ve yazının yanı sıra sembollere de başvurur. Semboller duygu, düşünce ve hayalleri etkili şekilde anlatabilmenin, toplumsal aidiyet duygusunu güçlendirmenin aracıdır. Döneme, coğrafyaya, kültüre göre...
  • AKP’li belediye yönetimi tarafından işten atılan İstanbul Bayrampaşa Belediye işçileri hakları için mücadele ediyor. Aralarında işyeri temsilcilerinin de bulunduğu pek çok işçi, 30 aydır gasp edilen toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını talep...
  • Geçtiğimiz ay genç Sarah Everard isimli genç bir kadının bir polis tarafından kaçırılıp öldürülmesinden bu yana İngiltere’de polise, sağcı hükümete ve sisteme olan öfke giderek büyüyor. Haftalardır İngiltere’nin çeşitli kentlerinde eylemler ve...
  • Sendikalı oldukları için Kod 29 bildirimiyle tazminatsız işten atılan, aralarında PTT-Sen yöneticilerinin de olduğu işçiler, haklarını almak mücadelelerini sürdürüyor.
  • Emekçi kadınların ekmek ve gül mücadelesinin sembolü olan 8 Mart’ı geride bıraktık. “Emekçi Kadın: Direncin ve Değişimin Öyküsü” yayın akışımızın gösterdiği gibi; işçi sınıfı ve onun bir parçası olan emekçi kadınlar dirençleriyle, mücadeleleriyle...
  • Hayat, toplum, dünya, insan, her şey ve herkes bir değişim ve dönüşüm içinde. Değişim hayatın gerçeği, olmazsa olmazı. Oysa ne çok duyar ya da söyleriz şu cümleleri: “Hiçbir şeyin değişeceğine inanmıyorum”, “İnsanların değişeceğine inanmıyorum”, “...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi, Türkiye’de 2013 ilâ 2020 yılları arasında gerçekleşen intiharlara ilişkin bir rapor yayınladı. Rapora göre son sekiz yılda en az 502 işçi ve emekçi intihar ederek hayatına son verdi. İSİG Meclisinin...
  • Siyasi iktidar geçtiğimiz yıl Nisan ayında, işçilerin yaşamını zehir eden sözde işten atma yasağıyla birlikte kısa çalışma ve ücretsiz izin uygulamasını başlatmıştı. Nisan 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında 3 milyon 800 bin işçi Kısa Çalışma Ödeneği...
  • 30 yaşında üniversite mezunu bir işsiz kadın arkadaşımız KPSS’den barajın üstünde puan aldıktan sonra devlet memurluğuna başvuru için klavye kursuna gidiyor. Anlattıkları milyonlarca gencin hikâyesi. Bin bir hayalle üniversiteden mezun olduktan...
  • Fırat Eroğlu henüz 17 yaşındaydı, uzun kirpikleri, kara gözleriyle şirin mi şirin bir delikanlıydı. Motokurye olarak çalışıyordu. Ne yazık ki her gün iş kazalarında yaşamını yitiren onlarca işçiden biri oldu gençliğinin baharında. UİD-DER’li...
  • Kapitalistler sadece çeşit çeşit mallar, ürünler satmaz, olağanüstü başarı hikâyeleri de satarlar. Amazon, Microsoft, Disney, Apple, Tesla… Ya da yerli hikâyeler? Sabancı, Zorlu Holding veya Acun Medya… İmkânsızlıklardan doğan bu başarı...

UİD-DER Aylık Bülteni