Navigation

Buradasınız

“Girelim Selia, Haydi Hatice”

Ağustos 2011, No: 41

Biri Arjantin’de, biri Türkiye’de. İkisi de tekstil işçisi, ikisi de kadın. Birinin adı Selia, öbürünün adı Hatice. Selia’nın çalıştığı fabrikanın adı Brukman. Brukman’ın patronu 2001 krizinde fabrikayı borç batağı içerisinde bırakarak ülkeden kaçmış. Hatice’nin çalıştığı fabrikanın adı Reha Tekstil. Reha Tekstil patronu örgütlenerek fabrikaya sendikayı sokan işçileri toplu olarak işten atmıştı. Yıl 2001, 2002. Patronların aşırı kâr hırsı yüzünden çıkarttıkları kriz dünyayı kasıp kavuruyordu. Tonlarca gıda maddesi depolarda çürüyor, milyonlarca işçi ve ailesi ise açlığın pençesinde kıvranıyordu. Dünyanın dört bir yanında bacaları tütmeyen fabrikalar vardı. Makineler susmuş, onlara can veren işçiler açlığa terk edilmişti. Patronlar, su almaya başlayan gemileri terk eden fareler gibi fabrikalarını bırakıp kaçmışlardı. Selia da Hatice de fabrika önünde biriken işçilerin en önündeydiler. Ve omuzlarında ağır bir yük vardı. İlk adımı onlar atacaklardı. Attılar da… Çünkü onların ortak bir yanı vardı. Kendileri bunun farkında olmasalar da ikisi de birer öncü işçiydiler.

Ben Reha Tekstil işçileri işten atıldıklarında sınıf dayanışması için fabrikanın önündeydim. Hatice ve diğer Reha Tekstil işçileri ile o gün fabrikayı işgal ettiklerinde tanışmıştım. Selia ve Brukman işçilerini ise derneğimiz UİD-DER’in Aydınlı temsilciliğinde “Brukman Kadınları” isimli belgeseli hep birlikte izleyince tanıdım. Belgeseli izlerken Arjantinli işçi kardeşlerimizle sorunlarımızın da çözümlerimizin de aynı olduğunu yine gördük. Ve hep birlikte mücadele ettiğimizde nasıl da her şeyin değişebileceğini, beraberce ürettiğimiz gibi kardeşçe paylaşabileceğimizin de bir örneğini gördük.

Selia isimli öncü kadın işçi fabrikaya girmeye çalıştıkları o anda içinden geçenleri daha sonra şöyle anlatıyor: “Ben en öndeydim. Omuzlarımda ağır bir yük hissediyordum. İçim bir sıcaklıkla doldu. Arkadaşlarıma doğru döndüm ve gerçekten girmek istiyor musunuz diye sordum. Çiti ittim ve içeri girdik. Biz de bilmiyoruz ki nasıl yaptığımızı…”

Hatice ise şöyle dile getiriyor yaşadıkları benzer süreci: “Biz sabah saat 8’de işbaşı yapıyorduk. Geçen yıl bir Pazartesi günü fabrikanın önüne geldiğimde kapının girişinde karşılıklı duran iki güvenlikçi vardı. Aralarından geçerken çok korkmuştum. Bizi korkutmak için her yolu deniyorlardı. Bellerinde copları vardı. Onların saatleri sabahları ileride akşamları ise geride olurdu. Birkaç gün sonra anladık ki patron bizim fabrikaya sendika getirmek istediğimizi haber aldıktan sonra güvenlik elemanları almış. Biz bu güvenlik elemanlarına kendi aramızda ‘minik’ diyorduk. Ama açıkçası bugüne kadar hepimiz, özellikle kadın işçiler onlardan korkuyorduk. Hepimiz karınca sürüsü gibi kapının önüne doğru birikmiştik. Demir kapının fabrika tarafında yüzlerce polis vardı. Kapının dibinde iki güvenlikçi, yani ‘minikler’ vardı. Demir sürgülü kapının çekme kısmını bir tarafından ben tutuyordum, bir tarafını güvenlikçi tutuyordu. Başımı arkadaşlarıma doğru çevirdiğimde herkesin içeri girmek için kararlı olduğu gözlerinden okunuyordu. Kalabalığın içinden biri ‘hadi Hatice’ diye bağırdı. Kapıya doğru döndüm. İki elimle sürgülü kapıyı ittirdim. Kapı gürültüyle açıldı. Ben tek başıma açmadım o kapıyı. Hep birlikte açtık. Biz kol kola girdiğimizde karşımızda hiçbir gücün duramayacağını yaşayarak gördüm. Ama bunları nasıl yaptığımızı ve yapabileceğimizi biz de bilmiyorduk ki…”

Arjantinli Selia ile Türkiyeli Hatice’nin birbirlerine iki kardeş gibi benzemeleri size ilginç mi geliyor? Gelin bunun nedenini UİD-DER Sinema Kolu’nun bizler için seçtiği filmleri izleyerek çözelim. İşçi sineması tadındaki film etkinliklerini kaçırmayalım. Tıpkı diğer etkinlikler gibi…

UİD-DER işçilerin bilinçlenmesi ve örgütlenmesi için etkinlikler düzenliyor. İşçilerin verdikleri mücadeleleri anlatan film ve belgeselleri ancak UİD-DER gibi bir işçi örgütü bize ulaştırabilir. UİD-DER işçilerin örgütlemesi ve bilinçlenmesi için yaşanmış deneyimleri dipte köşede bile olsa bulup çıkarıyor. UİD-DER’in düzenlediği seminer, film ve belgeselleri kaçırmayın. Hakları için mücadele yolunu seçen Brukman ve Reha Tekstil işçilerinden Selia ve Hatice bir gerçeği bize çok güzel anlattılar. Mücadele öğretir, geliştirir ve örgütler.

14 Ağustos 2011

UİD-DER Aylık Bülteni

Son Eklenenler

  • 25 Mayısta ABD’de siyah derili bir emekçi olan George Floyd’un ırkçı nefretle katledilmesi, ülkenin dört bir yanında gerçekleştirilen eylemlerle protesto edilmeye devam ediyor. ABD’li emekçilerin adalet haykırışları çok sayıda ülkeye yayılmış...
  • Lübnanlı işçi ve emekçiler 17 Ekim 2019’da bir isyan başlatmış, yoksulluğa, yolsuzluklara ve işsizliğe karşı aylarca mücadele etmişlerdi. Başbakan Saad el-Hariri’nin istifa etmesini sağlayan işçiler, yeni başbakan için de “eski düzenin yeni...
  • İşçi sınıfının ozanı Nâzım Hikmet 3 Haziran 1963’te sonsuzluğa uğurlandı. O, 61 yıllık ömründe hangi renkten, hangi dilden, hangi ırktan olursa olsun büyük işçi sınıfı ailesinin yaşamını ve mücadelelerini anlatan şiirler, oyunlar ve romanlar yazdı....
  • Koronavirüs nedeniyle Nisan ayı başlarında 20 yaş altındaki gençlere sokağa çıkma yasağı getirildi. Kayıtlara göre Türkiye’de 20 yaş altı 26,9 milyon genç var. Bu gençlerin 1 milyon 385 bini genç ve çocuk işçilerdir. Bu genç ve çocuk işçilerin 470...
  • Korona günlerinin vazgeçilmezi, alışveriş listelerimizin gözdesi, bu zor günlerimizde soframızdan eksik etmediğimiz makarna... İhtişamlı zengin sofralarının yalnızca süsü, yoksul sofralarımızın ise ana yemeği makarna… Faydalarını sayarak...
  • ABD’de Minneapolis’te bir polisin George Floyd’u katletmesinin ardından protestoların ve gösterilerin devam ettiği günlerde, benzer bir cinayet de Toronto’da yaşandı. Regis Korchinski-Paquet adında 29 yaşında bir siyah kadın evinin balkonundan aşağı...
  • Örgütlü ve sınıf bilinçli mücadeleci işçiler, insanlığın özgürlük dolu bir dünya kurması için çalışıp didiniyor. Bizler, yürüdüğümüz bu yolda tarihin dehlizlerinde saklı dersleri bulup gün yüzüne çıkartmanın, bugünün genç işçi kuşaklarını geçmişiyle...
  • Bugün 2 Haziran… İşçi sınıfının sömürüsüz, sınıfsız, savaşsız bir dünya kurma kavgasının namuslu kalemlerinden Orhan Kemal’in 50. ölüm yıldönümü. Orhan Kemal, 2 Haziran 1970’te hayata gözlerini yumduğunda, geriye tepeden tırnağa onurlu bir hayat...
  • Bir Kızılderili atasözü der ki;/ “Son ırmak kuruduğunda/ Son ağaç yok olduğunda/ Son balık öldüğünde/ Beyaz adam / Paranın yenmeyen bir şey olduğunu anlayacak.”/
  • Her işin başı sağlıktır. “Sağlık olsun da gerisi hallolur” deriz hani. Peki, nedir sağlık? Sağlık, “sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, bedence, ruhça ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olmak” şeklinde tanımlanıyor. O halde sağlık...
  • Zaman ilerliyor, bilim ve teknoloji gelişiyor. İnsanlık uzayın derinliklerinde yeni gezegenler keşfediyor. Bir tuşla dünyanın başka ucuna kitaplar dolusu bilgi gönderiyor, kilometrelerce ötedeki biriyle görüntülü konuşulabiliyor. Makineleşmenin...
  • Bağışıklık sistemi, bir canlıyı hastalıklara karşı koruyan mekanizmadır. Sistem, canlı vücudunda virüslerden parazitlere vücuda giren veya vücutla temasta bulunan her yabancı maddeyi taramadan geçirir ve onları, canlının sağlıklı vücut hücrelerinden...
  • Merhaba dostlar, bu özlem dolu günlerimizde UİD-DER birliğimizden, ailemizden bahsetmek istiyorum. Özellikle de bugünlerde çoğumuz UİD-DER’in kıymetini ve içinde bulunduğumuz sürecin ilerleyişini çokça düşünmüştür. Uzak gibi görünsek de buluşmaya,...