Navigation

Buradasınız

İşçi Dayanışması Dilsiz Bırakılan İşçilere Dil Oluyor

İşçilerin yaşamını, sorunlarını ve bu sorunlara karşı mücadelesini yıllardır işçilere taşıyan İşçi Dayanışması gazetemizin 150. sayısı çıktı. Bu sayıda öne çıkan başlıklardan biri de, İşçi Dayanışması okurlarından gelen kutlama mesajlarının yer aldığı “İşçi Sınıfının Sesi, Gerçeğin Dili, Tarihin Köprüsü” bölümü oldu kuşkusuz. Her bir mesajda, işçilerin ellerinde yükselen İşçi Dayanışması’nın kıymeti ve önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Tam da başlıkta belirtildiği gibi, İşçi Dayanışması yayın hayatına başladığından beri işçi sınıfının sesi, gerçeğin dili oldu.

İşçilerin yaşamını, sorunlarını ve bu sorunlara karşı mücadelesini yıllardır işçilere taşıyan İşçi Dayanışması gazetemizin 150. sayısı çıktı. Bu sayıda öne çıkan başlıklardan biri de, İşçi Dayanışması okurlarından gelen kutlama mesajlarının yer aldığı “İşçi Sınıfının Sesi, Gerçeğin Dili, Tarihin Köprüsü” bölümü oldu kuşkusuz. Her bir mesajda, işçilerin ellerinde yükselen İşçi Dayanışması’nın kıymeti ve önemi bir kez daha ortaya çıkıyor. Tam da başlıkta belirtildiği gibi, İşçi Dayanışması yayın hayatına başladığından beri işçi sınıfının sesi, gerçeğin dili oldu. Geçmişi bugüne bağlayarak mücadelemize umut oldu. Gelecek mücadelelere bizleri hazırlayarak yolumuza ışık oldu, olmaya da devam edecek.

İşçi Dayanışması bültenimizi anlatırken gururla ifade ettiğimiz bir gerçeklik var; bültenimiz tepeden tırnağa işçiden işçiye işçinin diliyle hazırlanıyor. İşçinin dili yani gerçeklerin sınıfımızın penceresinden süzülerek ifade edilmesi, böylesi bir dönemde o kadar önemli ve kıymetli ki. Çünkü insan kendini ifade etmek için dile ihtiyaç duyar. Ve dil, öyle dudaklarımızdan dökülen kelimeler yığını değildir. Kullanılan sözcükler, üslup ve dil hangi sınıfın parçası olduğumuzu da yansıtır. Tarafımızı yansıtır. Hayata karşı aldığımız tutumu yansıtır. Bugün çok daha açık bir biçimde görülüyor, sermaye medyasının uğursuz rolü. Hemen her konuda iki “seçenek” sunulup, birinin arkasında taraf olmamız, tutulan tarafı da cansiperane savunmamız isteniyor. Kimsenin sorumluluğu üzerine almadığı, tüm suçun yaratılan iç ve dış düşmanlara atıldığı tartışmalar yürütülüyor. Televizyon ekranlarından zihinlere kazınan bu tartışmalar, ertesi gün fabrikalarda, mahallelerde, kahvelerde, evlerde aynı üslup ve dille sürdürülüyor. Düşmanlaştırmanın, yapay kutuplaşmanın ve nefretin dili emekçileri bölüp parçalayarak patronlar sınıfına hizmet ediyor.

Bir şiirinde bu duruma dikkat çeken Yaşar Kemal; “Bir dil bulacağız; her şeye varan, bir şeyleri anlatabilen. Böyle dilsiz, böyle düşmanca, böyle bölük pörçük dolaşmayacağız bu dünyada” diye yazıyor. O dil, gerçeğin dilidir, işçi sınıfının sesidir. İşçi sınıfına ses olan, gerçekleri anlatan ve daha fazla sayıda işçinin bu gerçekleri kavrayıp özümsemesi için yoluna emin adımlarla devam eden İşçi Dayanışması; Nice sayılara! Bölünen, parçalanan ve tek başınalık yanılgısıyla birbirinden uzak duran dilsiz işçilere dil olmaya devam edeceksin, biliyoruz. Yaşadığımız tüm sorunların kaynağında bu sömürü düzeninin yattığı gerçekliğini anlatmayı, dünya işçi sınıfının sesini ve mücadelesini sayfalarında birleştirmeyi sürdüreceksin. Bizler de, seni daha iyi anlamak, daha iyi anlatmak ve daha fazla sayıda işçiye ulaştırmak için çabalayacağız. Sen işçilerin ellerinde gerçeklerin dili olurken, biz de bu gerçeklerin ışığında mücadeleye çağırdığımız işçilere rehber olacağız. Dilimiz de yolumuz da açık olsun!

1 Ekim 2020

Sınıf, Emek, Tarih, Yaşam

Sınıfın Penceresinden

  • Binlerce yıl ötelerden günümüze uzanan yapılar, aslında bizlere emeğin serüvenini anlatır. Tüm zenginlik doğanın ve emeğin ürünüdür. Emektir doğadaki zenginliği işleyip dönüştüren. Ta Firavunların Mısır’ından Roma’ya, Hindistan’dan Korkunç İvan’ın Moskova’sına kadar… Dillere destan olmuş şehirleri kuran emektir. Piramitler, saraylar, kanallar, katedraller, sarnıçlar, kemerler, tapınaklar… Emektir bugünün insanını dahi hayrete düşüren tüm bu yapıları yaratan yegâne güç!
  • İnsanlar var olalı beri emek harcadılar, ürettiler, üretiyorlar. Beslenmek, barınmak ve hayatta kalmak çok zordu. Doğa hem bütün ihtiyaçları barındırıyordu ama hem de bunlara ulaşmak ciddi bir emek gerektiriyordu. Çeşitli aletlerin yardımıyla kendi güçlerini kullanan insanlar, zamanla doğada var olan suyun, hayvanların, rüzgârın gücünü kullanmayı keşfettiler. Böylece ihtiyaçlarını üretmek, yaşamlarını sürdürmek çok daha kolay oldu. İnsanın üretim sürecindeki gelişimi hep devam etti. Üretim sürecine makineler girdi, ilk makineler…
  • Kadına yönelik şiddet, kadın cinayetleri durmaksızın artarken emekçi kadınlar aynı sorulara cevap arıyor: Kadına yönelik şiddetin önüne neden geçilemiyor? Şiddet neden artıyor? Siyasi iktidarın temsilcileri şiddetin nedeninin eğitimsiz, cahil, vicdansız, merhametsiz, öfkesini kontrol edemeyen, ailevi ve ahlâki değerlere sahip çıkamayan kişiler olduğunu söylüyor. Erkekleri vicdanlı ve merhametli olmaya çağırıyorlar. Söylenen sözler ilk anda kulağa hoş gelebilir ama kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin artmasının sebebi tam da siyasi iktidarın aileyi korumak adına kadınların haklarına saldırması ve erkek egemen zihniyeti körüklemesidir.
  • George Floyd, “nefes alamıyorum” diye inliyordu ama ırkçı polis umursamadı ve onu acımasızca öldürdü. Floyd’a yapılan bu muamele, kara derililerin değişmeyen kara bahtı, bitmeyen çilesidir. Yüzlerce yıl boyunca Afrika’dan Amerika’ya köle olarak satıldılar bir hayvan ya da bir eşya gibi. İnsan yerine konmayan, aşağılanan, horlanan siyahlar onlarca kez isyan ettiler ve sonunda 1861’de başlayan Amerikan İç Savaşı sonrasında kölelikten kurtuldular. Özgürlüklerine kavuşan siyahların gözleri daha bir ışıl ışıl parlamaya başladı. Ne var ki, o umutlu bakışlardaki ışıltı çok geçmeden solduruldu, tam bir vahşetle karşı karşıya bırakıldılar.
  • Siyasi iktidarın temsilcileri halkın gözüne baka baka yalan söylüyor, bunu da politik uyanıklık ve iş bilme olarak pazarlıyorlar. Gülerek liranın dolar karşısında değer kaybetmesinin halkı ilgilendirmediğini söyleyen Bakan Albayrak, belli ki milyonları istediği gibi aldatabileceğini düşünüyor. Şüphe yok ki bu konuşmanın ardında kibir ve emekçileri aptal yerine koyma vardır. Enflasyon ve işsizlik verilerinin çarpıtılması da aynı bakış açısının ürünü değil mi?

Son Eklenenler

  • Yıl 1963. İstanbul’un İstinye semtinde bir Kablo fabrikası: Kavel! Kavel işçilerinin çalışma koşulları ağır, ücretler düşük ve patron ikramiyeleri kırpmak istemektedir. İşçilerin buna razı olmaması karşısında baskıyı arttıran patron işçi...
  • Türkiye’de ilk koronavirüs vakasının görülmesiyle birlikte İşçi Dayanışması sayfalarında pek çok kez bu salgının işçi haklarına yönelik saldırıların bahanesi ve örtüsü haline getirileceğine dikkat çektik. İşçilerin bu konuda uyanık olmasının önemine...
  • İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi, 2020 Tersane Gemi Sektöründe İş Cinayetleri Raporunu Limter-İş Sendikasına üye tersane işçileriyle birlikte Tuzla İçmeler Köprüsü üzerinde bir basın açıklamasıyla duyurdu. “İş cinayetlerine, salgına,...
  • Kapitalist sistemin küresel krizi, küresel ısınma ve iklim değişikliği, koronavirüs salgınının kısa zamanda küreselleşmesi, Ortadoğu’da yoğunlaşan Üçüncü Dünya Savaşı… Bir çırpıda art arda sıraladığımız bu başlıktaki sorunlar tüm insanlığı derinden...
  • Baskıcı molla rejimi altında iyice nefessiz bırakılan İranlı işçiler, Aralık ayından bu yana neredeyse 250 grev ve protestoya imza attılar. İranlı sınıf kardeşlerimiz her geçen gün mücadeleyi büyütüyorlar. Öğrencilerin, sağlık emekçilerinin,...
  • DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş ile patron örgütü MESS arasında süren toplu iş sözleşmesi (TİS) süreci devam ediyor. ABB Power Grids, Schneider Enerji, Schneider Elektrik, Grid Solutıons Enerji ve Arıtaş Kriyojenik işyerlerinde çalışan 1900 işçi, TİS...
  • Bir tarafta Aralık ayı için açıklanan yüzde 14,6 resmi enflasyon oranı, diğer tarafta tüm emekçilerin bildiği, evlerini ve ceplerini yakan gerçek hayat pahalılığı… Bir tarafta asgari ücret zammı, bir tarafta neredeyse her gün, her şeye gelen “fiyat...
  • “Pusulası olmayan toplum ve sınıflar meçhule giden bir gemi gibidir.” Böyle yazıyordu İşçi Dayanışması gazetemizin 153. sayısındaki başyazısında. Bu kısacık cümle ne kadar da çok şey anlatıyor değil mi? Gerçekten de pusulası olmayan milyonlarca işçi...
  • Yıllardır her sonbaharda grip aşısı yaptırıyordum. 2020’nin Ekim ayının son günlerinde Aile Sağlık Merkezine gittim. Kapının dışında uzun mu uzun bir insan kuyruğa vardı. Kimse birbiriyle konuşmuyordu. Aralarında en az beş adım vardı. Sıra bana...
  • Kapitalizm eşitsizliğe ve adaletsizliğe dayalı bir sistemdir ve kaç zamandır bağrında biriken büyük sorunlar patlıyor. Bu sistem alabildiğine çürümüş ve çıkmaza saplanmıştır. Tam da bu yüzden en küçük sorunu bile çözemiyor. Tersine, küresel...
  • Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçtiğimiz günlerde Ekim 2020 dönemi için işsizlik verilerini açıkladı. Rakamlarla oynayarak istediği değerleri elde etme konusunda ustalaşan TÜİK, mucizesini yine gösterdi. Açıklanan verilere göre 15 ve üzeri...
  • Kalyon Holding’in İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Ziraat Kuleleri inşaatında çalışan işçilerin öğle yemeğinden hamamböceği çıktı ve işçiler bu durumu protesto etti. Şantiyede tüm uyarılara karşın düzeltilmeyen kötü koşullara duyulan öfke...
  • Hükümetin medya kalemleri aralarında işbölümü yapmış; kimisi tetikçi, kimisi akıl hocası, kimisi muhalif olanlara karşı karalama görevini üstlenmiş. Bazıları da yılın 365 günü “emekliye müjde” başlığıyla her gün gazetede, televizyon ekranında,...

UİD-DER Aylık Bülteni